3

soyut

yazdığım tüm yazıların en sondan en başa olan silinişini izledim, o kadar çok uzun sürdü ki, belki
hayatımın tamamını düşünebilirdim o sırada. ya da hayatımda az şey yaşanmıştı. sayfanın tamamı
benim gibi tertemiz görünmeye başladı şimdi. ayağa kalktım, ilerlemeye başladım, bir çok açıdan
geriliyor gibi görünüyordum hayatım ilerleyen her saniyesinde fakat şu an ilerlediğime inanıyorum,
adımlarımın sesleri her yerde yankılanmakla kalmıyor, yankılandığı ve dağıldığı her yere çok güçlü bir
şekilde gidiyordu, öyle güçlüydü ki duvarları yıktı, duvarlar yıkıldı, binalar sarsıldı, dağlar o kadar
etkilenmedi. ama onlar da benden haberdardı artık. aşağı indim, sanki az önce zirvedeymişim gibi,
sokaklarda ilerlemeye başladım, sokaklar beni ilerletti, bir adam vardı, her sabah aynı yerde benden
sigara isterdi. “yok abi kullanmıyorum” derdim, alkışlardı beni. her sabah ona benliğimi okşatmaktan
yorulmuştum, o yüzden güldüm. çünkü şu an bulunduğum sokakta yanarak ilerliyordu önümden. o da
ilerliyordu, ateş vücudunda ilerliyordu onun. fakat acı çekmiyordu, acı çektiğini belli etmiyor da
olabilirdi. emin değildim, o da ne yaptığından bir o kadar emindi. adımlarımın yerküreyi uzaya
çevirdiğini hissetmeye başladım, evet, o ses yankılanınca sadece duvarları yıkmıyordu, dünyamı da
yıkıyordu. durmam gerekliydi, ilerliyordum. cebimdeki iskambil kartlarını çıkardım, birkaç tanesini
yere attım, cadının evine gidebilirdim. bilmiyordum, kadınlarla aram problemliydi. sonra adımlarım
çoğaldı, adımlarım çoğaldıkça yerküre azaldı. yok olacaktı ki oturdum. adamın yanışını aklımdan
geçirdim. dünyanın paramparça olmasını izledim. dünya paramparçaydı, bir kadının suratı vardı
gökyüzünde, bulutlardan falan değil, basbayağı kadındı bu, dünyayı elinde tutuyordu, tutuyordu ama
ben parçalamıştım o dünyayı. gözlerimin içine baktı. bakmaya çalıştı ama göremedi, kocaman gözleri
vardı sonuçta, nasıl görsündü? ben küçücük gözlerimle onun gözlerini epey rahat bir biçimde
görebilmiştim. sonra ilerlemeye başladım, geriye kalan son dünya parçalarında. adalardı onlar,
kimsenin haberdar olmadığı, kimseden haberdar olan adalar. denizlerden uzakta durmaya çalışmamın
sebebi yüzmeyi bilmemem değildi. bizzat denize olan tiksintimdi. boğuyordu beni. sıkıcıydı,
fazlaydı, baneldi. keşke hiçbir şey yazmasaydım. işte son adadayım, kadın hala beni izliyor, bok var.
oturdum, sigara uzattı ağaçlar, almadım. kadına bakmıyordum ama bakacak bir dünya da kalmamıştı
artık. mecbur bacaklarına yöneldim, onlar da uzun muydu büyük müydü hiç hatırlamıyorum,
ellerindeydim kadının sonuçta, ada ile birlikte.

bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.