7

itiraflarım

pişman değilim öncelikle bunu söylemeliyim, seni severken ben çok umutlu gibiydim.

kimsenin umursanmadığını düşünmeye başladım, kimse tam olarak dinlemiyor kimseyi, oysa ben senin her kelimende kalbimi sıkıştıran hislerimi çok sevmiştim senin bir şeyler anlatmanı benim yalnız susup dinlememi çok sevmiştim.
ve ben konuşmayı sevmiyordum ama sana anlatmak istedim herbir şeyi bundan da pişman değilim.
nedense hep içten içe sevdiğini düşündüm beni sen aksini idda edincede kabullenmesi kolay olmadı "bir çıkar yolu olmalı, nerde hata yaptım" dedim hep kendime, belkide hata yoktu yalnızca sevmedin belkide denemişsindir bile ama biliyorum sevmek kolay değil ve zorlayarak sevilmiyorda kimse.
bencildim her anında, her zaman ben daha yakın olayım istedim sana, seni - tabiri caizse - kendime saklamak istedim hep.
belkide sorun durmadan düşünmemdi, başkaları ne der diye değil sen ne dersin diye düşünmek bu büyük bir sorun zira o kadar fazla yerine koydum ki kendimi, bir vakit hiç bir şey yapamadım, sevmediğim birinin durmadan peşimde olması hoşuma gitmezdi benim, seninde gitmez diye düşündüm ama bu karşılık bulamadığım sevgime öfkelenmemi engelledi, o kadar ki bu kadar nazik ve kibar davrandığın için seni sadece sevmiyor ayrıca derinden saygı duyuyordum ben seni ciddi manada dinliyordum söylediklerini, anlattıklarını, üzüldüğün zamanları hepsini.
ama belirsizlik beni öldüren şey oldu, "işte bu kadar, böyle samimi sohbet ediyoruz belki artık seviyorsundur beni" düşünceleri her yanımı kaplamıştı ama yinede senin fikrin farklıydı, sevmiyordun ve sanki bir inada tutunmuşta sevmiyor gibiydin kendinle girdiğin bir idda mıydı bu bilmiyorum, tek bildiğim çok inatcı olduğun.
işte bu düşünceler beni anlamsızlaştırdı zira sabahlanılan onca geceden sonra gönül istiyor ki ilk gördüğüm yerde sarılayım sana ve hiç bırakmiyim sonra ama tek yapabildiğim gözlerine bakıp durmak olabiliyorken nasıl bir anlam taşıyabilirim ki?
gözlerine bakıp olduğum yerde ses etmeden de dururum sorunum yok bunla
ama bana bakmıyor ki gözlerin

arada kalmak benim en büyük sorunumdur, iki aile arasında kalmak, iki seçim arasında kalmak, susmak ve umut etmeye devam etmek arasında kalmak...
korktuğum bunca zamandır belli olmalıydı, her şey kesin olsun demiyorum fakat sivri bir kısmı olmalı bazı şeylerin "ben seni bir ömür de geçse sevmem" gibi, her şey ne kadarda basitleşirdi.

ben karşılık beklemiyorum demiyorum, sevgime elbette karşılık bekliyorum, onca zaman yalnızca kendim seveyim, karşılıksız, desemde bunun sonu yalnızca şiir yazmakla sonuçlandı bilesiniz yani sonuçu acıydı safi
ve bu bütün şairleri naifliğe iter elbet ama bir yandanda kedere boğar, keder ve acı dolu bir vucut ise ancak keder ve acı taşıyabilir etrafına, ve insanlara ancak üzgün olduklarında "bak bende üzgünüm, tıpkı senin gibi" diyebilir, bu bir nevi rahatlatır belki karşıda ki kişiyi ama ne faydası var ki?

ben seninde mutlu olmanı istiyorum, diyordum hep, oysa sen bensizde mutlusun zaten ama ben değilim, yani değildim.
ve insanı üzende bu en çok, ne saçma değil mi, birinin mutluluğu birini üzmemeli...
bencillik işte.

aştım her şeyi demiyorum ama itiraf edebilecek kadar anladım en azından.

geceye şu şiirle veda etmek istiyorum uzunca bir zaman önce yazmıştım...


içimde bir yerlerde
aklım olucaktı
duygularımın yaktığı
duygularımın çarmıhlara gerdiği
ah aklım...

haklı olman korkutuyor beni
unutmak korkutuyor
umut üzüyor
zaman yıkıyor
acı tatlı her şey
hancer gibi saplanıyor
seni seven yerlerime
güzel bir şeylerde var bende
hiç...
olurmu öyle saf üzülmek
arada gülmek gerek
içten içe ağlamadığım günlerde
gülmek




iyi akşamlar.
  • 0
    ploreterdevrim 24 gün önce
    tolstoyun bir kitabıdır.
    0
    banabubade 24 gün önce
    güzeldir inanç konusunda mantıklı konuşmuştur tolstoy reiz