etiket - devrim'in simgesi (bölüm 6)

    13
    utopikbeyin 21.2.2018 18:59

    kız yavaş yavaş gözlerini açtı. başını kaldırıp etrafı algılamaya çalıştı. bembeyaz bir odanın ortasındaki sandalyeye bağlanmıştı. bu beyazlık gözlerini kısmasına sebep oldu. neler olduğunu hatırlamaya çalıştı. bir kamera hatırlıyordu. ağaç. polis. karanlık. başını iki yana sallayıp artan baş ağrısını savuşturmaya çalıştı.

    odanın kapısı açıldı ve içeriye üç polisle birlikte elinde dosya olan beyaz önlüklü bir kadın girdi. kız dikkatle onları inceledi. kadın oldukça mesafeli ve soğuk duruyordu. kızın kafasını kaldırdı.

    "başını sabit tut." önlüğünün cebinden küçük, ince bir lamba çıkardı ve kızın gözlerine ışık tuttu. "başını hareket ettirmeden gözlerinle ışığı takip et."

    kız dediğini yaptı. lambayı söndürüp cebine koydu. koltuğunun altına sıkıştırdığı dosyayı alıp bir şeyler yazdı.

    "neredeyim ben?" kızın sesi kendisinden beklenmeyecek kadar kısık ve orantısız çıkmıştı. oturduğu yerde dikleşmeye çalıştı ve hızlıca boğazını temizledi.

    "en son olmak isteyeceğin yerde." dedi kadın.

    kız anlayamayan gözlerle kadına baktı. hala tam olarak ayılamamıştı.

    "ne oldu?" diye sordu kız.

    "merak etme. her şey sana anlatılacak." dedi ve arkasını dönüp peşinde üç polisle birlikte çıktı.

    kız bir süre etrafına baktı. bu beyaz oda midesini bulandırmıştı. kapı tekrar açıldı ve içeriye beş polis girdi. kızın sandalyenin kollarına bağlı olan ellerini çözüp arkasından kelepçelediler.

    kız alayla sordu. "bir kişiye karşı beş kişi ha? düşünceden bu kadar mı korkuyorsunuz?"

    kızı sertçe yerine oturttular. kız her birinin yüzüne tek tek bakarken kapı tekrar açıldı. içeriye takım elbiseli, ifadesiz bir adam girdi. tehlikeli bir sakinliği vardı.

    adam elini uzattı. "merhaba küçük kız. tanışmamıştık sanırım."

    kız sahte bir mahcubiyetle ellerinin kelepçeli olduğunu gösterdi. "kusuruma bakmayın artık."

    adam polislere döndü. "çözün kızın ellerini! ben sizi böyle mi eğittim?"

    "ama efendim siz söyle..."

    "kapat çeneni ve dediğimi yap!"

    polis hemen kızın kelepçelerini çıkardı. neler olduğunu anlamamıştı. sürprizlerden hoşlanmadığı kasılmış vücudundan anlaşılıyordu. kız bileklerini ovuştururken zafer kazanmışçasına polislere baktı.

    adam yavaşça sandalyede oturan kıza yaklaştı. "benim adım murat."

    "ismim yok." dedi kız.

    adam şaşırmıştı. "şaka mı?"

    "değil. annem ve babam bana sadece 'kız veya kızım' diye sesleniyorlardı."

    "pekala isimsiz kız." kızın yüzünün hizasına gelmek için çömeldi. küçük bir çocukla konuşur gibiydi. "ne işin vardı büyük ağabeylerin arasında? senin, evinde oturup canlı yayını izlemen gerekmiyor muydu?"

    kız kaşlarını hafifçe çatarak adama baktı. bir şeyi hatırlamaya çalışıyordu. ardından o garip hissi kafasından atmak için başını hızlıca iki yana salladı.

    "size göre öyle olması gerekiyordu. ancak daha sonra kendi fikirlerimin daha önemli olduğuna karar verdim."

    "kanunlara karşı geldiğin için mahkemeye çıkacağını biliyorsun değil mi?"

    "daha iyisini biliyorum. suçlu bulunacağım değil mi?"

    adam gülümseyerek başını salladı. "aferin sana küçük kız. adalet kavramını böylesine güzel bilmen hoşuma gitti doğrusu."

    kız tek kaşını kaldırdı. "adalet mi?"

    adam teslim olurcasına ellerini havaya kaldırdı. alaycı tavrını sürdürüyordu. "tamam, tamam. teslim oluyorum. benim adaletim diyelim. ayrıca o kadar da kötü değilimdir." polislere baktı. "değil mi çocuklar?"

    polisler pis bir gülüşle onayladılar. bu durum kızı ürpertmişti. ancak ürpertiden daha yoğun bir duygu başından beri kızın aklını kurcalıyordu. adamın yüzü gittikçe tanıdık gelmeye başlamıştı. adam da bunu anlamış olacak ki gözlerini yarım saniye daha fazla kapalı tutarak kızın sessiz sorusuna aynı şekilde yanıt verdi. başkasının anlayamayacağı ama ikisinin arasında belirgin olacak kadardı.

    adam ayağa kalkıp polislere döndü. "hadi siz gidin. benim bu küçük kıza vermem gereken başka haberler de var. işinizin başına dönün."

    polisler bir bir odadan çıkarken kızın gözleri hala adamın üzerindeydi. adamdan gelen onaylamayı gördükten sonra hafızasını daha da zorlamıştı. adam kapıyı kapattıktan sonra kıza döndü.

    kız şaşkınlıkla sordu. "burak?"

    burak kravatını gevşetti ve gülümsedi. "hiç tanımayacaksın sandım."

    kız şaşırmıştı. "ne işin var senin burada? bu insanlarla? neyin peşindesin?"

    adam ellerini cebine soktu. "bir şeyin peşinde değilim. benim işim bu."

    "işin doğru insanları tutuklamak mı?"

    adam başını salladı. "bu işlerin nasıl yürüdüğünü biliyorsun."

    "biliyorum ancak seni ağacın altındaki konuşmamızdan beri görmedim. nasıl buralara geldin?"

    "pek şaşılacak bir şeyi yok. kendim istedim. zaten çok küçük yaşta isteyenleri kampa alıp eğitiyorlardı. o zamanlar benim için geçti ancak istek az olunca mecbur aldılar. pişman da olmadılar. en üstün dereceyle ayrıldım ve buralara kadar geldim."

    kız tiksintiyle adama baktı. "aynı safta olduğumuzu sanıyordum."

    "şu anda şok makinesine girmen gerektiği halde girmediğini varsayıyorsak hala doğru safta olduğumu sanıyorum."

    kız rahatlayarak derin bir nefes verdi. "haklısın. senden şüphelenmemeliydim özür dilerim." eli ensesine gitti. "ne oldu?"

    "sen örgütlenmekten bahsettin ama tam bir devrim yarattın kızım. dışarıda büyük bir isyan var. seni etiketleme odasına sokacaklar ve uzun bir süre orada kalabilirsin. en azından ortalık durgunlaşana ve insanları kontrol altına almamıza kadar. belki daha da ileriye gidebilirler. oranın kontrolü benim elimde değil."

    kız heyecanla oturduğu yerden ayağa kalktı. gözleri on iki yıl önce o ağacın yanında planlarını anlatırken ki gibi parlıyordu. "bizim istediğimizde bu değil miydi? bir devrim. bir isyan. bunun hayaliyle büyümedik mi biz? ben başlattığım için kıskanmıyorsun değil mi?"

    "emin ol güzelim senin yerinde olmadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. nasıl bir şey yaptığının hala farkında değil misin? devrim yarattın diyorum sana. insanlar televizyonlarını kırıp senin kelimelerini haykırıyorlar. sorumluluklarının farkında mısın? ölüm sorumluluğunu da üzerine alabilecek misin?"

    "peki sen çocuğunun böyle bir dünyada mı yaşamasını mı istersin yoksa bu uğurda ölmeyi mi?"

    burak hafifçe tebessüm etti. "tatlım, ben bu dünyaya çocuk getirecek kadar ahmak değilim."

    kız, ellerini beline koyup bir o yana bir bu yana yürümeye başladı. "annem babam nasıl?"

    "merak etme hepsi güvende. içeriden başka adamlarım da var. polislerim de var, bizim tarafımızdalar. onlara hemen haber verdim. güvenli bir yere götürdüler."

    kız durdu. "peki ağaç?"

    "devrimin simgesi haline gelmeye başladı." eliyle kızın saçlarını işaret etti. "senin saçınla birlikte."

    "nasıl yani?"

    adam cebinden telefonunu çıkarttı. yeşil fonun üzerine kahverengi ağaç gövdesi ve önünde iki yandan toplanmış gölge içinde saç resmi vardı. "şu dönemde en iyi kullandığımız şeyi sonunda işe yaradı. bir devrimin simgesi oluşmuşsa ..."

    "umut var demektir." kız gülümsedi. ardından bir anda duraksayıp şakacı bir şüphelikle adama baktı. "kollarının nerelere kadar uzandığını hayal edememe gibi bir ihtimalim var mı?"

    burak gülümsedi. "nasıl yani?"

    "o kameramanı senin ayarlayıp ayarlamadığın mesela?"

    "bilmem."

    "eminim bilmiyorsundur."

    "emin ol."

    kapı sertçe çalındı. burak hızla konuştu. "otur. sana ilaç verecekler. yut onu anladın mı? ben senin yanına geleceğim."

    kız başını sallayıp oturdu. burak gözlerini kıza bir an kızın üzerinde dolaştırdıktan sonra kapıyı açtı. içeriye o soğuk kadın ve beraberindeki üç polis girdi. kız, kadının ya gerçekten önemli biri olduğunu ya da gözetim altında olduğunu düşündü. iki seçenekle de ilgilenmiyordu. bir devrim başlatmıştı. annesinin masallarının gerçekleşmesine az kalmıştı.

    kadın, kendisi kadar soğuk sesiyle burak'a sordu. "suçluyu alabilir miyiz efendim?"

    "buyurun. tümüyle sizindir artık."

    kadın, önlüğünün cebinden sarı renkli bir kapsül çıkardı. kız kapsülü ağzına atıp su vereceklerin düşündü ancak bir saniye sonra susuz yutması gerektiğini anlayıp yuttu. kapsülün yemek borusundan kaydığını hissedebilmişti.

    kadın, kızın ağzını açıp kontrol ettikten sonra polislere baktı. polisler mesajı anında anladı. kızı kolundan tutup ayağa kaldırdı. ellerini arkadan kelepçeledikten sonra omuzundan iterek onu odadan çıkardı.

    koridorlardan geçerken çevresindeki insanların parmakla onu gösterip fısıltıyla konuşmaları kızın sinirini bozmuştu. biraz daha yürüdükten sonra bir kapıdan geçip yine bembeyaz bir odaya girmişlerdi. odanın içinde bir yatak, yanında komodin ve karşısında da bir televizyon vardı.

    kız yavaş yavaş uyuşmaya başladı. zar zor yürüyordu. etrafı bulanıklaşıp netleşiyor, bu da midesinin bulanmasına neden oluyordu. kolundan tutan polis kızı yatağa oturttu. birkaç adım geriledi ve yerini kadına bıraktı. kadın, kızın ayakkabılarını çıkartıp onu yatağa yatırdı. üzerini örttü. yatağın kenarlarına bileklerini bağladıktan sonra televizyonu açtı ve gıcırtılı bir ses odayı doldurdu.

    kız iyice mayışmıştı. kafasını yastığa koyduğunda başı kapıya dönüktü. polisler ve kadın odadan çıkıp kapısını kapatırken dünyası da kapanmaya başlamıştı. mayışmış bir sesle konuştu.

    "bekleyeceğim."


    burak'a gerçekten güvenilmeli mi sizce?

  • 1
    horseman 21.2.2018 22:14
    olaylar karışmaya başlıyor iyice kızıştı ortalık. burağa güvenmekten başka şansı yok bence ama burak'ta en fazla nababilir elinden ne gelebilir? ikisi de yakalanacak bence
    1
    plumerion 21.2.2018 23:06
    orda benim gibi bir assasin eksik hocam )=

    ben olsaydım ruhları bile duymadan polismiş, korumaymış, iptal edip çıkarırdım kızı. ahh ahhh (=
    0
    horseman 22.2.2018 00:18
    keşke öyle olsaydı hocam bizde kahir çekmezdik:) bu hikaye biraz acı çektirecek gibi duruyor:d
    0
    plumerion 22.2.2018 00:23
    rencrow eksik bu hikayede (=
    kız da lunaria'nın son durumuna düşmüş gibi )=
    0
    horseman 22.2.2018 09:38
    rencrow herkese lazım ben bile hayır diyemem ona :d evet hocam biraz öyle gibi :) isimsiz kiz arkasında çok büyük bi iz bırakarak kendini feda edip bizlere mutlu son yasatmayacak gibi
  • 1
    plumerion 21.2.2018 23:04 ~ 23:05
    vallahi okumadan tahminde bulunmak şu durumda yüzde 50 ihtimal vermek gibi duruyor.

    burak güvenilir mi bilmem ancak şu cümlede kendimi buldum "tatlım, ben bu dünyaya çocuk getirecek kadar ahmak değilim."


    ellerinize sağlık. gerçekten bu tür içerikler, bu tür yazarlar sadece puiv için değil ülke için de çok önemliler, dünya için de.
    1
    utopikbeyin 22.2.2018 18:50
    çok teşekkür ederim beğendiğinize sevindim. iltifatlarınız da ruhumu da okşadı. :)
  • 1
    ademak 22.2.2018 00:19
    bence güvenilmeli