kan'a susamış halk ve ahvalim /sıkılan cana merhem hikayesi

    0
    sabbah 29.3.2020 23:45 ~ 23:50
    zamanın ta içerisinde doğdum. adımlarım dünyaya alışmaktan uzaktı bebeklik dönemimde emeklemem ondandı. ayağa kalkmaya
    çalıştım bir esriklik halinde bulunan bir kimsenin fiziksel durunu almış gibi bir halim vardı, bir düşer bir kalkardım.
    zaman geçti kendimden kıstım ayağa kalktım, yürüdüm. n'içinini ve nasılını sormadan sadece yürüdüm. sonra düşündüm
    "oğlum kendi malını ve kanını kazanmak için yürümen lazım" demişti annem, bundandı. yürümenin verdiği şevk ile sokağa çıktım, arkadaşlar
    edindim kendime; bilye oynadım, onları vurdum zaman geçti ve biraz büyüdüm gene bilye oynadım ve şu an gene bilyeler ile
    oynuyorum çünkü ben canı sıkılınca kuş vuranlardan değildim. arkadaşlarım kuyumu kazdılar ben yusuf değildim ama benim
    her zaman kuyumu kazdılar, kuyuya düştüm ve çıktım. kendime sordum. "kuyuya düşen çocuk n'için ölmesin?"* dağlardan bir cevap
    geldi. çünkü "rabbi böyle istemişti."* onların bir rabb'leri yoktu. kazdıkları kuyuya onları düşürdüm. evet, evet
    ben yaptım hepsinin ben canını aldım! cellat ben olmuştum ama tanrı makamında değildim. dünya bataklığındaydım. okula gittim. çokça kaçtım. annemin işçi hali ile
    bin zorluklar ile konfeksiyonlarda zenginlerin elbise diktiği vakitlerde kazandığı parayı kaleme yatırdım.
    kalem ile sıralara yazılar yazdım, duvarlara yazılar yazdım,
    tuvalet kapılarına yazılar yazdım. sonra oturdum bir deftere o yaşta öğrendiğim kelimeler ile cümleleler yazmaya kalktım. dünya bataklığında ilk sınavı vereceğimiz yer olan
    birinci sınıfta ben yoktum sadece haylazlık için vardım mala zarar verir sonra kaçardım. düşündüm zannımda hiçbir kelimem yoktu. usumda mahalleye koştum.
    büyüdüğüm mevlanakapı'da* tespihli ve kırmızı fularlı ağabeyler vardı. sabahları birbirlerine dik dik bakar akşamları ise çatışırlardı geri kalan vakitlerde
    ellerinde kırmızı boyalar ile duvarlara yazılar yazarlardı. çocuktum tespih ile oynar fular takardım. "kimsin oğlum sen?!" diye sorduklarında "katilim ben ağabey"
    derdim. arkadaşlarımı öldürmüştüm. anlamadıklarını zannederdim ve küfrü basıp yollarlardı. duvardaki yazıları okudum. "özgürlük, kavga, şirk, allah" yazdığını gördüm. sıraya geri
    dönüp önümdeki deftere kelimeleri birleştirdim. "özgürlüğü için kavga etmeyen allah'a şirk koşar." diye bir şey çıkardım. bunların hepsini yapmıştım. beni
    kuyuya düşen ve özgürlüğümü kısıtlayan arkadaşlarım ile kavga edip ben galip çıkmıştım. onları yerin dibine göndermiştim. mahalle ahalasi zaman ile
    kuyudan su çektiklerinde kovalarında kan göreceklerdi ve eminim bunu yadırgayacaklardı. zaman geçti kuyudan su yerine ağır ağır kanları çektiler ve bir iştah
    ile kan'a kan'a içtiler. şaşırdım, yadırgadım, kaldım ve korktum. düşündüm "acaba ben de zaman ile halktan mı olacaktım? acaba arkadaşlarım bu kuyuyu bu kana susamış
    halk için mi kazmışlardı? onlara kan hizmetinde bulunduğum için bana minnet borçları var mıydı? tespihli ağabeylerin tespihleri niçin kırmızıydı? fular takan
    adamların fularları niçin kırmızıydı?" kaygılandım, korktum ve ağladım. bebeklik hallerimde düşüp-kalkmaları hatırladım ve annemin sözlerini "oğlum kendi malını ve
    kanını kazanmak için yürümen lazım". şimdi anlamıştım kan için yetiştiriliyordum. mal onlarındı. düşüp ve bir daha kalkmamayı istedim. zaman geçti
    kuyudan kan ve çektim kan içtim. onlardan olmuştum.
    "oğlum kendi malını ve kanını kazanmak için yürümen lazım"
    1*ülkü tamer-çok canım sıkılıyor kuş vuralım istersen/haluk bilginer tiradı.
    2*yusuf: hz.yusuf.
    3*kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin: ismet özel jazz şiiri
    4*çünkü rabbi böyle istemişti: bir kur'an ayeti veyahut kvl adlı oluşumun şarkısından alıntı
    5*mevlanakapı: zeki demirkubuz'un yaratımı olan kader ve masumiyet adlı filmlerin geçtiği mahalle. /haluk bilginer masumiyet tiradı.