17
ali'nin sekiz günü

(pi: serdar orçin)oyunculuğu ile farkındalığını ortaya koyduğu bir başka film desek ayıp mı olurdu?

üçlü serinin sonuncu filminde ((pi: dilber'in sekiz günü) , (pi: zeynep'in sekiz günü) ) eğer başka oyuncu ali karakterini oynasa, inanın bu film hiç çekilmezdi. ancak oyuncu faktörü ne kadar önemli, nasıl bizi sağlam olmayan senaryoya bağlıyor bu film de görüyoruz. (pi: masumiyet) filminde (pi: haluk bilginer) olmasaydı da bir başkası aynı tirad becerisini ortaya koyabilir mıydı?

filmin (pi: zeki demirkubuz)filmlerinden ayrı kılan yanını şöyle değerlendirmek istiyorum ; burada bir aydınlık ya da çıkış kapısı var, olmalı.. bu hissi bu filmde alıyorum. (pi: üçüncü sayfa) filminde ev sahibi oğlunu oynayan serdar orçin ile buradaki ali karakterini birbirinden çok farklı ancak bu filmde sanki bir yerde her şey değişecekmiş hissi olduğunu fark ettim. bu his realist tezgahta işlenecek bir materyal maalesef sunmadığı için de sadece kendi adıma bir çıkış kapısını sanal olarak bile olsa..

neyse, his umutsuz kalıyor. o güvercinler uçarken ali'nin gülüşü nasıldı? aslında dünya kendi içinde iyi, kötü, saf ya da özel insanları karıştırıyor. yukarıdan tanrı gibi bakmadan diyoruz, herkes müsavi bir boyutta arayış içerisinde yaşamaya devam ediyor. aşkın da temelinde bu arayış dürtüsü var.

filmin eleştirecek yanı çok elbette, sanki hızlıca çekelim de bitsin bir an önce havası ya da kaygısı fark ediliyor. bakkala gidip kendi hayatını anlatmaya başlayan özür dilerimci adam özelinde daha güzel yollar bulabilirdi. tabi maltepe'den bir fırt çekip,havaya girmek de hoş bir sekans, yine de eksik kalıyor. o arada bir boşluk hissi var. doldurulması gereken ama doldurulmamış. ve intihar şekli de yavan, çok banal bir yok oluş sunuyor. sahilde bankta oturmaya giderken bir adamın cesedinin çıkartılması vs. tarz da bir şeyler olsa ve o adam bakkal da uzunca tirad atan adam olsa örneğin, bu elbette bir anlık fikirdi, senaryo yazarların dediği gibi eksiği çokça hissediliyor.

kiracının oğlu ve zeynep karakterleri de olduğu kadar filmde yerini almış. ancak ali üzerine daha sarmalayan ve de geliştirebilir senaryo yazılsaydı daha güzel film ortaya çıkması elbette mümkündü.

ve küçük bir not: film yaklaşık dokuz sene önce çekilmiş bir film. aslında zamanı da önemli değil ama bu filmler herkesin izlememesi gereken filmlerden. çünkü çok sıkıcı gelebilir. bunaltabilir. bu filmde action, comedy vs. öğeler bulunmuyor. maltepe ve tekel 2000 içilen bir filmden bahsediyoruz kısacası.

bu arada (pi: ufuk bayraktar) içinde bir iki kelam etmek gerekiyor. zeki demirkubuz'un kahvehanede bulup, kendisini oyuncu yaptığı bu arkadaş son zamanlarda özellikle dağ filmiyle ayrı bir yere oyunculuğunu taşıdı. fakat (pi: kader) filmindeki izleyiciye verdiği his yüzünden diyelim, prototipi o seviye de kalacak gibi geliyor. biraz da simaen uygun rahatsızlık verici rollere.

yönetmen koltuğunda , filmin ve yanılmıyorsam serinin de senaristi (pi: cemal şan) oturmaktadır.
  • 2
    everest 3 ay önce
    2 kere izledim, çok beğendiğim filmlerdendir. arşivimde durur.
  • 0
    zenginmutfagi 3 ay önce ~ 3 ay önce
    ne zamandır bu üçlemeyi izlemeyi düşünüyordum, bu yazı sayesinde en azından ali'nin sekiz gününü izliycem, zaten serdar orçin'i çok seviyorum, behzat ç. deki barbaros karakterini çok beğenmiştim, bu oyuncu gerçekten oynadığı karaktere farklı bir hava katıyor, bence de başkası aynı tadı vermezdi.
    masumiyet ve kader demişken bu harika filmlere de değinmeden edemiycem,
    masumiyet de haluk bilginer'in müthiş tiradı, kaderde masumiyet filmindeki uğur ve bekir'in gençliğinin anlatılması ve ufuk bayraktar'ın müthiş oyunculuğu unutulmaz, zeki demirkubuz'un en sevdiğim iki filmidir.
    eline sağlık çok güzel bir yazı olmuş.
  • 1
    nnc 3 ay önce
    izlemedi iseniz güzel çözünürlükte yanında bi buzbağ ile izleyin.