6

bir yaşam, bir anı, bir ölüm

bir yaşam
yıl 2026

selinle biraz tartıştık. sonrasında gözlerim karardı. yere yığılıp kaldım. gözlerimi hastanede açtım. başımda hallerinden profesör oldukları belli olan iki doktor vardı. yanlarında acemi bir hemşire. umutlu gözler beni izliyorlardı. elimi göğsüme dokundurdum. demirden bir cihaz hissettim. bu cihaz benim yaşayabilmem için gerekliymiş. kalbim her türlü duygu dalgalanmasında zarar alabilirmiş. hatta ölüme kadar gidebilirmiş. bunu önlemek amacıyla bana bu cihazı takmışlar. ne kadar zamandır burada olduğumu sordum. tam 19 gün uyumuşum! aklıma bir espri geldi. ama yeri değil diye söylemedim. sonra diğerlerinden daha yaşlı olan doktor kulağıma eğilip şöyle dedi:

-kapıda bir kız var. adı selinmiş. her gün işten sonra gelip sana refakat etti. 19 gün boyunca seni ziyarete gelen tek kişi oydu. söylediğine göre sen bayılmadan önce tartışıyormuşsunuz. kendini suçlu hissediyor. biz çıkacağız ve selini içeri alacağız.

doktoru dinlerken gözlerim doldu. kavganın suçlusu bendim. ama yinede tüm sorumluluğu üzerine almıştı. doktorlar çıktı. ardından içeriye selin girdi. hayatımda ilk defa bu kadar büyük bir heyecan hissetmiştim. hissizlik dolu karanlık odaya gece bulutları yararak yükselen ay gibi doğdu. mehtaplı yüzü gönlüme ferahlık verdi. en hisli şiirle bile anlatılmaz bir güzellikti bu. eğilip gözyaşlarımı sildi. alnıma bir öpücük kondurdu.

2 gün sonra taburcu oldum. bana bakacak biri gerekiyordu. selin sorumluluğu üstlenebileceğini söyledi. pas tutmuş kalbimde bir umut ışığı yaktı...

sonrasında hayatımın en güzel 2 ayını geçirdim. belki de ilk defa yaşamıştım. gerçekten…

bir anı
yaşamdan 2 ay sonra

artık dışarı çıkabiliyordum. 3 saati geçmeme şartıyla. bunu kutlamak için birlikte ayışığı cafe’ye gittik. 4 yıl önce burada tanışmıştık. hayatımın rngüzel rastlantısıydı.

buraya gelmeyeli hayli olmuştu. gül teyzenin tatlılarını özlemişim. 1 saat kadar oturduk sonra yürüyüşe çıktık.

parkta bir bank bulup oturduk. tabi bu bankı bulmamız kolay olmadı. park çok kalabalıktı. sonrasında hoşça sohbet etmeye başladık. bir ara sıcaklık bastığını hissettim. ceketimin önünü açtım. sonra bir kadın “bombaaa!” diye çığlık attı. ikimizde ayağa kalktık. kadına onun bir bomba olmadığını açıklayacaktım. ama açıklayamadan olan oldu. en son selinin “dur yapma!” diye bağırdığını duydum. son duyduğum şey selinin korku dolu çığlığı oldu.

onunla birlikte 2 ayımı geçirdim. daha ne isterdim ki…

bir ölüm
bir başka açıdan

saatlerdir yürüyordum. yoruldum tabi. parkta bir banka oturdum. etrafı seyretmeye başladım. kimse yalnız değildi. herkes arkadaşlarıyla, ailesiyle veya sevgilisiyle parka gelmişti. ama ben yalnızdım.

biraz sonra önümden bir çift geçti. yakınımdaki banka oturdular. ikisi de çok neşeliydi. hoşça sohbet ediyorlardı. sonra erkek ceketinin önünü açtı. tam kalbinin üzerinde bir cihaz vardı. bunu hemen tanıdım. benim icat ettiğim kalp koruyucuyu kullanıyordu. ne mutlu bana ki bir kişiye daha yaşam verebilmişim.

tabi sonra anladım ki ona hayat veren cihaz değil yanındaki kadınmış. bakışlarından anladım bunu. ben bunları düşünürken önümden bir çift daha geçti. adam ellili yaşlardaydı. mafyayı andırıyordu. kadınsa daha yirmilerindeydi. dikkatimi hemen bankta oturan çifte yönelttim. ayağa kalkıp onlara doğru ilerlemeye başladım. karar vermiştim onlarla konuşacaktım.

birden “bombaaa!” diye bir ses yükseldi. bu ses mafya adamın yanındaki genç kadından geliyordu. yaşlı adamsa belinden tabancasını çıkarıp genç adama doğrulttu. bankta oturan kız “dur yapma!” diye bağırdı. sonrasında tabancadan kulakları çınlatan bir ses yükseldi, kızdansa gözleri dolduran bir ses... oysaki her şey güzeldi. o cahil adamla genç sevgilisi gelene dek…
40 dakika önce 21 saat önce