6

başlama noktası - bölüm 1 - yeni adres

kulaklarımda nefesin çınlıyor, yazması kolay değil, düşünmemek elde değil.

kağıttaki adrese bakıp okumaya çalışırken gitmişlerdi bile. esrarın dikkati arttırdığını çoğu kullanıcı bilir ama arttırılan dikkat değil zamandı bence. dikkatimiz arttığı için değilde zaman kavramını yavaşlattığımız için çoğu şeyi farkedebiliyorduk bu yüzden dört dakikalık bir şarkı sanki saatlerce çalmış gibi geliyordu. her neyse adres şehrin çıkışında hatta şehir sınırları dışında bir çiftliğe aitti. tam olarak neresi olduğunu bilmesemde kuzenimin yatılı okulunun ilerisinde çiftlikler olduğunu biliyordum ve görmüştüm bunlardan bitanesi olmalıydı ancak hangisi olduğunu kestiremiyordum zaten çok geçti araba olmadan bu saatte oraya gidemezdim ki araba ile zaten yaklaşık bir saatlik yoldu. mesafenin uzun olması hiçbir zaman hoşuma gitmedi gitmeyeceğindende eminim. kısa ama detaylı olan düşüncemin ardından şarkıyı biraz daha renkli olan cem karaca - ben bir ceviz ağacıyım açtım. hikayesini zaten bilirsiniz daktilonun şeridini eskitmeyelim. açtıktan sonra çoğu müptezel ne çaldığını anlamayıp dakikalarca susup dinlediler o an sadece ben araştırıyor ben okuyormuşum gibi hissettim. hayatımda ilk defa ( küçümsemek gibi olmasın ) bu kadar boş insanla birlikte aynı yerde oturduğumu farkettim. ne bekleyebilirdim ki aslında, sonuçta bağımlıların rahat rahat esrar kullanıp bayılıp kendilerini jiletleyince madalya aldıkları bir yerdi ne kadar kitap girebilirdi buraya. kendimi şarkıya bırakıp, başımı yastığa dayayıp 2 bira daha içip kalktım. bir kaçına selam verip merdivene adımı mı attığımda adresi almadığımı farkettim. bilgisayar masasına döndüm ve tam adresi alacakken bilgisayarı açıp özel birşeyler bulmak istedim. bunu yapmamalıydım fazla bilgi fazla sorumluluk demek ama yinede açtım. masaüstünde anahtarlar yazan dosyaya girdiğimde 4 adres ve sanırım dış kapı anahtarlarının yerleri yazılıydı. izmir, gidemem. bolu, gidemem. ankara, belki yolum düşerse ve eskişehir, bingo en azından gidersem kapıda kalmayacaktım. kapı zilinin yanındaki tuğladan itibaren 4 tuğla sağa 4. tuğlanın en alt sırasına dayalı koyu gri süsleme taşının arkası. içimde artık büyük derecede merak uyanmıştı ama aynı merak etrafımdakilerde de mevcuttu daha fazla uzatmadan onları kandıracak kadar gülüp, çıktım. eve geldiğimdeyse hala dördüncü tuğlanın altı aklımdaydı.

sex = zevke tabi tutulan kölelik.
paralı sex = zevke tabi tutulan ücretli kölelik.

yatağıma uzandım. karşımdaki posterler sararmıştı. uzun süredir orda olduklarından mı yoksa dertlerimi uzun uzun anlattığımdan mı bilinmez ama sararmışlardı. kendimi iyiden iyiye kaptırdığımın farkındaydım içimdeki merak duygusunu hiç bir zaman yoketmedim, yoketmek istemedim. oraya gideceğimi zaten biliyordum. beni endişelendiren oraya gitmek değildi, orada başıma ne geleceğide değildi asıl endişem orada ne göreceğimdi.

saat 7:30 "skrillex - bangarang" uykumu bölen tek remix. siyah kot pantolon, v yaka t-shirt ve koyu mavi spor ayakkabı. huzurlarınızda. işyerindeyim birikmiş onca evrak, bezgin halimden bezmiş operasyon şefi, okunup onaylanıp arşivlenecek faturalar. güne mutlu başlamak bu olsa gerek. saat 7 olduğunda işten çıktım arkadaşımdan arabayı alıp gitmek için hazırlandım. malı çok kıymetli değildir maddiyata önem veren birisi değil, hayata eğlenmek için gelmiş ve öylede yapıyor. bi kaç dakika muhabbet ettikten sonra " arabayı bi ara bırakırım sorun olur mu işin var mı ?" diye sordum karşılığında aldığım cevap "arabayla işim yokta sana lazım olursa senin oturduğun koltuk fermuarının içinde mermisi olmayan bir silah diğerinde 3'lük jop var" diyerek gülümsedi. mermi olmaması iyiydi sinirlenince insanların ne yapacağı belli olmaz sanırım çoğu kişi için geçerli bir durum.

sonunda geldim. sol tarafında atların gezinmesi için demirle çevrili yola kadar uzanan, sanırım 350-400 metre kare büyük bir alan, yanında ahır. ahırla duvarları birleşik iki katlı bir ev ve evin yanında yine büyük alan kaplayan ve yola kadar uzanan ambarlar. 10 metrelik büyük demir kapı ve kapının sağından evin sağına ambarlarıda kapsayan örme bir duvar. aradığım yer burası olmalıydı tabiki öğrenmenin tek yolu girmekti ama asıl soru anahtarla mı zile basarak mı ? sanki her gün geliyormuşum gibi arabadan inerek kapının önünden yürüdüm zile ulaşmadan önce uzaktan tuğlaları sayıp süs olduğu aşikar olan halk dilinde köpük taşı diye geçen süs taşını gözüme kestirdim. taşı kaldırdığımda iki anahtar vardı. dış ve iç olarak ayrılmış iki anahtar. bu içeride kimsenin olmadığı anlamına mı geliyordu acaba ama ışıklar yanıyordu. taşı eskisi gibi koyup zile bastım. ilkinde ses seda yoktu ikinci kez basacağım sırada kapı otomatik bi sesle ayrıldı. içeri girdim toprak nemliydi, bunu adımımı atar atmaz anladım fıskiye ile ıslatılmıştı ama kaygan olması sürekli hareketlilik olmasından sebepliydi sanırım. sağı solu bir beni izliyormuş gibi düşünüp rahat bir şekilde izleyerek eve doğru yürümeye başladım. sanki daha önceden bi çok kez gelmişimde değişiklik var mı diye bakıyorum edasıyla yürüdüm. yaklaştıkça ağıra ve eve odaklandım ağır kapısının sağ tarafından başlayan duvara yan şekilde yatırılmış 25 basamaklı tahta merdiven dikkatimi çekti tam ağır kapısının bitişinden başlayıp ev kapısına kadar devam ediyordu. ağırın önünden sağa dönüp evin kapısına gittim. kapıyı tıklattığımda karşımda ne olacak, kim açacak, açacak olan kişi beni izlemişmiydi bu soruları kendime sorarken daha kapıyı tıklatmadan açıldı.

50 yaşlarında sakalları biraz beyazlamış ve uzun olan. başında beyaz börk, üzerinde siyah boyunlu kazak ve altında gri kumaş pantolon olan sevimli bir amca çıktı. "evet delikanlı nasıl yardımcı olabilirim sana" geçirdiğim şok karşısında bir kaç saniye kekeledim. karşımda sevecen bir amca değilde yüzü kesik iziyle dolu bir yarma yada her an birşey verebilecek bir torbacı bekliyordum. "beni bir arkadaşım çağırmıştı ama sanırım yanlış geldim" diyip arkamı döndüm. o sırada sanki tüm nefesi bunun için tüketmiş olan bir sesle "arkadaşın bir kız mı ?" diye seslendi. henüz ipeğin ismini bilmiyordum eğer ismini sorarsa ne diyecektim hayır diyip uzaklaşmalıydım belkide bi kaç gün girip çıkanı inceler sonra tekrar gelirdim. "evet o bir kız hatta oldukça güzel bir kız" diyerek gülümsedim. "çay yeni demlendi gel hadi soğukta dikilme" dedi ve ağır adımlarla içeri geçti. kapıdan içeri girerken oldukça tedirgindim ama içeride sanki rahatlık veren bir koku vardı. ayakkabılarımı çıkarttım, dış kapıyı kapatıp içerideki kapıyı açtım. içeri girdiğimde karşımda uzun bir salon vardı. karşılıklı iki kanepe, giriş kapısına bakan guzine ve solda bir televizyon vardı. sağdaki kapı sanırım mutfağa açılıyordu. kapıya doğru ilerledim, tahmin ettiğim gibi amerikan mutfağı tarzında hem oda hem mutfak olarak dizayn edilmişti. odanın sağında üst kata çıkmak için bir merdiven karşı duvarda muhtemelen banyo kapısı vardı. "sen rahatına bak ben çayları getiriyorum ipekler henüz gelmediler" dedi. televizyonun karşısına oturdum çok geçmeden çayları getirdi. "ee anlat bakalım ipeği nereden tanıyorsun" diyerek sakin sevecen bir tavırla sordu sorusunu. çayımı yudumlayıp "bir arkadaşım aracılığıyla tanıştık çok uzun zaman olmadı tanışalı aslında ama davet etti" dedim. "yazısını okuyup burayı bulabilmen büyük başarı vallahi, ona en çok lazım olan yazıyı nasıl kötü yazabiliyor anlamıyorum, acil birşey olsa yazısını okuyasıya kadar olan olur. bazen anlayamıyorum bu kızı" diyip kanepeye yorulmuş bir şekilde sırtını dayadı. biraz gülümseyip "aslında tam olarak yazıyı anlayamadım buraları az çok bildiğim için biraz tahminle buldum diyebiliriz." dedim. cevap vermedi. "girişteki lisede akrabam okumuştu bazen onun yanına gelip bi kaç gün yatılıda kalırdım ordan biliyorum çiftlikleri." dediğimde sanki gözleri büyümüş ve heyecanlanmış gibi verdi cevabını. "lisenin karşısındaki ufak marketi bilir misin ?" başımla onayladım. " o lise kurulduğunda, çok eskiden ben işletirdim orayı 6 yıl öncesine kadar da işlettim" dedi. merak ederek, "sonra ne oldu ?" diye sordum. "buralı değilim ben.eşimin işi gereği buraya taşındık bende orayı işletmeye başladım geldiğimizde. 6 yıl önce o vefat edince bıraktım. memleketimde kimse olmayınca dönmedim, bu çiftliği bulup bekçiliğe başladım. 6 yıldır da bu kanepedeyim." konuşmamız devam ederken saat 11 olmuştu kolumdaki saate baktığımı farkedince "sanırım ipek seni ekti ama darılma unutmamıştır işleri yoğun sanırım bu aralar mutlaka aklındasındır istersen bir ara bakalım gelecekmiymiş" dedi. telefon numarası yoktu ve bunu söylersem tabiki şüphelenirdi. "dediğiniz gibi işleri yoğun sanırım rahatsız etmeyeyim hem dediğiniz kadar düşünceli ise o arayacaktır öyle değil mi ?" diyerek topu baruta değdirmeden üzerimden attım. ufak bir kahkaha ile "umarım yüzümü kara çıkartmaz, eh o halde ben seni uğurlayayım." diyerek ayağa kalktı. iyi akşamlar diledikten sonra evden çıktım dış kapıya ulaşıp tam çıkacakken arkamı dönüp el salladım ve o sırada birşey dikkatimi çekti. ev çok küçük değilmiydi. 25 basamaklı bir merdiven vardı ve 13 basamağı evin duvarının tarafındaydı ama salon geniş değil uzundu girişte kapının sol tarafını ölçecek olursak ortalama 6 7 adımdı peki geri kalan 6 adımlık mesafe neredeydi. konuşmamız sırasında "ben abdest alıp geliyim" diyen amca üst kata çıkmıştı yani ya alt kattaki kapı banyo değildi yada amcamız biraz yalancıydı.
  • 1
    ghostrider 6 ay önce
    yazılar sana mı ait?
    ona göre okumaya başlayalım. :)
    0
    gridgross 6 ay önce
    evet başkan bana ait :)
  • kitap

    Bazen yalnız kaldığınızda en büyük dostunuzdur kitaplar. Dili olmadan bir şeyler anlatan ve sizi olabildiğince yükseğe taşıyan yegane şeylerden biridir. Öneri, tanıtım ve düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Abone olmayı unutmayın!

    91 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    dream0
    doganturgut
    puivundik

  • bu bölüm #kültür-sanat bölümünün alt bölümüdür.

  • karalama, aşağılama vs kesinlikle yasaktır.

    şahıslar, yorumlarve siyasi düşünceler hakkında küfür yasaktır.