7

bu ne narsizm bu ne aşağılık kompleksi

varlığımda öyle saçma tezatlar bulunuyor ki garip. yani bu tezatların arasında hayatta kalabilmek, mevcudiyetimi sürdürebilmek çok zor… ya kendimi çok keşfettim ya da henüz kendimle ilgili hiçbir bilgiye sahip değilim. bir de bu var; ya hep ya hiççi bakış açısı… ne iyi… kendime mmpı uyguladım-ne kadar sağlıklı(!)- oradaki bir veride şöyle yazıyordu. ‘burada alına yüksek puan bir yardım arayışının sonucu olabilir’ durumumu özetliyordu sanki. herkese ben bu halden kurtulamayacağım deyip duruyorum. sanki onları kendimden uzak tutmaya çalışıyormuşum gibi. fakat bu cümlenin maskesini indirdiğimiz zaman ortaya şöyle bir şey çıkıyor. ‘etrafımdaki insanlar, ben çok hastayım, ne olur bana elinizi uzatınız’ ya da öyle gururlu ki şu işsiz egom birinden yardım istemeye utanıyor. beni bırakın derken elimi hiç koyuvermeyin demeye uğraşıyor. bunun ayırdına vardım. kimse bana yardım edemez derken herkesi yardıma çağırıyormuşum.

işi bozan etmenler var, bunlardan birisi narsist ve egosantrik oluşum. ve bu oluşumlar arasındaki açmazlar. kendimle öyle ilgiliyim öyle ilgiyim ki herkesten aynı ilgiyi umuyorum. tabi bu imkânsız bir şey… bu kadar narsistik tutumdayken aşağılık kompleksine tutulmuş olmam işin diğer bir trajikomik tarafı. hem çemberin en ortasında olmaya uğraşıyorum hem de çemberden kaçmak istiyorum. peki, bu ne perhiz bu ne lahana turşusuydu sofrada? hem bütün insanların dilinde pelesenk olmayı arzuluyordum hem de lügatlerden adımı sildirmeye çabalıyordum. aslında bu da bir ilgi çekme çabasından başka bir şey değil. ben kendimi çemberin dışına atmaya çalışırken aslında çemberin en ortasından yerimi ayırtmaya uğraşıyorum. yani herkes çembere giderken bu çemberden kaçan kim dedirtmeye uğraşıyorum. işin özü bu sanırsam…

psikodrama dersinde narsistik bir egosantrik olduğumu tüm çıplaklığıyla gördüm. hep olumsuzu arıyordum benliğimde. neden? hoca bunun ikincil bir kazanç sağladığını söyledi. o an bütün ışıklar yandı, kayıp kıta bulunmuştu. cümlenin içinde duran boşluklar doldu. bu içimdeki narsist egosantrik bu sayede besleniyordu. ben kendini kovdurmaya çalışan fakat kovulmaktan ödü patlayan biriyim. kendimi karşımdaki insanların insafına bırakıyorum. içimden umarım beni bu sefer de kovmazlar diye geçiriyorum. başka yapacak bir şeyim yok. bu halin bir çıkışı yok. bir kazan-kazan var hastalığımla aramda. benim bu narsist benliğim doyuruldukça, egosantrizmim at koşturdukça hastalığım onurlandırılmış oluyor ki çokça yaptı bunu. çok palazlandı, çok güçlendi. yenilmez oldu ülkemde. belki de ilaçlar bu yüzden kifayetsiz kaldı. çünkü ilaçlar başka ülkeler göz önünde tutularak imal edildi. benim iklime uydun değillerdi. belki ben de yazları sıcak ve kurak; kışları ılık ve yağışlı bir deniz kıyısı olsaydım yığınla ilaç boşa gitmiş olmazdı. belki ben de petrol uğruna savaş verilen ülkeler sınıfına dâhil olsaydım, saatler boyunca gördüğüm psikoterapiler işe yarardı. ya da demokrasi olsaydı iktidarımda bu seçimlerin bir manası olurdu. fakat heyhat değilim. ne yaparsın… dağlarım denize dik uzanmıyor, makiler yok bitki örtümde. buzla kaplı topraklarım, karasal ya da tundra iklimim; sert! haliyle akdeniz kıyıları için tasarlanmış bir antidepresan topraklarımda daha ilk gecesinde solacaktır. bu teorim ilaçların hükümsüz oluşunu çok iyi açıkladı.

hocam ödevler verdi fakat yapacak takati kendimde bulamadım. ya da hastalık beni durdurdu. belki de daha fazla odakta olmamı sağladı. fakat bu şey sahte… bir süreliğine, bir dönemliğine hayatta kalacak. bana dair iyi şey yok. bu denklem kırılmadığı müddetçe de olmayacak. bu sessiz benin altında nasıl olur da sudaki yansımasına âşık olan narkissos olabiliyor anlamıyorum. ve maalesef hiç anlamayacağım. hiçbir baltaya sap olamayacak oluşumun altında da bu anlamsızlık yatıyor olsa gerek. ben çamura düşmüş değersiz bir madenim. altın değilim fakat. altın çamura düşse de altın ya… altın değilim. işe yaramaz bir maden sadece… belki benden dünyada daha çok vardır. onların yanında da bu halimin hiçbir kıymeti yok. bu çamur… bu beni tanınmaz kılan çamur… diyecek bir şey bulamadım. çamurdan çıkmaya uğraşıyorum fakat sanki debelendikçe daha çok batıyorum.

kozasında evrimini sona erdirmiş bir kelebek gibiyim. fakat niye bu ipler hala etrafımda, birbirine bağlı. neden güneş, gün ışığı gözlerimi kamaştırmıyor? hem kozamda öldüğümü iddia ediyorum hem kanatlarımı açmaktan imtina ediyorum. hem evi lanetli buluyorum hem de eve koşar adım geri dönüyorum. narsist bir hiçbir işe yaramazım. o zaman bu egom nasıl doyurulacak? söyleyeyim, kendine bok atarak. bilinçaltım nadir olduğunu zannediyordur belki. işin içinden hiç kimse hiçbir zaman çıkamayacak. belki biri beni sevseydi-gerçekten, koşulsuz olarak, salt benliğimi, hastalıklarımı ve sağlımı sevseydi- olurdu. bu yalnızca ütopyaların gölgesinde gerçek olan bir fiil… neyse. bu umutsuzluğun içinde… yok!
  • 1
    hellomyfriend 1 yıl önce
    bu ne perhiz ne lahana tursusu
  • 0
    nechapu_ 1 yıl önce
    bu ne yaman çelişki hafız
    1
    portakal0001 1 yıl önce
    paradoks sanki sanki shrodingerin kedisi de ölüp ölmediği belli değil öyle bi hal bu
  • hayata dair

    Bu bölümde ibretlik hikayeler ve komik paylaşımları bulabilirsiniz..

    1876 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    gaddarus
    hellomyfriend
    darkier
    polinezyali
    caytiryakisi
    plumerion

  • bu bölüm #karışık bölümünün alt bölümüdür.

  • bölüm kuralları

    • bölümü takip etmeyi unutmayınız..!
    • konu dışında paylaşım yapmak yasaktır..
    • reklam amaçlı paylaşım yapmak yasaktır..
    • bölüm ile alakasız paylaşım yapmayınız..
    • başlıklarınızı her zaman ilgili bölüme açınız..
    • +18 başlıkları +18 içeriği işaretleyerek paylaşınız..
    • kurallara ısrarla uymayıp tekrar eden yazarlar bölümden engellenecektir..
    • başlıklarda ve yorumlarda herhangi bir kişinin ailesine hakaret,küfür ve rencide edici içerikler kesinlikle yasaktır..
    • şahsınıza yapılan küfür-hakaret  gibi içerikleri puiv moderatörlerine bildiriniz..