5

"bu hayat yordu beni, bildiğin gibi değil..."

derdimi dökebileceğim uygun bir parça açtım ilk önce.
sancılarla geçen bir hayattı benimkisi. aklımda filistin ve bombalanan gökyüzü de hep vardı. açlıktan ölen çocuk kadar derdim yoktu belki, hatta dert edindiklerim uygur türklerinin yaşadığı zulümün yanına bile yaklaşamazdı. dünyanın her neresinde açlık, yokluk, sefalet, acı, kan ve göz yaşı varsa orasıydı benim evim.

evet, fakat bulunduğum ev gayet sıcaktı. "neydi bu adaletsizliğin sebebi?" diye sorguladığım ve sigara dumanında boğulduğum balkon ise soğuktu, tir tir titretirdi. az önce titreyip içeri girdiğim gibi. insanların dertleri ile dertlenmek insanlığın gerektirdiği bir kural olarak işlendi bilinçaltıma. fark ettim ki, diğer insanların hiç derdi yok. varsa da tek dertleri dedikodu, gıybet, fitne, fesat, önyargı, nerede yesek, nerede yatsak, nerede uyansak...

her şey üst üste geliyor, ve geldi. acımasız insanlar, merhametsiz insanlar, saygısız sevgisiz insanlar, anlayışsız insanlar, bir tebessüme tebessümle karşılık veremeyecek insanlar, güzel bir merhaba mesajına bile merhaba diyemeyen insanlar, sadece menfaati gerektirdiği için dostluğunu devam ettiren insanlar, insanlar... bitmiyordu bu insan türünün en kötüleri. insan demeye ise bin şahit isterdi.

ben ise kayboldum bu karanlıkta ve kalabalıkta. niye böyle olduğuna dair herhangi bir fikrim bile yoktu. sanki gökyüzünden süzülmüş gelmiştim bu hüzüne. düzeltmek için ne kadar çok uğraştıysam da hiç bir şekilde düzelmemişti. düzelmesini istediğim ise aksine iyice dağılmıştı.

kendime yer bulduğum tek konum allah'ın merhameti olmuştu. huzur bulduğum tek yerdi, lakin bu konuma ulaşmak için ise yürümek koşmak gerekmiyordu, hissetmek yeterliydi. sadece ona sığındım, şikayetimi ona bildirdim, ben şikayetçiyim dedim... fakat yüce yaratıcıyı bile beğenmeyen, adeta olmadığına dair gecesini gündüzüne katan insanlar vardı. herkes kavgalıydı birbiriyle. herkesin bir kavgası vardı eğer bu kavgada bir tarafta bulunmazsanız bu sefer bu iki taraf sizinle kavga ediyordu.


bıkmıştım. "neyden bıktın ki? ne gördün, ne yaşadın?" diyenlerden de bıkmıştım. yorulmuştum artık. saatlerce koşmuş ama susuzluktan dili kurumuş insan gibi yorulmuştum. birbirine düşman olan, sevgisi saygısı olmayanlardan, yunan artığı demokrasinin savunucusu politikacıların boş sözlerinden tartışmalarından, partisini savunurken "kardeşim" dediği kişinin kalbini kırarak çirkefleşen, sürekli din hakkında öğüt nasihat tavsiye verenden, ateist olanın "bilim arkadaşım bilim" diye yırtınmasından, youtube yorumlarında birbirine ana avrat rahatça küfür edebilen ergenlerden, ticarette üçkağıtçı dolandırıcı hırsız olanlardan, ve hatta kendisini sevdirmeyen kediden de...


herkesten ve herşeyden. zaten insan bir anda soğumuyor hayattan ve insanlardan. çünkü hassas kalpli insanlar için dünya cehennemdir. gerçi dünyanın da bir suçu yoktu, cehenneme çevirende yine insanoğluydu. ve benim yaşadığım tam olarak şu felsefe de saklıydı...

albert camus: kendimi yengeç gibi hissediyorum simone.
simone beauvoir: sebebi nedir?
albert camus: yengeçler denizde yaşar ama yüzemez. bende nefes alabiliyorum ama dünyaya bir türlü ayak uyduramadım sanırım.
  • 0
    666o999 4 gün önce ~ 4 gün önce
    ne güzel yazmışsın be arkadaş, bir solukta okudum. birebir aynı görüşleri paylaşıyorum seninle ve inan ben de bıktım... bu ne boktan bir insanlık böyle? halbuki hep dünyaya söveriz... boktan dünya boktan dünya... dünya güzel, epey güzel ... insanlar bombok...
    0
    furis 4 gün önce
    bu dünya bizim cehennemimiz oldu kardeşim. cehenneme çevirdiler.
    oysa ki, ekip biçip gidecektik.
  • 0
    furis 3 gün önce
    buralar güncel. dert ortağı aranıyor.