7

sana “****** çocuğu” demek!…

sana “orospu çocuğu” dediler, üzüldüm.

bir insan annesini seçemez; bir kadını da yaşamın ne şartlarla nerelere savuracağını bilemediğimizden yargılamamamız gerekir. bireysel davranmayıp bireysel sorgulamaları aşabilmiş olgun bir kişilik, bu “toplumsal” ayıbı da üstlenip, kadınları sahiplenmeyen ve o durumlara düşmesine engel olmayan sistemle savaşır.

sana “orospu çocuğu” dediler, çok üzüldüm.

hepimiz bir orospu çocuğu olabilirdik çünkü. dedim ya, annemizi seçme hakkımız olmadığı gibi, annemizin bu mesleği yapıyor olması da bizim suçumuz değildir.

bir tiyatro sanatçısıyım. hani atatürk’ümün sözüdür, bilirsin:

“hepiniz milletvekili, bakan, başbakan ve hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; ama hepiniz sanatçı olamazsınız!”

sana “orospu çocuğu” dediler, kahroldum.

hepimiz milletvekilinin, bakanın, başbakanın, cumhurbaşkanının, sanatçının ve hatta orospunun çocuğu da olabiliriz; ama şu bir gerçek ki, tüm çocuklar olarak bir araya gelsek senin gibi aşağılık bir vatan haini olamayız!

yıl 1937…

florya’da denize girmek için plaja giden 23 yaşındaki bir kadın, yolda bir arabanın durduğunu görür. sonrasını o anlatsın bize:

“baktım, büyük kurtarıcı… denize gelmiş. siyah mayosu, sarı saçları, mavi gözleriyle hayran kaldık. denize girdi. sonra yukarıdaki bağ evine gitmek üzere kalktı; fakat ben tanışmaya can atıyordum. hemen yanına koştum. ‘paşam!’ dedim, tanıştık. ve o günü hiç unutmadım.”

daha önce pera palas’taki balolarda defalarca uzaktan gördüğü ama heyecandan yanına yaklaşma cesaretini kendinde hiç bulamamış olan bu kadın, ölene kadar atatürk’ün resmini evinin duvarından indirmemiş, o’na yazdığı akrostişli şiirleriyle övünmüştü.

babası birinci dünya savaşı gazilerinden olan, bir zamanların “sosyete terzi”si olacak kadar mesleğinde ustalaşmış ve fransız kız lisesi notre dam de sion mezunu olan kadın, 2001 yılında şişli’deki huzur palas’ta ölene kadar, verdiği her röportajda ve yaptığı her konuşmada memleketin huzura atatürk ile kavuştuğunu, o yılların tanığı olan bir kişi olarak anlatmaktan hiç çekinmedi.

daha da ötesi, en büyük gururu, sahibi olduğu gayrimenkullerden ve “işletmeci” olduğu evlerden kazandığını vergilendirmek konusunda gösterdiği duyarlılıktı. bunun sonucunda da 6 kez vergi rekortmeni seçilip, devlet yetkililerinin elinden ödülünü almıştı.

şu rastlantıya bakın ki; “ben sizin ananızım! bu ananızdan oyunuzu esirgemeyin!” diye seçim meydanlarında bas bas bağıran tansu çiller’in yine bir tören sırasında yan yana durmaktan özenle kaçındığı bu kadının da lakabı “ana” idi… oysa ki, tansu çiller, bu memlekette bir amerikan vatandaşının da başbakan olabileceğini gösterirken; o, bir genelev patroniçesinin de vergi rekortmeni olabileceğini göstermişti.

bugün “orospu çocuğu” denilen senden, orospuların “ana” dediği o kadının en büyük farkı ise, ermeni olduğu her dillendirildiğinde, “ben türk’üm. azınlık filan değilim. bu topraklarda doğdum, bu bayrağın altında büyüdüm.” demesiydi. yani senin ağzına almaya korktuğun ulusumuzun adı, onun gibi bir ermeni için gurur kaynağı idi…

şimdi türlü yolsuzluklarla ve danışıklı ihalelerle yedi sülalesini zengin etmiş olan, bir gün vahdettin gibi kaçmak zorunda kalacağını çok iyi bildiği için de tüm parasını yurtdışındaki bankalarda saklayan senin bu kadını, yani matild manukyan’ı anlamanı beklemiyorum!

babası manuk efendi’nin ülke sevgisiyle ve atatürk aşkıyla büyüttüğü bu ermeni kadın, senin ağzında sakız ettiğin “azınlık” lafını namusuyla sana dünden seslenerek yediriyor bugün bile!

işte bu yüzden sana “orospu çocuğu” denilince üzüldüm.

üstelik de daha 2012’de, ispanya’da hükümetin iş reformuna karşı çıkan sendikaların genel greve gitmesi sonucunda toplumun %90 gibi büyük bir oranının tepki gösterdiği protesto gösterileri sırasında bir grup göstericinin üzerlerindeki tişörtlerine “biz orospular, ısrarla söylüyoruz ki, bu politikacılar bizim çocuklarımız değildir!” yazmasının üzerinden henüz bir yıl geçmişken…

ama şaşırdım mı? hayır…

seninle hayatımızda birçok kavram da yepyeni bir boyut kazandı.

örneğin “bebek katili” diye bilirdik, sayende oldu “bebek”…

“agu” deyince, ağzına kürdistan emziğini; “gugu” deyince, altına amerikan bezini verdin.

yetmedi mi? hâlâ mı ağlayıp zırlıyor?

o zaman da eline obama’nın beyzbol sopasını oyuncak diye verdin…

“aman ateşi yükselmesin!” dedin, poposuna “kandil” fitilini yerleştiriverdin.

uykusu kaçınca “hocaefendi”nin salya sümük vaazlarını ilaç niyetine içirdin.

yani bildiğimiz “bebek” yaptın, “bebek katili” diye bildiğimiz iti.

çevrende ihanetin pervaneleri, çehrende emperyalizmin kerhaneleri ve çerçevende diktatörlüğün salhaneleri ile girdiğin her fotoğrafın süzme şerefsizi oldun.

nice orospu, vesikasıyla çalışıp, vergisini ödeyip bu hayata tutunmaya çalışırken; nice orospu çocuğu, okulunu okuyup mesleğini kazanıp annesinin kimliğini gizlemek gayretiyle toplum içinde bir yer edinmeye çalışırken; sana “orospu çocuğu” demek aslında en büyük iltifattır!

buna üzüldüm işte, sen bu iltifatı haketmiyorsun…

“bebek katili” diye bildiğimiz senin “bebek”, emperyalizmin her “hadi oğlum, amcalara pipini göster!” demesiyle anadan doğma bir ihaneti üstümüze üstümüze sallayıp duruyor; sense, sana verilmiş görevi dikkatle yapıyorsun ya, helal olsun sana! ne görevi mi? tabi ki, etek tıraşı!…

şehit memet’e gözlerini kapamış olan medyanın yavşakları, bu pipiyi görünce “ay, ne güzel sallıyor!” diyor; sonra da sana dönüp, “ne kadar da eliniz hafif hünkârım!” diye okşuyor…

işte bu kadar “delikanlı” bir ortamda, vatanımızı savunmaya geçtik.

“bebek katili” diye bilirdik; imralı’daki oldu “bebek”, silivri’deki oldu “katil”…

çevrene bakınıp durma alçak, senin sayende!

“millet meclisi” diye bilirdik; millete açlığın üstünde kayak yaptırdın, meclise saça saça kıyak yaptırdın…

“vatan haini” diye bilirdik; vatanı ihanetin altında ölüme yatırdın, haine sıça sıça plaza diktirdin…

senin derdin, babanın kim olduğunu bilmek; ben bunu anladım.

oysa bir “orospu çocuğu”nun derdi, hayatladır; senin derdin, ülken ve onu kuranlarla… işte bu yüzden, yedi göbek torununa yetecek kadar mal mülk söğüşleyen birine “orospu çocuğu” demek, beni üzüyor, hem de çok üzüyor…

içimizdeki atatürk aşkıyla sana ve senin gibilere karşı duracağız. ben sanatımla, o sahneyi senin kafana geçirirken; öğretmen, tahtasına “ne mutlu türk’üm diyene!” yazacak; avukat, cumhuriyetin aydınlık davasını savunacak; doktor, hastasından önce senin zehirini temizleyecek…

türk’ü kendi vatanında garipleştirdiğin için, türk’ü kendi vatanından atmak istediğin için, türk’ün bedduasını da, bu ah’ların sonucunu da sineye çekeceksin…

sine demişken, sinende durmadan bir yara açıyoruz, farkındayız. şunu unutma; biz, senin her türlü şiddetin ve zorbalığının karşısında “sinen” olmamayı atatürk’ümüzden öğrendik.

ve…

senin “sine”manda oynayan her filmde “directed by: obama” yazarken; bizimkinde “yöneten: mustafa kemal atatürk” yazar.

senin gibi bir alçağa “orospu çocuğu” diyen herkes adına, tüm orospulardan ve onların çocuklarından özür dilerim.

utku erişik/tiyatro sanatçısı – yazar
ilk kurşun

www.ilk-kursun.com/.../

bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

dün