13

özgür düşüncesizlik

*düşünmek için özgür değilsin ama düşüncesiz olmak adına özgürsün.


‘ne ekerseniz, onu biçersiniz.’aslında atasözlerinin fazlasıyla kullanılması dili geliştiren, insana yeni ufuklar açan bir durum değildir. tersine insanı bağnaz kılar. insan özgür düşünceye niyetlendiği ve kanaat oluşturarak, bir nevi önerme sarmalından geçerek, vardığı kanaati hem bilimsel hem de sosyolojik saha da karşılığını bularak ya da bulma eşiğinde fikir eylemine katılabilir.

eskilerden iki örnek vereyim. birincisi keban barajı. baraj yapılacak denildiği anda türkiye’de bilim adamları ‘yapılacak barajın zemin etüdü yapılmış olup, su geçirgen olduğu için bu sahaya baraj yapılması uygun değildir’ diye rapor sunulsa da, maalesef keban barajı yapılmış ve sonradan zeminde su geçirgenliği olduğu için mecburen zemin üzerine beton dökülmüştür. başta bilim insanlarının raporları ciddiye alınsa, daha uygun bir zemine baraj yapımı olsaydı yapılan yanlışın düzeltilmesi gerekir miydi? bir değer önemli bölge de kocaeli ilindeki petrol tesisleridir. marmara denizinin kirlenmesi vs. bunlar haricinde yine bilim insanları ‘deprem bölgesi olduğu için başka yerde yapılması daha uygundur’ denmesine rağmen tesis yapılmış ve deprem sonrası ciddi bir yangın sonucu hasar büyük olmuştur. (yangın 21 ağustos günü ciddi anlamda ancak söndürülebilmiştir)

verdiğim örnekler eskilerden, henüz 2002’den beri süren yönetim dahilindeki örneklerden değil. peki, şimdi işler değişti mi? hes’lerin karadeniz doğal hayatının içine etmesi, nükleer santrallerin ürün verimi yüksek bölgelerde yapım arzuları, her ile gereksiz havalimanı ve üniversite yapımı, istanbul’da en basitinden yakın zamanda yapılan metrolu galata köprüsünün perspektifi mahvetmesi vs. çeşitli teknik odalar bu konular üzerine bilimsel yorum yaparken, raporlar sunarken yine de her defasında raporlara bakmaksızın inşaatlar tamamlandı. yine marmara bölgesinden örnek verelim: tüpraş ve aksa gibi iki büyük kimyasal fabrikanı yerleşim yerlerinin tam göbeğinde olması nasıl bir akıl tutulmasıdır? cevaben şunlar söyleniyor: ihracat yapılıyor, bunlar bizim önemli şirketlerimiz. insan olarak bizler cebimize girene önem veriyoruz. hava temizliği, doğal hayatın güzelliğini hep uzaklarda, piknik yapılacak yerler olarak görüyor. bunun ciddi bir altmetni var. kimse sanayi yapılmasın denmiyor ama bilim adamlarının, özgür kafaların raporlarının incelenmeden, ‘ben yaparım olur’ kafasıyla yapılan her iş, bir gün zararın büyüğüyle bizlere geri dönüş yapacaktır.

bu ülkenin düşünen kafaları, ortaya bir şey sunan kim varsa, ideolojik gömlekler deli gömleği gibi o kişilerin üzerine giydirilmiş ve düşünce suç sayılmıştır.

üniversiteler de:

-özgür düşüncenin, bilimin önceliğiyle yapılan araştırmalara imkân sunulmuyor. ders yükü araştırma görevlisinin üzerine binerken, profesörü keyif çatıyor.
- araştırma yapma imkânı bulan akademisyenler, ‘ben bunu açıklarsam, bu raporu sunarsa, şu düşüncemi söylersem’ tarzı korku ve evhamlar yüzünden kendini güvensiz hissediyor ve çekiniyor.
-toplum nezdinde bilimin magazinleştirilmesi.
-akademisyenlerden kiminin fırsat elindeyken bir türlü fildişi kulesinden çıkamaması ve halka sorunları çözümleriyle indirgenebilecek düzeyde anlatım çabası içerisine girememesi.
-nitelikli kitap okuma oranının az olması.
-yüksek öğretim adı altında, gereksiz bilumum teorik derslerle öğrencilerin boğulması, ezberci eğitimin devam etmesi.
-her düşüncenin siyasal bir çizgiye evrilmesi sonucu özgünlüğün ve özgürlüğün istem dışı kaybı.
-niteliksiz fakültedeki artış.
-yetersiz makale sunumu, araştırmalarda not kaygısı yüzünden ezberci ve copy-paste tarzı araştırmalar.


özgür düşüncenin yuvası üniversitelerdir. bilim deney ortamına ilk üniversite içerisinde imkan bulur. ciddi anlamda mevzuat ya da müfredat eğitimi tektipleştirirken, insanlar konuşma yetisine ait özgürlüğünden mahrumken, değil beş sene, yirmi sene de olsa biz gelişmiş devletlerin düzeyine erişimde her daim sıkıntı yaşarız.

sanayi üretimi fizibilite raporları ciddi anlamda yapılmış ve uygun bölgelerde imarı yapılması gerekirken, aynı zamanda hayvancılığın ve çiftçiliğin (modern anlamda) gençlere özendirilmesi gerekir.

bazılarına bu söylediklerim muhalif bir söylem gibi geliyor ama saplantı yüzünden insanlar karşıdakinin ne anlatmaya çalıştığını dahi kavrayamıyor. köy enstitüsü gibi donanımı yüksek mezunlar çıkaran okulları kapatan zihniyetin perde arkasında (kız-erkek kaynaşmaları gibi) sapkın sebepler vardı. üniversiteye giriş sınavı belirsiz aralıklarla değişen bir ülke burası. eğitimin ciddiyetsiz olduğu bir ülke. rol-model ülkeleri hala ‘gavur kafası’ diyerek küçümsendiği ülke burası.

her ne olursa olsun, ‘bu ülke’ bizim. siyasal ve idollere yönelik saplantıların çıkmaza girdiği bir dönemde olması gereken birlik olmak, ciddi anlamda bu birliği sağlamak. ancak bu değil ki, tek bir ses çıksın! özgür beyinler düşünecek, uygulayacak ve gerektiğinde bu işlerin sanayisi ortaya konulacak.

mutlu filan değiliz. bakmayın haberlerde gösterilen, sosyal medyalarda yapılan araştırma sonuçlarının gerçek dışılığına. mutlu olmak için modern insanın ilkelliğe aç kıyısında durup, dinlenebileceğimiz, toprağa içimizi dökebileceğimiz imkanlar olmalı . böylece özgür düşünmenin hazzına erişebiliriz.


bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.