16

ölüm hastalığı



yazacak hiçbir şey yok. heves, niyet, umut, gurur, azıcık da duyumsanması güzel olabilecek mutluluk ve başka kırıntılar. ‘yazacak hiçbir şey yok’ diyerek yazmanın sebebi o olsa gerek. o, yani la maladie de la mort; (pi: ölüm hastalığı). ((pi: marguerite duras) 'ın yazdığı bir kitaptır)

yıllar önce bir film izlemiştim. türkçe ya da ingilizce altyazısını bulamadığım, kıyıda köşede kalmış bu fransız filmini pek çok defa anlatırken, insanların ‘o ne be, nasıl film’ dediklerini anımsıyorum. yıllar sonra ölüm hastalığı adlı kitabı okurken, gözlerimin önüne filmden kareler geldi. filmi kitabın orijinal adıyla da aratınca da bir sonuç elde edemedim. sanırım kurgu kitaba aitti ama filmin adı farklı olduğu için herhangi bir sonuç elde edemedim. her neyse, meselemiz kitap ve düşündürdükleri.

kitabın başında ‘sevgiyi deneme’ adına yaşanmakta olan bir tereddüdü marguerite bize şöyle betimliyor:

‘kadını tanıyor olmalıydınız, onu aynı anda bir çok yerde bulmuş olmalıydınız, bir otelde, bir sokakta, bir trende, bir barda, bir kitapta, bir filmde, kendinize, sizde, sende, geceler, konacağı yeri, içini dolduran hıçkırıkları boşaltacağı yeri arayan kalkmış cinsel organının rastgeleliğinde.
ona para vermiş olabilirsiniz.
günler boyunca her gece gelmeniz gerekecek, demişsinizdi.
size uzun zaman bakmış ve sonra, o halde pahalı olduğunu söylemiştir.
sonra sorar: ne istiyorsunuz?
denemek istediğinizi, bir denemek, tanımaya çalışmak, ona, o bedene, o göğüslere, o kokuya, güzelliğe, şu bedenin temsil ettiği dünyaya çocuk getirme tehlikesine, ne kuvvetli ne de kaslı engebeleri olan o tüysüz biçime, o yüze, o çıplak tene, şu tenle içinde barındırdığı yaşamın çakışmasına alışmak istediğinizi söylersiniz.
denemek, belki günlerce denemek istediğinizi söylersiniz ona.
belki haftalarca.
belki de tüm yaşamanınız boyunca.
neyi denemek? diye sorar.
sevmeyi, dersiniz. ‘


kitabın ilk cümleleri bunlar. sonrasında adam ve kadın arasında bir fiyat değerlendirilmesi yapılıyor ve 70’lerde kendi de sinema tecrübesi geçiren madam duras yazıya dökülmüş şöyle bir video-yazı ortaya çıkarıyor:

‘…tanrı önünde dindar kadınlar gibi yazgısı sizin elinizde olacak şu biçime azar azar alışabilmek için, gün doğarken bedeninizi nereye yerleştirebileceğinizi, hangi boşluğa doğru seveceğinizi bilmemekten de daha az korkmak için, atalarının karıları gibi susması, size, sizin isteğinize tamamen uyması, hasat sonrası samanlıklarda erkeklerin üstlerine gelişlerini uyuyarak karşılayan köylü kadınlar gibi size boyun eğmesi gerektiğini söylersiniz. size bakar. sonra artık size bakmaz, başka yere bakar. sora cevap verir. o halde daha da pahalı olduğunu söyler. ödenecek rakamı söyler.
kabul edersiniz.’

virginia woolf yaşamak/ yazmak adına neye ihtiyacını sorgular. basit ve özet haliyle ‘kendine ait bir oda’ ya da kendini yalnız bırakabildiğin, kendinle baş başa kalabildiğin ve böylece yaşayabildiğini, yazabildiğini fark ettiğin yer de nefes alman kuvvetlenir. belki de nefesini soluksuz kesen anlardır. burada yaşamayı hissetmekle, ölümü, nefesin kesilmesi anını eşit düzlemde değerlendirebiliriz.

marguerite’nin hayatına, çocukluk zamanından beri duyumsadığı o yitik cennetinin açlığına, kitaplarına ve de filmlerine dair bir açıklama yapmaktan ziyade, bu hacmi küçük ve az sayfalı kitabındaki derin manayı daha yakından hissetmek istiyorum.

elbette yirminci yüzyıl itibariyle fransız sinemasında, yine fransa’ya ait, ülkede yaşayan düşünürlerin fikirlerinden etkilenmemek elde değil. ayrıca skala olarak 1920-1970 arasındaki yılları görmüş, yaşayan bir yazarın düşünce yapısında tıpkı cioran gibi doğmuş olmaya ait bir sitem ya da kaygı ve de ölüme olan bir hayranlık; dahası hayranlıktan ziyade beslenmeye aç sevgi duyulmaması güçtü. bunu intihar fikriyle özdeşleştiremeyiz. intihar fikrinde ‘her şeyi yaptım olmuyor’ kısmı genellikle bahanelerle örtülüdür. yani, çoğu zaman denenmemiş pek çok seçenek vardır ama intihar eden güçsüz olduğunu belirten eylemiyle seçenekleri denemeden ölmeyi tercih eder. peki, ölüm sevgisi nedir? biz ölüm sevgisini yaşarken doğuma en yakın, o diri hissin ürpertisiyle –bir nevi derin cinsellik arzusu saptaması da bu kitapta yöntem olarak kullanılmıştır- bizi sarar, sarsar ve bize bir şeyler yapmak adına güç verir. başta ‘yazacak hiçbir şey yok’ diye yazdığımda, şimdi bu süre zarfına kadar o ince çizgide duran sevgi, ölüme ait olandan başkası olabilir mi?

bu korku mudur? bir kadını sevmek, yitirmekle mi azalan bir şiddete sahiptir yoksa o sevgiyi bilmemekten mi kaynaklanıyordur yitirmenin özü? kitabın sonunda yazarın dediği gibi bu arayışın neticesi sonuçsuz kaldığında, ağlamaya başlanıldığında, o gerçekleşmeyen aşk için, sonsuz birlikteliği olumsuzlayan durumdan ziyade insan kendisi için ağlar. yoksa ıslak ve nemli, kokusunu çarşafa sindiren, karanlık bir ıstırabı andıran cinsel organının kuytuluğundan ziyade, insan kendini arayan bir şaşkındır. bu yol bulamamazlık, kendinde olana bir türlü rastgelmemiş olma epey hayalkırıklıkları oluşturur. bir de buna şöhret gibi zehir eklenirse, insan kendini topyekun kaybeder ve karşısına çıkacak bir cinsin onu tam anlamıyla tatmin edeceği söylenemez. (şöhret pornodur. bunu televizyon ünlüsü, siyasetçi, fikir budalası ya da arkadaş ortamlarında sivrilen teatral eksikliği çeken ego travmaları olarak da düşünülebiliriz)

‘böylece yine de bu aşkı sizin için olabilecek tek şekliyle yaşayabildiniz, başınıza gelmeden kaybederek.’

kitap da bakışa, bakmanın yöntemine dair de ilginç bir söylem barınıyor. belki de madam duras için söylenebilecek, onun yazarlığını anlatabilecek yöntemin ya da değeri, mutlak oluşu bu yüzdendir.

hayatımıza en dair olan, bizim farkında olmadan da içimizde diri olan ve ölmeyi öldüren ölüm sevgisini daha yakından tatmalı.




  • 2
    dejin 8 ay önce
    kitap ölüm hastalığı diye geçiyor galiba www.metiskitap.com/catalog/book/5095 1000kitap.com/kitap/olum-hastaligi--7435

    bu arada fransızcayı nasıl öğrendiniz? ben kurslarına gidip beceremedim :(
    1
    orr 8 ay önce
    hakikaten ben ciddi bir yanlış yapmışım. malady kelimesi 'maladie' başlı başına arıza, hastalık manası var. ben bu metni yazarken 'ölüm sevgisi üzerine' yoğunlaşıp, kaçırmışım. teşekkür ederim cidden düzelttiğin için.

    bu arada fransızca bilmiyorum. ancak bilen birisinin tavsiyesi şuydu: konuşacak biri yoksa yakınında, en azından filmleri iki altyazılı izlemek. hem türkçe hem fransızca. böyle yapınca hiç yoktan kulak aşinası artıyor. gözler alışıyor kelime ile bağlantı kurmayı.
  • -1
    uggea 8 ay önce
    tovbe tovbee

  • hayata dair

    Bu bölümde ibretlik hikayeler ve komik paylaşımları bulabilirsiniz..

    1868 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    gaddarus
    hellomyfriend
    darkier
    polinezyali
    caytiryakisi
    plumerion

  • ana bölüm



    bölüm kuralları

    • bölümü takip etmeyi unutmayınız..!
    • konu dışında paylaşım yapmak yasaktır..
    • reklam amaçlı paylaşım yapmak yasaktır..
    • bölüm ile alakasız paylaşım yapmayınız..
    • başlıklarınızı her zaman ilgili bölüme açınız..
    • +18 başlıkları +18 içeriği işaretleyerek paylaşınız..
    • kurallara ısrarla uymayıp tekrar eden yazarlar bölümden engellenecektir..
    • başlıklarda ve yorumlarda herhangi bir kişinin ailesine hakaret,küfür ve rencide edici içerikler kesinlikle yasaktır..
    • şahsınıza yapılan küfür-hakaret  gibi içerikleri puiv moderatörlerine bildiriniz..