4

izafi teoriler

bu kadar büyük bir evrende, bu kadar küçük bir noktada, nokta bile değilken, bu kadar büyük bir düzen kurmayı nasıl becerebilmiş insanlık? şaşırmamak elde değil... bu kadar hiçbir anlam ifade etmez iken varlığımız, bu kadar etkisizken nasıl olur da böyle bir düzen inşa ettiğimize şaşırmamak elde değil… sanki karıncaları gibiyiz evrenin... o kadar miniğiz fakat sistematiğimiz o kadar büyük ki anlamlı gelmiyor... sistematik cümlesi burada yanıltıcı olabilir. bu iyi veya kötü anlamda kullanılmış bir ifade değil. bu insanların kurduğu düzenin cüssesiyle uyumlu olmadığını belirtmek için kullanıldı.
koca evrenin içinde nokta bile değilken bu kadar çelişkili, dilemmalı, işin içinden çıkılamaz bir düzeni nasıl kurduk? oyun teorisi nasıl geliştirildi, john nash’e ödülünü kim verdi? bu savaşlar hangi noktanın hangi noktaya olan üstünlüğünü belirtmek için yapılıyor. noktanın üzerinde bile nokta olmayan varlıkların seçimlere bu kadar önem vermesi hangi kuram tarafından açıklanır? koskoca evrenin içinde, koskoca galaksilerin, güneş sistemlerinin arasında bir atom kadar büyüklük göstermeyen bir dünya üzerinde insanların birbirine aşık olması çok enteresan. bu evrenin içerisinde nokta üzerindeki noktalar nasıl birbirini bir hiç uğruna öldürmeye kast eder? ve bu eren içerisinde bu kadar küçüklüğün içerisinde, değişik bir düzenin içerisinde aynı gemideki insanlar nasıl olur da bir başka noktayı yok etmeye uğraşır? bu düzen nereden geldi? tanrı mı yarattı bizleri, bu evrenin içerisindeki incir çekirediğinin yanında bir hiç olan biz insanları? o zaman bu evren sadece insanlık için mi var edilegeldi?
bu kadar şiddetli bir büyüklüğün içerisinde, bu kadar hareketin içerisinde bu kadar durgunluğun olması anlamsız değil mi? trenlerin içerisindeki yolcular gibi miyiz? zaman trenini hızına göre değil içerideki hıza göre mi belirleniyor? peki ya dışarısı trenin üzerinde gittiği raylara ne oluyor. bu evren ve dünya tren metaforundaki yerleri dolduruyor olabilir mi? insanlar hayatın sadece trenden ibaret olduğunu düşünüyor olabilirler mi? bu evren çok ama çok büyük, insan dimağının anlayamayacağı ve kabul sınırlarını aşacak kadar büyük. dünya küçük, insanlar bu denklemin içerisinde sayılamayacak kadar küçük o zaman bu öldürülen kadınlar ne, bu taciz edilen çocuklar ne ve hatta bebekler… bu delirenlere ne oluyor bu hiç doğmayan insanlara, aklını kaybedenlere, einsteinlara, galilelere ve mustafa kemal atatürklere… hepsi boşuna mı yaratıldı? sadece psikolojimizdeki boşluğu gidermek amacıyla bu anlamları yüklüyor olabilir miyiz tıpkı ölümden sonraki yaşama olan inanç gibi?
evren açıklaması zor bir şekilde büyük o kadar büyük gibi benzetme yapmak çok zor. dünya ve evren arasında bu kadar tutarsızlık var iken bu evrenin yalnızca insan türüne özgü yaratılmış olması bu büyüklüğe bir hakaret olurdu. bir de zaman kavramı var evrenin dışında dünyanın içinde. dünyanın dışındaysa zaman dünyadan farklı bir şekilde işliyor. konudan konuya atlıyorum fakat konular iç içe geçmiş vaziyette. zaman, mekan, evren bu kadar iç içe iken yazının bu üçlüyü ayırması olanaksız olurdu. zaman evren gibi açıklaması çok zor bir şekilde uzun. insanlık bu zamanın içerisinde o kadar kısa bir anı kaplıyor ki saniyeler ile ölçülüyor bu zaman. bu evrenini içerisinde bu kadar gezegenin içerisinde zamanın 24 saatle sınırlandırılmış olması garip. saçma bir cümle… evren çok büyük, zaman çok büyük, insan çok küçük, sistem çok büyük, insan çok küçük insan çok küçük ve fakat kurdukları sistem çok büyük. inanılması güç. aileler, sistemler, psikolojiler, teoriler her şey çok garip… bu kadar garipliğin içerisinde insanlık varlığını nasıl sürdürebiliyor hayretle karşılıyorum.
dünya çok büyük, bir ömür çok küçük; dünya için göz açıp kapamakla eş değer; belki bir buzul çağı bile dünyanın esnemesine sebep olmuştur. bu kadar kırık bir zamanın içinde insanların bu sisteme amade olması garip.
  • 0
    hedap 14 gün önce
    dünya ve dünya dışında ki zamanin açıklaması için einstein in görelilik teorisini okumali ve araştırmalisin.
    zaman evrenin hiç bir yerinde aynı şekilde akmaz.
    zamanın nerede nasıl aktığı, orda ki kütle çekimine ve hıza bağlı olarak değişir.
    mesela ışık hızına yaklaştıkça bağlı olduğun kutleden bağımsız hale gelirsin ve zaman, ayrıldığın kütleye bağlı olanlara göre senin için durma noktasına gelir.

    ikincisi; var olan herhangi bir şey, ya mümkün varlıktır ya da zorunlu varlıktır.
    var olmak için başkasına muhtaç olan her mümkün varlık, zorunlu bir varlığa ihtiyaç duyar. bu noktada, sonradan var olan bir varlığın zorunlu olması mümkün olamaz. çünkü ezeli yani öncesiz değildir.
    yine bu noktada zorunlu varlık diyebileceğimiz sadece 2 şey var.
    ya evren (madde) zorunludur, öncesiz ve sonrasızdır. ya da (maddeüstü bir şey) tanrı öncesiz ve sonrasızdır.
    bugün bilim bize evren'in bir başlangıcı olduğunu büyük patlama teorisiyle beraber kesin olarak söylüyorsa. başlangıcı olduğu için evren (madde) de artık zorunlu varlık olamıyor.
    buradan hareketle evren (madde) mümkün varlık, tanrı ise zorunlu varlık oluyor.
    ve bilimsel olarak big bang teorisini arkamiza alıp düşündüğünde, senin varlığını mümkün kılan, içinde bulunduğun zaman kavramini dahi yaşamını mümkün kılan işte bir zorunlu varlıktır. biz inananlar olarak buna yaratıcı-dini literatürde- allah&tanrı diyoruz.
    var olmamizin nedenine gelecek olursak; bir şeyin ezeli olup bekleyip-bekleyip, bir anda yaratma kararı alabilmesi için irade sahibi olması lazım.
    burda da iki seçenek var.
    kuantum çalkalanma veya yasalara tabi olmayan bir zihin
    ikisi arasında kalıp, kuantum çalkalanmasina irade yükleyeceğine zaman ve maddeüstü, yasalara tabi olmayan bir zihine irade yüklemen daha mantıklı.
    ve bu mantıkla hareket edip, bizim varlığımızin yaratılmasına etki eden-musade eden ve kontrollü bir biçimde bu varlığın devamının sağlanmasini sağlayan yasaların oluşmasını sağlayan bir varlığı, bizim sadece bu küçücük evrende, var olmak ve sırt var olduğumuz için ölmek için var etmediğini de anlamamız ve idrak etmemiz gerekir.

    bu var edilişin ne amaçla var edildiğini, bu vücutta neden can bulduğumuzu ve dahası neden bu evrende bir yer aldığimizi hayat boyu sorgulamak ve araştırmak zorundayız.
    ve bu var edilişimizle birlikte var edilmemizin nedenini bulmayı ve bu var edilise layık olmak için yapabildiğimiz en iyi şeyi yapmayı-hedeflemeyi ve hedefe koşmayı- ve bu var edilen kusursuzca idame ettirilen bu düzenin içinde kusursuzca idame edilmeye layık varlıklar olma amacını taşımamız lazım.

    içinde yaşadığımız ve gözlemleyebildigimiz evren aslında içinde barındırdığı boşluklar nedeniyle bu kadar büyük.
    yapılan başka bir bilimsel tespitte: evren içinde atomların oluşturduğu maddelerden ve boşluklardan ibaret.

    peki yüzde kaçini maddeler ve yüzde kaçini atomların oluşturduğu maddelerin arasında ki boşluklar oluşturuyor?
    atomların ve atomların oluşturduğu tüm maddelerin %99,99999’u boşluktan oluşuyor.
    işte bu boşluk kapandığı zaman ancak bir şeker küpü tanesi veya koca evrene endekslersek bir kaç şeker küpü tanesi kadar bir büyüklüğe ulaşıyor.
    işte tüm bu boşluk bizi bu büyük boşlukla var eden varlık tarafından, sifirlandigi zaman, tıpkı bir bang öncesi gibi bir noktaya dönüşüyoruz.
    yani başladığımiz yere dönüyoruz.
    başladığımiz yere dönüşün adı da -atomlarımiza kadar parçalanmamizin- bizim gibi inançlı insanların tabiriyle kıyamettir.

    insan gerçekten araştırmak istedikten sonra cevaplar aslında bilimin de yardımıyla o kadar net ki.
    sadece görmek değil, nereye bakmak gerektiğini de bilmek yeterli.
dün
  • gündüz-gece

    aşığın dediği gibi gidiyorum gündüz-gece diyenler buraya yazsın

    177 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    incekalem049

  • bu bölüm #sosyal bölümünün alt bölümüdür.
  • gündüz-gece karşılaştığımız olayları anlatıyoruz

    +18 içerik girmiyoruz

    siyaset yapmıyoruz

    yazar ve okurları olumsuz davranışlara yönlendirecek içerik girmiyoruz

    içerik giren ya da yorum yapan yazarları yaptıkları içerik yada yorumla ilgili cevap vermeye zorlamıyoruz