jads

    2
    dogansahin 16.4.2018 20:47
    hoş geldiniz

    iletişim kurmaya çalışırken yanlış anlaşılmaktan yorgun düştüyseniz bu başlık sizin için biçilmiş kaftandır. mavi ve yeşille barışık, sanat gıdanızı hurufat, sade kahve, gökkuşağı altında kan kırmızı sek şarap eşliğinde almaktan hoşlanıyorsanız eğer, size ulaştık demektir. gerisini siz zaten bilirsiniz.

    şunu baştan söylememiz nezaket icabıdır: katı bir şekilde ben merkezli biri iseniz ve benim bu başlığı kazara açtığımı düşünüyorsanız, evet haklısınız. lütfen bizi tanıdığınız daha esnek düşünceli birilerine havale edip işinize geri dönün. izin verin başkaları çıksın harflerden kulemizin merdivenlerini..

    insanlığın içinde var olan kayıt altına alma duygusunun neden yeryüzünün bazı yerlerinde gelişmediği ile ilgili sorularla binlerce yıldır büyülenen insanlar olduğunu düşünerek; bu satırların yazarı düşüncenin külliyen cam ekranda ifade edilebildiği bu ortamda hayat bularak, uzun yıllar biriktirdiği yazıları, tercümelerini, sanatsal çabalarını, politik ideallerini, gelecek kaygılarını, şiirselliğini bir sözcükler ve ifade kazanında aşure haline getirip, her kutsal günde nuh’un gemisinden dağıtıyordu. kazan, insanlığın bilgi birikimlerinden benim payıma düşenlerin ve yolcuların bahşettiği envai çeşit meyvelerin enfes bir tatlıya dönüştüğü, görsel estetik kaygısı olmadan zevkle tadılabilecek gıdaları keyifle teşhir eden bir bakır kazan. tutkulu olanlar bilir bakırın içindeki sarı sıcak güneşi.

    bilgi birikiminin büyük çoğunluğu bir futbol sitesinden oyun sitesine, oradan da porno sitesine gezinip durmakla kısıtlı, sosyal geri kalmışlığa mahkûm ruhlarımızı bu karanlık küçük kutudan taşıralım diyorsanız sizde koyun aşureye bir tutam dereotu.

    bu başlık altında birçok farklı lisandan, ülke ve disiplinden gelen insanlara dair yapılan gözlemler, ironi, düşünce kırıntıları, önyargılar, tespitler, eleştiriler ve özeleştiriler, özellikle de kayıt altına alma hastalığına erkenden yakalanmış bir şahsın beynindeki tavada az yağda kavrulmuş, çıtır çıtır bir devinim öyküsü göreceksiniz. lütfen kimse saçmalıklara ‘saçma’ demesin…onun yerine ‘anlatamadın’ desin ve lütfen yazarla bağlantı kursun. anlaşmaya buradan itibaren başlamış oluruz.

    burada göçebe bir ruh varlığı hissedeceksiniz. israil’den londra’ya ya da norfolk adalarına nasıl gidilecek öğrenme fırsatınız olacak ve ya amazon ormanlarında piton yılanlarının kucağında bir goril yavrusuna ninniler söyleyebileceksiniz ve ya afrika ya da konya’nın dikenli yollarında kendinize bir patika arayacaksınız. internet karavanında önümde serili bilginin gayya kuyusuna ben de derinlik katacağım diyorsanız, buyurun kazanın altına biraz çam püreni atın. püreni karavan yolunda sağlı sollu asırlık çamlardan toplamak size kalmış.

    sıradanlaşmış ve insan hayâsını alaya alan duygusuz çağımız düzenine ibadet etmek benim işim değil. bizim işimiz yenilenmek, devinmek, geleceği cilalamaktır. ileri teknolojiye 48 zilli bir bendir'den daha fazla tapınmayı düşünmüyoruz, ancak gerçek dünyadan uzak kalacak kadar cesaretli de değilim. vakit bulduğumda deniz kenarındaki çay bahçesine gidip kaşarlı tost ya da karışık sandöviç yemeyi, antik harabelerde hayalet gibi gezmeyi, ev ziyaretlerini, yazı yazmayı ve okumayı sürdüreceğim.

    dünyayı seviyorum. gezegenimizdeki her şey benim konumdur. yabancılarla tanışıp onları etkilemekten hoşlanan, bana ilham veren, samimi davranan insanlara yazı ve sanatın getireceği fırsatları kokteyller halinde hazırladım. sözel geleneğe sadık kalarak sizleri masal kahramanları ile tartışma gecelerine ya da tuvallere renklendirilmiş post modern erotika sergilerine götürür ve isterseniz avustralya, ingiltere, zimbabwe, venazuela, kars, ardahan, timor, java, endonezya ya beraber seyahat eder, fotoğraf çekeriz. çeyen vadilerinde, klimanjaro dağında, van’da, new york’ta, sydney ya da melbourne de, bodrum’da ya da boğazda bir yerlerde, rakı masasında yapılan tartışmaların dedikodusunu yapar, kim neyi neden yapmış irdeleriz. isterseniz raflara dizilmiş tozlu ama harikulade kadavralar hakkında konuşmaya bile davet edebiliriz sizi. hep beraber otopsi yapabiliriz.

    ben bu başlık altında iyi bir iş yaptığıma inanıyorum.

    yaşam döngüm içerisinde kendi bulduğum incileri sizinle paylaşmak istiyor, kendi kabuğunuzun içindeki inciye dikkatinizi çekmek istiyorum.

    bilginin gücü getirdiğini hatırlayın. güç sorumluluk getirecektir, sorumluluk ise şefkat. şefkatle beraber anlayış hâkim olacaktır. anlayış ise bilgi sunacaktır. çünkü yaşamda en iyi şeyler ücret ödemeden alınabilen şeyler olagelmiştir. satın alabileceğiniz şeylere en yakın şeyler ücretsiz olanlardır. gerçek sevgiyi, örneğin, hiç bir şey satın alamaz. tercümenin hakkı olan gerçek telifi de.

    aslında insanların kazanmak istediği şey tv de bir yarışma programı değil. kazanılmak istenen şey hep ‘en’ olmak, ‘en’in altındakilerin göremediklerini görmüş olma konforudur. bu nedenle yabancı düşmanlığı, sayısız savaşlar, nefret duygusuyla işlenen cinayetler baştan beri olagelmiştir. konu insanın özüdür: bildik olmayan gelenek ve kutsallıkları dışlayanla savaştır. hepimizin insan olduğumuzun ayrımının farkına varana kadar savaş sürecektir. yani düşmanınızı bilgi sofranıza ortak edeceksiniz.

    şöyle de tercüme edebilirdim ‘ insanı ve içindeki sizi seveceksiniz’

    hoş geldiniz bu "uzun oldu be hocam" başlığına. bireyi tanıma süreci başladı. artık top sizde.
    sevgilerle,