10
yakalandım ve yeterince zeki olmadığımı anladım.
daha gizli biri olabilirdim daha hızlı koşabilirdim belki de uçabilirdim tek yapmam gereken yeterince hissetmek ti. zaten herşey başıma bu yüzden gelmemişmiydi?.. lise sona gelmeden yaz tatilinde sırtım ardından kafam sert bir şekilde yere çarpmıştı. abartıcak birşey yoktu kaymıştım fakat yere düşerken ellerimle kendimi yavaşlatma şansım yoktu. sırt üstü düştüm ardından kafam yere çarpmıştı. nefes alamıyordum bağırmak istiyor başaramıyordum eminim sizde hayatınızda bir kere yaşamışsınızdır. ayağa kalktım zar zor nefes alıyordum kimse yoktu olsa bile göremezdim çünkü tam olarak göremiyordumda. her taraf renkliydi ama windows logosundaki renkler dahada ağır basıyordu. önemli birşey olmayacağını düşündüm ve eve doğru yürümeye başlladım.ara sıra nefes aldığım da göğsüme birşey batıyordu bir kaç dakika sonra geçti. tamamen eskisi gibiydim. düştüğümden aileme bahsetmeyecektim. heleki annem duymamalıydı aşırı derecede abartıcak acile gitmem için beni ikna edecekti. bahsedecek birşey de yoktu aslında iyiydim ben fakat farklı hissediyordum. eve gittiğimde son hazırlıkları tamamlamışlardı evet izmire taşınıyorduk babam aile dostu ile birlikte daha çok para getiren bir işe başlayacaktı. yanlış bildin pekekentlink değil.

herşey hazırdı biz arabayla yola koyulup vardık eşyalarımızda bir süre sonra geldi pek lüks olmayan 2 katlı dublex diye tabir edilen bir eve taşındık aslında gayet iyi bir evdi. izmirde öyleydi güzel bir şehirdi ama yolunda gitmeyen birşey vardı. huzursuzdum ve farklı hissediyordum. lise 4 için okuluma yazıldım. bir süre sonra başladı okul. çok konuşmayan bir çoçuktum buzamana kadar sevgilim de olmadı. onlar istedi ben kabul etmedim desem daha doğru olacak galiba. pek arkadaşım ve sosyal hayatım da yoktu arada tek başıma basketbol oynamaya gider. ıcetea ve biskrem yer ve çoğu zaman çizim yapardım. ilk gün kimseyi önemsemedim onlar da yanıma gelip konuşmadılar tabi. bir kaç öğretmen yeni bir öğrencimiz var galiba diyip kendimi tanıtmamı istedi nekadarda gibikçe bir soruydu kendimi tanıtmaya ders yetmezdi. sadece adımı söylemekle yetindim. cla vicula +nerden geldiniz okulu beğendin mi? annen baban çalışıyormu? tek solukta hepsini sormuştu. bunlar öğrenseniz hayatınızda ne değişecek diye karşılık verdim. öğrencilerin kafası bir ahenkle bana döndü öğretmenin bozulacağını düşünmedim birşey dememiştim sonuçta. otur yerine dedi ve yaz tatilinde ne yaptınız bakalım gençler dedi. güzel cevaplar verenden oldu arka sıradan taşak geçenlerde. birisi sordu


?: hocam sizinki nasıl geçti? tabikide kötüydü kocanızla okuldan hemen sonra ayrıldınız onu seviyorsunuz çünkü yeni evlenmiştiniz fakat anlaşamadınız. bir süre depresyoa girdiniz ardından kocası ölen annenizin yanına gittiniz şuan burdasınız ve iyisiniz çünkü onu unuttunuz. bunların hepsini bir soluk ta söyledim fakat ben bunları nerden biliyordum. nasıl bukadar akıcı ve hızlı söylemiştim. karşımdaki 26 yaşlarında 164 boylarından bayan bir öğretmen di ve yüzü düşmüş üzülmüştü yine o his gelmişti farklı ve huzursuz hissettim. sen kimsin evladım dedi ve kendini toparladı oturduğu yerden ayağı kalktı ve koca gözlerini bana dikti. en arkadaydım ve kapıya doğru ilerledim. -otur yerine özür dilerim dedim ve çıktım. bana ne olmuştu karşımda ilk defa gördüğüm bir insan evladı vardı. ve geçirdiği kötü günleri bir anda söylemiştim. o kocasınından ayrıldığında izmirde bile değildim. ben bu kadını tanımıyordum huzursuzluğum yavaş yavaş kaçtı ve ben çoktan okulun en dış kapısındaydım.

bekçi duruyor du kapıyı açmasını söyledim çıkmak yasak abisi dedi. 46 yaşların da 176 boyunda saçlarının ön tarafları seyrekleşmiş hafif kilolu adama bir kaç saniye boyunca baktım. ve konuşmaya devam etti. git müdürden izin al izin kağıdınıda bana getir dedi okulun daha ilk günü bu ne disiplindi böyle. müdüre söyleyecek geçerli bir sebebim olmadığı için izin vermeyecekti yapmam gereken tek şey bahçede ders bitene kadar oturup bir diğer derse gitmekti. göğüs kafesimin genişlediğini hissettim. ve zirvedeki uzun ince demirlerle beraber 2 metre uzunluğundaki demir dış kapıdan koşarak bir çırpıda atladım. tamam basketbol oynar iyide zıplardım buda neyin nesiydi böyle. bunu bana yaptıran neydi bu kapıdan bir kaç adımla bukadar kusursuz atlamak için illa bir eğitim şarttı. kulenin alkışlarıyla yere indim sol dizim ve sol elim tamamen açık bir şekilde de yere değiyordu sağ ay ağım ise parmak kısmından topu kısmına yere 46 derecelik açıyla duruyordu. bekçiye ufak bir bakış attım ve bir hamle yapmasına izin vermeden arkama dönüp ilerledim. yarın müdüre adını vericem falan saçmaladı adımı bile bilmiyordu. biraz ilerledim be az önce olan olayları düşünmeye başladım saat daha 11 di nereye gitmeliydim ne yapmalıydım bilmiyor değil gayet iyi biliyordum aklımda bir çok farklı fikir vardı. en beğendiğim fikir sahte pasaport kimlik ve uçak biletiyle ganaya gidip siyahi kardeşlerimle hayatta kalmaya çalışmaktı sus aptal sen sus mınakodumun. kendimle konuşuyor kendime küfür ediyorum bu fikirleri söyleyen hissettiren içimde başka biri vardı. baya büyük bir histi. yanlış bildin zenciyarağı değil gibtir git şimdi amk liselisi. gittim bir çay behçesinde oturdum. 6 şekerli bir çay istedim. ıce tea olup olmadığını sordum. evet var ddedi ne vereyim abime. ikisindende. 32 saniye sonra geldi. ıce tea yı açıp 300 mlitresini bir dikişte içtim 30 mililitrenin üstünede ıce teayı ekledim şimdi istediğim sıcaklığa gelmişti işte. çayımı yudumlarken bir yandan çizim yapıyordum. it balığı hayal ettim ve çizmeye başladım.

saat 16 ya gelmişti durağa doğru yürüdüm ve kartımda para olup olmadığını kontrol etmeye çalıştım yine gerizekalının biri kartta nekadar bakiye olduğunu gösteren küçük cihazın önünde durmuş bekliyordu ben de onu tabiki. 46 saniye geçti ve kız sonunda gitti. dua ediyordum çünkü cebimde hiç para kalmamıştı. eve yürümek uzun sürerdi uçmak ta meşakkatliydi. kartı okuttum ve 80 kuruş olduğunu gördüm hayal kırıklığı yaşamıştım. galiba yürüyecektim. bir dolmuş geldiğini gördüm dolmuş tuda. abi ön taraf kalablık arkadan bineyim kartı gönderirim dedim be eve doğru yürümeye başladım. dolmuş ta mükemmel bir kaos yaratmıştım kart gelmediği için adam cinnet bile geçirebilir ve onca kişinin ölümüne sebeb olabilirdi. yürürken taksiye binen birini gördüm nereye doğru gidiyorsunuz diye sordum. ?: karataş ben de bilebilirmiyim dedim o ise hayır dedi. yakında kalp krizi geçiren biri olacak dedim ve oradan ayrıldım. arkamdan baktığını hissediyordum. ams ben bakmadım neden yardım etmezdi ki bensiz de aynı parayı ödeyecek ti ben olduğum dada. parayı yarı yarıya ödeyelim desem boynuma atlaya bilirdi pekekent. tani havadayken kranzed tekniğiyle onu geri püskürtüm boynumun kırılmasını engelleye bilirdim. çabucak bu düşüncelerden çıkıp yola koyuldum. neyseki yarın olmuştu tekrar okula gitmek için hazırlandım fakat birşeyi unutmuştum kartıma para yüklemeyi. burada da yükleyecek bir yer yoku yapmam herek ne bilmiyordum babam arabaylar bırakabilirdi ams busefer işe geç kalırdı. bir anda yanda duran taksi butonu gözüme ilişti ve bastım 8 liram vardı fakat burdan okul 3 kat fazla tutardı eminim. ilerledik bayada yaklaştık.


dikiz aynasından bana baktı abi yanımda para yok az sonra bir arkadaşla buluşucağım dedim. sakin bir şekilde tamam dedi. yolları aşıyorduk dar bir caddeye gelmiştik uydurduğum arkadaş planı işe yaramayacak tı. tek yöndeydik ve kalabalıktı bu yüzden kapıyı açıp arkama bakmadan koşabilirdim çantamı ayarladım o an da göz göze geldik. kalın bıyıkları olan saçları tel tel aklaşmış 45 yaşlarında biriydi şişman değildi ama o yaşı beni yakalamaya yetmezdi hafif bir gülümseme attım ve kapıyı açtım. ardıma bakmadan koşmaya başladım. sanki ben koşmuyor dum dünya altımdan kayıp gidiyordu. henüz 17 yaşımdaydım fakat son bir kaç haftadır garip şeyler yapıyordum bir kaç gündür çığrından çıkmıştı olaylar. kimse adama yardım etmedi arkamdan kimse koşmadı koşsalar bile yetişemez lerdi ilk defa bukadar hızlı hissettim bir kaç dakika soluklanmak için bir binanın önünde durdum. eğildim ve ayaklarıma doğru bakarak hızlı hızlı nefes alıp veriyordum. bir an için karşıma baktım ve kusursuz güzellikte bir kız binanın önündeki merdivenlerden iniyordu. liseye gittiğini anladım. burada çoğu okul serbest kıyafetliydi. belki benim gittiğim okulda belkide bir başkasındaydı ama bunun hiçbir önemi yok. bir an bana baktı sevdiğimi bir kızı aniden görmüş gibi kalbim çarptı. önceden özgüvensiz bir çocuktum ama şu son günlerden yaptığım davranışlar özgüvenimi nirvanaya ulaştırmaya yetmişti.


gerçekten güzel vücut hatlarına sahip 167 boylarında siyah saçlı güzel bir kızdı. evde hızlıca yaptığı topuz da daha güzel gösterme ye yetmişti. kahve rengi ve krem rengiyle boyanmış geniş balkonlara sahip balkondan balkona hırsız girmesin diye ucu sivri demirler konmuş 22 metre uzunluğunda 6 katlı bir binanın önünden sağa dönüp yürümeye başladı sabah mutlu mutlu öten kuş sesleri eşliğinde bende arkasından yola koyulmuştum gittikçe daha da yaklaştım. bir süre sonra güzel bir soruyla ilgisini çekmem gerek ti 5 milyar kilometre uzaklıkta gezegenlikten çıkarılma kararı alınan plüton un çsresizliği hakkında konuşabilir miyiz bu soruda neyin nesiydi saçmaydı ama bir okadarda zeki olduğumu gösteren bir soruydu. ama buzamana kadar gezegenleri araştırmamamıştım plüton nun isminide ilk defa duyuyordum nereden geliyordu bunlar benim aklıma. +nediyosun anlamıyorum seni tanımıyorum bile. bu kızlar gerçekten salaktı onunla güzel bir muhabbet kurmak istemiştim ama bi kaç kelimeyle reddeetmişti. farklı olmayan bir soru sorup ortamı kuşların sesi gibi yumuşatmak istiyordum. hangi liseye gidiyorsun + neden sordun koordinatları 38°26′n, 27°09 olan 100 metre ileriden sağa dönüp ilerideki yeşilçamdan sola dönüp 325 metre ileride solda olan yıldızlar lisesine gidiyorsan beraber gidelim. kız karşımda eriyyordu çılgınca. nedediğimi anlamamıştı ve beyni durmuştu işte hayalimdeki salak kız buydu gayet mantıklı basit bir soru sormuştum aslında ve etkilediğimi düşünüyordum. +evet oraya gidiyorum ama bütün bunları nereden biliyorsun bende bilmiyorum diye geçiştirdim ve adını sordum

adı yağmur du. belkide yağmurun nasıl oluştuğunu ona anlatıp hem adını hitap etmiş olur hemde ona bir takım bilgiler verebilirdim neyseki bu fikri aklıma getiren his tekrar zütürdü. artık beraber yürüyorduk ben yakışıklıydım oda güzeldi baya yakışmıştık yada ben öyle görüyordum. sen buradamı oturuyorsun diye gerizekalıca bir soru sordum ordan çıktığıma göre orda oturuyorum dedi ve bozuldum. neyseki okula varmıştım kız benden etkilenmiş olabilirdi nede olsa tipim yerindeydi ve gayet güzel sohbet ediyordum. zilin çalmasına daha çok olduğu için onunla vedalaşıp dış kapının önünden parka gidecektim. ki bekçi beni gördü +hadi iyisin dallama ilk günler olduğu için müdüre söylemedim. bana dallama demişti bu kim oluyordu da bana dallama diyordu amk. dış kapıdan içeri gülerek gidip kusura bakma abi diyip elini sıkardım oda iyi niyetimden cesaret le gel koçum bidaha olmasın dediği anda sıktığım elini aşağı doğru çekebilirdim kafasını kafama tokuşturacakken ani bir şekilde aşağı iner ve 90 derecellik bir açıyla dururdu. ayağa kalkmasına bir kaç saniye olduğundan o sürede savunmasız kalırdı ayağına tekme atsam hayır yetersizdi. under takerin mezarcı haraketi daha mantıklıydı orada öldürebilirdim ama bunu yapmadım cevap vermeden sigaramı içmeye gitttim. sigarayı kutusundan çıkardım ve bir süre bakıştık onun icinde 4 bin zehir olduğunu biliyordum ama nasıl olurda bu küçücük 3 milimetrelik alana sığmışlarda. içtim ve 4 bin zehiri vücuduma aldıktan sonra. okula doğru yürüdüm bekçiye mezarcı yapmamak için duvardan atladım ve sınıfa girdim. ilk ders biyoloji ve sıkıcıydı dersin yarısında hocamız bir çoçuğu çok konuştuğu için ordan kaldırıp tek yalnız, olan yani benim yanıma oturtturdu. tabi ben istifimi bozmadım ama hocadan duyduğuma göre ismi soli ydi gücü kuvveti yerinde benim boylarımda biriydi hoca. konumuz çoçuk nasıl yapılır anne ve babanın görevi nedir dedi ve ben uyumaya başladım.


baya uyumuşum kalktığımda ilk dersin tenefüsü başlamıştı 10 dakikalık uyku okulda çok bileydi. dersleri atlatmak için çizim yapmaya koyuldum iguana ve arkasında saldırıya uğruyan kraliçe sırtlanı çiziyordum sırtlan saldırıya uğruyordu çünkü katil erkek aslanın ailesini tehdit etmişti ve sonunda ölüm vardı. aç belgesel izle lan az neyseki öğle arası geldi ve kantine cool adımlarla indim. ama ceketinin kapşonunu kafasına örtenler kadar cool değildim. ne vereyim abime dedi. kantinci bi biskrem versen başka ne vereyim birde ıce tea lütfen bazı zamanlar gerektiğinden fazla kibar konuşur insanları etkilerdim ama kantici gay değildi bende değildim. biskrem 1.50 ıce teayada 3.5 ödedim zütümde yağsız kazıkla bunları yemek için oturacak yer arıyordum. ama veletler heryerdelerdi orda orda ve şurda. dışarı çıkıp taşa oturacaktım ve vücuduma taze oksijen alacaktım. büskiviyi ve ıce teayı aynı anda bitirip bugün kü görevimi tamamladıktan sonra sınıfa yürümeye başladım merdivenlerden çıkarken sol tarafa baktım ve yağmur. evet o ordaydı ve voleybol topuyla paslaşıyorlardı. yanına gidip heterojen olmayan x bilinmeyenli denklem hakkında konuşup kimya ve matematiğe tecavüz edecektik fakat 1 dakika 13 saniye sonra çalacak zil tabikide buna engel olacağından sınıfıma çıktım ilk günler devamsızlık yapmak aplallıktır. zil çaldı ve çantamı alır almaz dışarı koştum bekçiyi görmemek için okul ile dış kapının ortalarında bekliyordum serviste öne oturmak için koşan veletler dışında herkez sakince dışarı çıkıyordu evet doğru bildin yağmurı bekliyordum. okul boşaldı herkez dışarıdaydı. neyseki yağmuru bir kaç arkadaşıyla beraber gördüm. yanına gittim ve naber diye sormadım tabikide amk 450 metre ilerideki binaya 450 adımla gitmeye çalışalımmı diye sordum saçma bir soruydu. o bir kızdı ve ayağını bir metre açarak yürürmüydü en azından 65 santimetre daha mantıklıydı. +hayır şimdi annem gelicek ve akrabalarıma gideceğiz diye yanıtladı. aslıdna benide eve bıraksalar dolmuşlarda sürünmek zorunda kalmazdım hemde arabaları citroen c3 1 2 vti cool etg yani en az benzin yakan arabalardan biriydi biliyordum ama söylemeye utandım. dış kapıya yaklaştık bir ara gözden kayboldum tellerden atlayıp tekrar çıkışa geldim çünkü bekçi iyi bir gibiydi ölmesini istemiyordum. yağmurun arkadaşları gitti be yanına geldim +sen niye bekliyorsun buradam dolmuş geçme ihtimali 100 87 / 0.2 belki geçer bende durağa yürümek zorunda kalmam dedim. gayet zekice birşey söylemiştim kendimle gurur duyuyordum. güldü baya güldü +tamam gel sani bırakırız kendimle dahada gurur duymaya başladım ve bu zekice hareketleri içimdeki histen hep bekliyordum annesi geldi ve senkimsin bakışı attı. sakin ol diye bakış attım gerçek ten sakin oldu ve gülmeye başladı sanki az sonra bana verecekmiş gibi hissettim ama çabucak bu düşünceden kurtuldum yağmur beni tanıştıramadan durağa gelmiştik ve imiştim amk ama olsun du 1 dakikalık yolu 10 saniye ye indirmiştim ama yağmurun yanında yarım saat annesini bekledin amk haklısın bin bunu düşünememeiştim sözlüktede zeki insanlar vardı arabadan indim veda ettim. ve durağa geldim


kartımda para olmadığını hatırladım ve yüklemeye gitttim kocaman yazmışlardı (5 liradan az yüklenmez). zeka gerektiren ince düşünülmüş bir plan yapmam gerekiyordu ve bu plana acil ihtiyacım vardı. çok düşündüm kafamı çalıştırdım ve buldum. mükkemmel kelime dağarcığımdaki kelimeleri sağ ve sol lobumdan süzdüm ve geriye 7 kelime ve 1 sayı kaldı allaha bana böyle bir beyin verdiği için şükrettim. ve kelimeleri ingilizce sınavında herzaman d grubunda sorulan sorular daki gibi doğru yere yerleştirmek kalmıştı. abi 3 liram kalmış bu seferlik böyle olsa. .3 abi kalmış seferlik olsa böyle bu y a r r a m ikinci cümle daha mantıklı ve ikna ediciydi ama noktayı sona koymak yerine başa koymuştum üzülerek birinci kelime yi söyledim ve.. adam da şok etkisi bıraktım o uçsuz bucaksız sarmaşıklardan birine bağladım pskolojikmen esir aldım. pskolojikman yani ben yine. formumdaydım.artık hayır diyemeyecek ti belkide bu etkiyle kartıma daha fazla para yükleyebilirdi. gözüm yanda duran 25 kuruşluk çekirdeklere ilişti. çantamda eminim ki bozuk luklar vardı 4 tane 10 kuruş aldım ve adama uzattım kartımı fişimi ve çekirdeğimi aldım üstüde sende kalsın diyip uzaklaştım fişe baktım 3.80 di daha fazla yüklememişti muallak. ama bana yardım etmişti kötü laflarla yanın dan ayrılmıştım inşallah bir kaç gün sonra beni tanımaz.

ucuz olan ve bir okadar da konforlu olan ortası yaylı otobüs geldi. bindim. dülülüt öğrenci kartı yaylı otobüsleri severdim en arkaya oturunca otobüs her döndüğünde twerk yapardı ve bu benim daha çok hoşum giderdi. fakat bu sefer doluydu en arkadaki koltuk. biraz yürüdüm kapının kapanmasıyla oturmam bir oldu. kalkış anında sarsılıp şöföre küfür etmek tense kurtulmuş oldum. çekirdeğimi aldım kalabalık olmadığı için rahat rahat çitliiyordum. gerçekten hepsi lezzetlitdi tuzu da yerindeydi. eve çok yaklaştım ve çekirdeğimde bitti son birini çitlerken buneydi şimdi amk yediğimi bütün çekirdeklerin lezzetli tadı boşa gitmişti en son gelen acı çekirdek ağzımın dıbına koymıştu bile ve gülerek mideme doğru yol alıyordu. zekalı süper beynimin intikam alması lazımdı hemen su içtim ve mide asidine yaklaşmadan onu boğarak öldürdüm..


gelmiştim az sonra inecektim bir adam müsait yerde inebilirmiyim diye seslendi amca orda düğme var durağa gelmeden basabilirsin diyebilirdim, ama utandım şöförde ses çıkarmamıştı. sonrada yandaki butona adam görüp utanmasın diye gizlice bastım şimdi durur amca diyip içini rahatlattım adamın. son derece düşünceli olduğum için yanımda olan her insan şanslıdır. anahtarı ikinci denemde soktum ve kapıyı açtım içeriden sesler geliyordu galiba kavga ediyorlardı. durumu kavrayamadım. yanlarına gittim ve mantıken beni gördüler birden sustular görünmez olmayı hayal edip ağlamak istedim ama mümkün değildi. bağırdıkları için kapı sesinide duymamışlardı onları ilk defa böyle gördüm ve üzüldüm. annemin babama erkeğine kur yapan papağanlar gibi kur yapması lazımdı. sinirlendim ve huzursuzluğum yine başlamıştı odama geçtim ve kapımı kitledim saat 7 ye kadar incide takılıp şarjımı tamamen bitirdim. odadan mutfağa doğru bir hesaplama yaptım acaba 4 ayaklı bir örümcek olsaydım mutfağa kaç adımda varırdım hislerim tam 40 adım olduğunu söylüyordu yanılmamışlardıda 40 adımda ordaydım yarı yolda hamam böceği sanıp 35 kilometre hızla terlik fırlatan annem olmasaydı belki daha hızlı ve daha az adımlarla varabilirdim. soğumuş pilavı ısıtıp yedim ve odama çekilip uzanmaya devam ettim. zaman her geçtiğinde bendeki acayiplik ve gariplik te yükseliyordu sanki 10 katlı bir binanın 1. katındaydı ve asansörle çıkmaya devam ediyordu 10. kata vardığında ne olurdu bilmiyordum. 1 ay geçmişti yağmurla konuşmamız sınırlıydı ama kesinlikle beni seviyordu çünkü sürekli beni terslerdi. havalar hafif soğumaya başlamıştı. sınıfa gelmeden içeride 29 öğrencinin 26 sının olduğunu hissettim ve öyleydi. hislerime göre 1 kişi gelmeyecekti ve bir kişide geç kalıcaktı.

bu 1 aya kadar ders programlarına tecavüz edem müdür ve yardımcıları bize dersler ve öğretmenler tam uyuşmadı, düzene oturmadı bu yüzden yine değişicek progrdıbınız diye her hafta kandırmayı başarırlardı. neyseki artık bahsettikleri düzen yerindeydi. bu durumu düşünürken soli yanıma geldi. birşey demeden oturdu. çarşamba günü ilk iki ders geometri ydi hoca girdi ve 5 10 dakika sonra hissettiğim geç kalan kız geldi kıvırcık saçlı 159 boylarında gri bir tşört giymiş ve altındada ilginç bir etek vardı yok yazılmıştı ama ders dinlemek için yerine oturdu. belli çalışkan kızdı... öğle arasına girdik ve aşağıya inmek için hazırlanırken iki kolunu kare. yapıp kolunun üstüne alnını koyan soli kalktı. o alnındaki kazağın iziyle gerçekten komik görünüyordu ama gülmedim beraber inelim mi dostum dedi. samimiyeti direk kurmuştu az sonra alacağım biskremlere çökmek istediği belliydi.

tamam olur dedim kantine hiç konuşmadan indik benim gözlerim yağmuru arıyordu ama bulamadı çünkü bugün yağmur yağmamıştı.çünkü havada bulut yoktu ve güneş vardı yağacak gibi görünmüyordu. bu komikmi şimdi amk okumayı kesiyorum gibtir git amk liselisi dur amk yobazı bağlıyorum şimdi evet yağmuru her gördüğümde içim cız ediyordu ve titriyordum sanki ilk yağmur damlasının kuru teninize değdiğinde bıraktığı etki gibiydi. ben o etkiyi hissetnej istiyordumama yağmur yoktu özellikle benim yağmurum yoktu okula gelmemişti. e hani bağlıyacaktın bumu amk haklısın panpa ama oku yinede amk sözlük yazarına başarısız tag layf denememden sonra ne vereyim abime diyen kanticiye her zamankinden dedim. bu sözümle kantinden her öğle arası gibi havam yük selmişti taki gelen yağsız kazık 3.5 lira ıce tea ve 1, 5 luk bskremi ödememle birlikte bana girmişti. havam sönmüş herkesin bana o nakadann kooollll bi çoçok yeaaa bakışları gitmiş amk malı bakışları gelmişti. dikkatimi soliye verdim bu hareketimle kantindeki insanlar kendi işine bakmaya devam ettiler gerçekten baya zekiydim. bir hareket ile bunlar oluyorsa kim bilir konuşunca kaç kişi altıma yatacaktı.

muamele yapar dım.cla yı üç cümle ile açıklayınız sorusuna herkes ten farklı cevaplar gelecekti emindim. buda her insan ile farklı konuştuğumdan dolayıydı. avlanmamın ve hamlelerimin çeşitliliğini arttırmam ve gücünü geliştirmem gerektiğini biliyordum. sarmaşıklara insanları bağlayıp etkisiz hale getirmiştim ve sonu olmayan iplerden oluşmuş ağlarıma insanları almıştım. soli yeni biriydi farklı taktikler geliştirebilirdim. yada bunu sonra düşünebilirdim. zil çaldı ve soliye içindeki büskivilerden bir tane bile ikram etmediğim biskremi ve ıce teayı çöp kutusuna atıp yürümeye devam ettim. merdivenlere yaklaştığımda sol tarafa baktım ve yağmurun annesi ordaydı. evet kızı yorulmasın diye dersleri dinlemeye o mu gelecek ti. artık yağmur yerine onun hayallerinimi kuracak tım. neyseki böylece mantıksız düşünceden hızlı bir şekilde kurtuldum. çünkü sırt çantası yoktu.

. okulun demir kapısında karşı karşıyaydık içeriye girdi ve sola döndü. telaşlıydı ve kızının deli gibi sevdiği beni görmemişti bile. sağdan gitmem gerekiyordu. ama yağmuru da merak ediyordum soliye gitmesi gerektiğini söyledim ve ekledim. lütfen geç kalırsam beni oyala ama sakın tuvalette olduğumu söyleme yaratıcılığını kullan sana güveniyorum. yok yazılmak kötü olurdu soli giderken bir ekleme daha yapıp arkasından bağırdım. ikinci katın son merdivenin en üst basamağında ayağın takılacak lütfen dikkat. bu kıyağımı unutmasa iyi olurdu. annesi, müdürün yardımcılarından birisinin odasına girdi ve anlatmaya başladı. amacı kızına perşembe ve cuma günü izin almaktı. hastalanmış ama ne olduğunu bilmiyordum nede hissedebiliyordum. zil çoktan çalmıştı. yok yazılmama umuduyla yürüyordum koşmuyordum çünkü ben cool dum. zütümde bile olmaması gerekiyordu. kapıyı çaldım ve girdim. hoca oturmuş öyle ce oturuyordu. müzik hocasıydı ve müzik sınıfı henüz hazır değildi. son 2 ders ise bedendi yani bu 3 saat baya eğlenceli geçecekti. taaki yok yazıldığımı öğrenenen kadar. acaba salak arkadaşım soli nasıl bir yalan uydurmuş tu da yok yazılmıştım
+neredeydin sen. hoca gayet zekiydi soli bir bahane uydurmuştu. şimdi söyleyeceklerim kelimeler solininkiler ile tutmayacağından seri kıvrak bir at sineği gibi kelimelerden kelimeye atlıyordum. hocam bugün baya güzelsiniz. ?: hayır hiç güzel değil üstünüz deki kolye baya değişik. ?: ne değişiği bildiğin demirden ip müzik sınıfı yarın açılıyormuş hocam. ?: yalancı bin hem içimdeki ses ile uğraşırken hemde hocaya konuyu değiştirecek bir kaç kelime söyledim. tabiki yavşamak çözüm değildi.. zaten müzik sınıfını duyunca gözleri parladı. bir aydır sınıfta keman çalamıyordu keman çaldığını nerden biliyordum... ayrıca kimse onu alkışlayamıyordu egosu dalak bölgesinin üst tarafında baya sıkış mış olmalıydı. yalan söylemiştim ama ilgi çekmişti. yok yazıldım zaten çıkayım ben diyip arkama bakmadan ilerledim. tenefüs geldiğinde hevesi kursağında kalacaktık. benim yalan söylediğimi unutmaz sa elbette bir kaç yalanla daha onu idare edebilirdim. sınıftan çıktım umutla annesini arıyordum müdür yardımcısının odasına baktım ve yoktu. okulun ön bahçesine dönük penceresinden baktım evet yeni çıkmıştı. çantasını arabada bırakmış olmalıydı ki elinde kağıtlar sallana sallana gidiyordu belli ki izin kağıdını almayı başarmış tı. 1 kat daha indikten sonra. arkasından koştum. efendim efendim kibardım sesim gerçekten etkileyici ve muazzamdı bu güzel ses tellerinin bakımı elbette çok zordu. sigara içmem tellere zarar veriyordu ama bu durumu nötrlemek için günde.2.5 litre su içiyordum ek olarak ta alkol kullanmaz ve çok bağırmazdım nötr haldeki durumu kendi lehime çevirmiştim. ilk yarı 1 ikinci yarı 2den oran 3.45. no 276

benim gibi birinin suratı tanınmayacak gibi değildi. +sen kimsin? ee ımmm ahh şey geçen gün arabanıza binmiştim 10 saniye yolculuk ettiğim içim yağmur beni tanıtamadı. belki 20 saniye falan olsa tanırdı beni. +hee tamam dedi hayırdır. gülerek söylemişti ona iyi bir iz bırakmıştım ve bırakmaya devam ediyordum yağmur nasıl + yağmur çok hasta oldu dün gece acile gittik ve serum yedi kendine geldi ama bu iki gün içinde okula gelmeyecek. onu duymuştum e bunları biliyordum zaten farklı bişey söyleyip yağmuru görmek için ikna etmem gerekiyordu ee ımmm yağmur la çoğu zaman takılırızda bende gelebilirmiyim onu görmüş olurum merak ettim hemde canı sıkılmaz dedim. karşımda ki yağmurun annesiydi ve ben ona neler söylüyor dum ama burası izmir ve ne olacağı belli değil idi. madem öyle gel benimle dedi baya mutlu olmuştum ve arkadan yürürken bir yandanda adımlarına bakıyordum. yürüyor ve ortalama adım uzunluğu 43.3333333 santimetreydi. aramıza yeni katılmış cahiller olabilir devrik sayı. arabaya yaklaş tı ve çarpmamak için adım uzunluğunu baya kısalttı sağ ayağı öndeydi. sol ayağını sağ ayağının yanına getirmeden uzunluğu hesaplamam gerekiyordu. evet 12 santimereydi tam 12 santimetre. gerçekçi olması için virgül koyabilirdim ama yalan söylemek istemiyordum gerçekten virgülsüz 12 santimetreydi.


kapısını açtı bende mantıken arabanın ön tarafından dolanıp bindim. yağmura örnek bir arkadaş olduğumu göstermek için de emniyet kemerimi tek sokuşta girdirdim. 450 metre boyunca evlerinde biskrem olup olmadığını sorguluyordum neyseki sonunda vardık. anlattığım gibi kahverengi ve gri renklerine boyanmış tı bina geniş balkonları va.. sadede gel amk normal bir binaydı işte anahtarı ilk sokuşta kapıyı açtı deliksiz sokmuştu harbiden. caf girmişti. asansöre bindik iki yabancı gibiydik bişeyler le oyalandığı belli olsun diye elleri çantasına giriyor anahtarı koyuyor geri çıkarıyor çantasını kolun apuş arası gölgesinden eline doğru kaydırıp kabine dönüyordu ben ise ayakkabılarıma bakıp derhal yeni bir ayakkabı almam gerektiğini düşünüyordum. kadın haklıydı her kat arası geçiş 5.2 saniyeydi kabinin kapanması ve asansörün kalkışa geçmesi ise 4.5 saniye vardı 24.6 saniyelik zaman dilimi elbette asansördeyken daha uzun sürüyordu. neyseki vardık ve kadın anahtarı yine deliksiz soktu. bununla bir gün basketbol maçı yapmayı isterdim. içeri girdiğimde utandım kalbim ağzımdan değilde zütümden çıkması gerektiğini bana bildiriyordu. ama orda kazık olduğunu bilmiyordu. tekrar ağzıma yönlendirdim ve o sırada salona gelmiştik. saçlarını çok güzel dağıtmıştı. ve o kırmızı burunla çok güzel duruyordu. ekose desenli battaniye yi ise göbeğine kadar çekmişti. yeterince tatlıydı beni gördü ve bir hayli şaşırdı. ne yapacağını bilemedi ve doğrularak iki ayağını harika bir düzen ile aynı anda yere koydu. tibia, fibula ve femurun birleştiği yerin açısı 130 dereceydi, kalça kemiği eklemleri 110 derecelik bir açıyla koltukta rahat bir şekilde oturuyordu. gerçekten en sevdiğim açılardı ve beni dahada etkilemişti. hayır yat yatağa kalkma diyerek ne kadar düşünceli olduğumu annesine göstermek istedim. gözü arkada kalmasın mutfakta bize birşeyler hazırlayabilsin diye. tabi işin ucunda yine biskrem vardı. sözümü dinledi ve yatmaya devam etti sen ne arıyorsun burda diyerek şaşkınlığını bir nebze azaltacağım cevabı beklemeye koyuldu. sadece seni merak ettim ve geldim. ardından kıza acilen 1den 80 e kadar 10 sayı söylemesi gerektiğini söyledim. anlamadı ne sayısı dedi çabuk ol zengin olacağız.. 2 7 16 23 27 34 53 61 68 80 evden bir hışımla çıktım. hala bu kattan çekilmemiş asansöre ne kadar şanslı olduğum düşüncesiyle bindim ve inişe geçtik. arabayla gelirken sağ tarafta gördüğüm şans oyunları. lotocu bayisine girdim. ilk kolona yağmurun söylediklerini yazdım sıra kendi şansım için oynamaya geldi. 0. ile 30 arasına 10 30 ile 70 arasına 10 ve 50 ile 80 arasına 10 sayı yazarak ihtimalleri baya yükselttim gayet mantıklıydı 10 bilemeye bilirdim ama 9 zu zorlardım keşke sayıları içimdeki his söyleyebilseydi. belki yağmurun şansı tutar ve 80 milyar ile dubaide lüks bir otelde 2 gece konaklar yanımıza aldığımız salça ve ekmekle karnımızı doyururduk. oraya vereceğimiz iki gece 75 milyarı tutardı zaten. böyle mantıklı bir düşüncenin ardından 4 lira ödedim ve çıktım. aslında bugün çarşambaydı (hayır pazartesi)ve lotoya daha 450780 saniye vardı saat 13.35.ti ve her gün 23 saat 56 dakikaydı hesaplamalarımda yanılmadığıma emindim (evet yanılmadın ama on numara ya 26 700 saniye var) gibtirip gidermisin lütfen. tekrar zile bastım. dızzzttt asansör yine çekilmemişti. gerçekten şanslıydım. kapıyı küçikebir aralıkla açık bırakmıştı. ayakkabılarımı çıkardım ve içeriye girdim...


annesi ve yağmur içeride konuşuyorlardı. birşeylerin ters gittiğine emindim. ayağımı salondaki halıya bastığım an bana şunları söylediler +ee cla şimdi babam çağırdı hastaneye tekrar gidecekmişim durumumum merak etmiş oyüzden sen gitsen iyi olur. evet anlatmıştım daha önce kimse beni böyle hissettirmedi. açıkçası baya üzüldüm ama bunu kesinlikle belli etmedim. hafif gülümsedim ve tamam inşallah bir sorun çıkmaz dedim yalan söylediklerine emindim. ne yapmıştım ki sadece onunla 2 gecelik tatil için on numara oynamaya gitmiştim. tam geriye dönerken annesi bir hamle yaptı hayır hayır zahmet olmasın ben çıkarım iyi günler. dedim ve arkamı döndükten sonra yüzüm asılmaya başladı çıkarken mutfağa göz ucuyla baktım ne fırında çay nede tabakta biskrem vardı. eve gitmek istemedim zaten okulun çıkış zili çalmamıştı daha. ve binalarının sol çaprazından karşıya doğru yürümeye başladım balkondan belki beni gözetleyebilirlerdi bu yüzden balkonla vücuduma bir ağaç girene kadar devam ettim. ağaç yoktu daha bübüyüğü bina girdi kaldırımın taşına oturdum ve yarım saatin geçmesini bekledim. bu süre zarfında ppsspp den açmaya çalıştığım pes 13 oyununda yine hüsrana uğramıştım. açılmamıştı artık sinirlenip onuda sildim zaman bayağı geçti bir an yangın merdivenlerinden inmiş olabileceklerini düşündüm. saçmaydı ne onlar öyle birşey yapardı nede binada yangın merdiveni vardı. elimi cebime koyup tramvay durağına doğru yürümeye başladım. yağmur haklıydı garip davranıyordum ruhum 10 katlı bir binada küçük bir asansörün 2. katına ulaşmıştı bile.bir an önce oradan kurtulmak istiyorudum fakat bedenim ve ruhumun arasındaki kontrol bende değildi bu düşüncelerden arınıp. tramvay durağına geldim. dirinnkkkk öğrenci kartı güvenlik üstümü aradı. ve ilerledim sarı çizgiyi geçmek yasak mı dedim güldü ve evet dedi. tabelada tramwayın 1 dakika sonra burda olacağını söylüyordu ama yanılıyor du 35 saniye ssürecekti. yine yanılmamıştım herkes biniyordu herzamanki ki gibi en son binen yine ben oldum. ilk defa binmiştim ve gayet rahattı. fakat evime en yakın durak 10 dakikalık yürüme mesafesindeydi. ama bu rahat koltuklar dolmuşta dayının bana dayamasından daha iyiydi. aşırı derecede rahat koltukta yolculuğumun sonuna indim ve 10 dakika sonra evdeydim.


tek annem vardı ve televizyon izliyordu. bir süre muhabbet ettik.. az önce yaptığı yemekleri soğumuş ihtimaline karşı ısıttı. afiyetle yedim annem le iyi geçinirdik onu seviyordum gerçekten. hakkını asla ödeyemem odama geçtim ve biraz çizim yapmaya başladım yağmurun bana dediklerin den sonra garip hareketler sergilememiştim. çizimi bırakıp yatağa geçtim pencereyi açtım bir süre sonra uyudum. sabah uyandığımda gözümü açtım. duvarlar sarı kapı kırmızı yatak yeşil. ve göz bebeğimin her nano metrik haraketinde renkler başka objelere geçiyordu. kapıda annemi gördüm bembeyaz dı yüzü belli değildi ama annemdi o hissediyorum. bir kaç saniyede gözlerimi 5 6 kere kırptım işe yarayacak olmalı ki bütün renkler yerine oturmuştu. annem yanıma geldi. eskiden bulaşık makinesi olmadığı içim deterjanlar ve bir çok temizlik mallzemesiyle haşır neşir olan çatlamış sert eli ile alnımdan aşağıya kıvırcık bir şekilde inen saçlarımı yukarı doğru kaldırarak. iyimisin oğlum dedi. yatağımın alt kısmına bulunan beyblade yi hiç görmeden elimle koymuş gibi aldım. beyblade yi gösterdim anne kafam duranzadan bile güçlü dönüyor

+ gece 4 te bağırarak uyandın oğlum baban da bende korktuk ve bir süre başında bekledik. sen uyandın ve kendin söyledin başının döndüğünü. hatırlamıyomusun.? gerçekten hatırlamıyordum. kırmızı anka kuşu kafamın içindeydi sanki. annemin türbentllerinden birini alıp başıma bağladım genelde başımın sağ ve sol tarafındaki damarlar ağrıyınca bunu yapardım ve şuan dada işe yaramıştı. kahvaltımı yaptım bir kaç saate ise başımdaki döngü geçmiş anka kuşu serbest kalmıştı. okula gidebilir yarım gün yok yazılabilirdim ama bunu kesinlikle yapmak istemiyordum. bir süre durgunlaştım eskisi gibi basitçe yaşıyordum böylece 10 günü geride bıraktım. on numaradan ise 4 kolondan en fazla 4 sayı bilmiştim.

pazartesi günü dolmuştan indim ve okulun yolunu tuttum kapıya yaklaştığımda bekçiyle göz göze geldik selam vermeden girdim. ilk ders bir türlü başlayamadı çünkü hocamız gelmemişti keşke bunu önceden bilseydim birazdaha uyuma şansım olurdu sürekli sisteme küfür ediyor ama hiç çabalamıyordum. son yıldada çizim yeteneğimi keşfettim ve kendimi bu konuda geliştirmek için sağlam adımları bundan 1 ay önce basmaya başlamıştım. yapacak tek güzel şey beden öğretmeninden bir basketbol topu almak tı. yanına gittim ve 1 aydır giydiği adidas markalı eşofman, ayakkabı ve tişört üçlüsüni gördüm. ara sıra kırmızı iple boynuna astığı siyah kulakgiben bir düdük neyseki o an asılı değildi. lise 4 olduğum için basketbol topunu kolayca aldım ve dışarıda oynuyordum ki ne göreyim karşıdan yağmur ve yanında iki çoçuk vardı biri onlardan biraz uzaktaydı yağmur ise en sağda ortada yani ona yakın olan çocukla konuşuyordu. evet benden daha yakışlı olduğu belliydi ve benden daha iyi sohbet yapabiliyordu yoksa neden yağmur onu kabul etsin ki. belki kuzeni belkide tanımıyordur. iyi niyetli düşünmeye başladım ama olacak gibi değildi. onlar okula bende onlara yaklaşıyordum. bir haftadır pek konuşmamıştık. ilk defa böyle bir acı çekiyordum aramızdaki metreler yavaş yavaş çürüyordu.


eğer acıktıysan buraların en iyi köftecisinden bir kaç dürümü löp löp yutabiliriz. karşımda 6 göz bana bakıyordu. hayır şuan müsait değilim dedi çocuklar olaya müdahale bile etmedi önümdem yürüyüp gidecekti ilk hamlesinde kolundan tuttum ve 36 salise önce hafif yukarıya kaldırdığı sağ ayağı onu tutmamla beraber eski konumuna geri getirdim. o anda yanındaki erkek hızlı bir hamleyle bileğimi tutup çekecekken.sen karışma diyerek en doğru zamanda ona doğru yarım dairesel birşekil çizdim ve az önce bileğimin üstünde duran eli şimdi kendi sağındaki arkadaşını kıl payı geçmişti. ortalık gerçekten kızışmıştı karşıda iki kişi vardı kesinlikle kavga etmek istemiyordum. ? = ama ben istiyordum yağmur ortalığı yumuşatmak istedi arkadaşlarına dönüp göz kaş işareti yaptı galiba benim görmediğimi sanıyor gerizekalı. bana döndü ve cla biz seninle sonra konuşsak olur mu dedi. o sesindeki yumuşaklık beni rahatlattı fakat bu hayır dememe engel değildi acı çekiyordum ve seviyordum. bu gün konuşacağız dedim. kelimemin bitmesini bekleyen çocuk anında atağa kalktı. az önce savrulan elinin baş parmağıyla omzuma iki kez tıklattı ilk önce benden izin alıcaksın dedi.bu da kim oluyordu böyle yağmur ile bu çoçuğu ilk defa okulda yan yana gördüğümden sevgili olacakları aklımdan bile geçmiyordu. ama çoçuğun söylediği laf kafamı karıştırdı. iki elimi tamamen açtım çoçuğun göğüs kafesinin üstteki kemiklerine baskı yaparak geriye doğru ittim. bir kaç seri adımla toparlanmaya çalıştı bu arada arkadaşı beni tek eliyle sol omzumdan sarstı. dengesini kuran çoçuk arkadaşına sen karışma diyerek bana doğru geldi.

evet az sonra babamdan tek bir tokat yememiş ben hayatımın en acı yumruğuna tüm bedenimle şahit olacaktım. tabi sol elmacık kemiğim, sert gelen bir topu göğüste yumuşatan bir futbolcu kadar yetenekli olsaydı çok hafif şişliklerle atlatabilirdim. bir plan yapmalıydım. elbette bunu gören yağmur o çoçuğun önüne geçicek ve yapma diyecekti (çoçuk demekten bıktım sizde okumaktan bıktınız x diyelim) x tabikide dinlemeyecek ve yerdeyken daha fazla vuracaktı. sağ ve sol elimin içi yere tamamen değiyordu ayaklarım ise çarpraz şekildeydi. yanağımdaki acıyı bir an önce unutup atağa geçmeliydim. ilk başta çoçukluk yıllarımda çimenlerde yuvarladığım aklıma geldi. yağmurun dur yapma deyişiyle beraber 4 saniye daha kazanacaktım ve yuvarlanıp biraz ileriden ayağı kalkıcaktım yuvarlandığım için yönünü değiştirecek ve okula paralel bir şekilde üstüme yürütecekti. diğer yumruğu salladığında sol elimle tutup atlatacaktım. yağmur da daha geriye çekilip korku dolu bakışlar la seyredecekti. onun yumruğu bir işe yaramayacak saldırı sırası bende olacaktı boş ta olan sağ yüzüne gelişine vuracaktım yada lise ikide bana bir arkadaşın öğrettiği. bir teknikle baldır tarafına vurup uyuşturacaktım bacağını. fakat şuan o bölgenin yerini tam bilmediğimden yumruk daha basit ve mantıklıydı. ardından yere düşmeyecek ama geriye doğru sendeleyecekti ayak bileğinin biraz üst kısmına sağ ayağımla sert bir tekme atıp o etkiyle biraz da olsa yere çökmesini sağlardım. artık dengesiz di elimle itip yere düşürebilir ve sınırsız sayıda vurabilirdim 6 saniye geçti. planladığım gibi ayağa kalktım fakat yanlış giden birşey vardı plana sadık kalmalıydım. yönünü değiştrip sana haddini bildirecem diye bağırdı. yumruğu beklediğim yere atınca engelledim ve tam atağa kalkarken +cla iyimisim dostum. aç gözünü. açtım neyseki renkler yerindeydi. arkadaşım soli ve onun arkadaşı ismini bilmediğim biri tamda güneşin bana geliş açısından duruyorlardı etrafa baktım ve yağmur yoktu yanımda gitmiş ne çabuk bırakmıştı beni bahçeydeydik ve tenefüs tü gelen geçen bana bakıyor. bazıları gülüyor bazıları ise acıyordu. içeri zili çaldı soli gerçek bir arkadaş gibi yanımda kalmayı tercih etmiş yok yazılmayı göze almıştı. yanındaki arkadaşını rastgele merdivende yukarı çıkarken gördüm o çok tan gitmişti. +ne oldu moruk dostum bağırma dedim. lütfen bağırma bana.

yukarıdaki ağaçta birbirine çarpan yapraklar, salonun önünde konuşan öğrenciler, dış kapıdan çıkmak üzere olan araba. bu 3 ayrı olay aynı anda oluyordu ama beynim 3 seside ayrıştırıp aynı anda incelememi sağlayabiliyordu kendimi baya üstün görüyordum sonuçta bir insanın bukadar mesafeden duyamayacağı küçük sesleri diğer tüm seslerden ayırt edip ben duyabiliyordum. fakat tam karşımda ayakta duran soli nekadar sessiz konuşsada hassas kulağım onun sesini hala şiddetli buluyordu. soli tekrar konuşmaya başladı. +bunu kim yaptı söyle bana ağzına sıçayım onun hadii.. kimin yaptığını söyleyecek halim yoktu. soli cevaba ulaşamadığı için sinirleniyor aynı soruyu sesini yükselterek sormaya devam ediyordu. her sorduğunda kulağım ağrıyor beynim patlıyormuş gibi hissediyordum. acaba yüksek sese maruz kalıp hayatını kaybeden varmıydı. belki yoktu ama duyma yetisini kaybedenlerin olduğuna emindim. ilk olmak istemiyordum. kulaklarımada ihtiyacım vardı bir an önce birşeyler yapıp onu susturmalıydım . daha fazla ve daha fazla bağırmaya başladı. onun sesi bir süre sonra beynimde boş bir odada olduğu gibi yankılanmaya başlamıştı. ellerimi kaldıracak halim yoktu hafif kıpırdamaya başladım. galiba başarmıştım soli küçük kıpırdaşmaları farketmiş olmalıydı ki bir an için sustu. sonra eğilerek + noldu birşeyemi ihtiyacın var diye sordu. gerçekten tam bi dıbınakodumunsalağıydı bana göre bu onun ağzından çıkan en şiddetli sesti. artık dayanamadım.son bir güçle sus artık dıbınakodumun kulağımı gibmeyi başardın sus artık dedim. tabi buna şaşırdı etkisi yaratmıştım tekrar. ben bir boğaydım o ise üstümdeki rodeo. küçük bir alanda duruyorduk. habersizce açılan kilitler sayesinde ani bir çıkış yapmıştım ve üstümdeki rodeo 1 saniye bile dayanamadan sırt üttü yere düşmüştü. evet şok etkisiydi ayakta duran soli şaşkınlıkla karşıma oturmuştu ben hala havaya bakmaya devam ettim. bayağı zaman geçti 3. ders başlamıştı yeterince dinlendim ve havaya bakan gözlerimi soliye çevirdim. benim ona baktığımı anlamış olmalı ki daha farklı haraket etmeye başlamıştı. hala bakmamak için çabalıyordu. onu bu zahmetten kurtarıp bana yardım etmesi gerektiğini lavaboya gitmem gerektiğini söyledim .


hissediyordum.bir süre sonra bekçinin yanına vardık. +ne oldu lan karette karetteler en az dallama kadar saçma bir yakıştırma yapıp bugünkü görevini tamamlayan bekçiye gülerek baktım. abi çıkabilirmiyiz dedim. benim iyi niyetimden gaza gelmişti çık koçum deyip otomatik kapıyı elindeki küçük turuncu alet ile açmıştı. çok huur ççoğuydu bu bekçi. eğer ona işim düşmese karette lafından sonra mezarcı haraketini ona uygulayacaktım biraz yürüdükten sonra eczaneye vardık gerekli malzemeleri aldım. durağa doğru yürürken içine 10 tane yarabandı olan kutuyu açıp boynumun sağ kısmından omza inen yerine yapıştırmıştım. baya yanıyordu iki oçtan biri tırnağını bana geçirmişti. durağa geldik soli beni evime kadar bırakabileceğini söyledi ona minnettardım bugün yanımdaydı ve baya yardımcı olmuştu. teşekkür ettim ve okula dönemesi gerektiğini söyledim.


eve varmıştım, kapıyı açıp içeriye doğru adımımı attım. o an kapının önünden annem geçiyordu ve içimi bir hayli rahatlattı çünkü yüzümdeki şişlikleri anemin yanına gidip göstermek zor olurdu. bayağı şaşırdı ve üzüldü beni öyle görünce. buzamana kadar iyi bir çoçuktum ve annemin babamın yüzünü kara çıkartacak hiç bir şey yapmamıştım. zaman geçti ve akşam babam da gördü oda bağırdı çağırdı ve bu günü böylece atlatmış oldum. bir kaç gün rapor aldım ve okula gitmedim. bir plan uydurup yerlerde olan itibarımı yükseltmem gerekiyordu. kimse benim umrumda değildi gülebilir dalga geçebilir lerdi. umrumda olan içimdeki hissin itibarıydı. zaman geçti perşembe günü geldi. iyi olmuştum yüzüm eskisi gibiydi okula gidip hiç bir şey olmamış. gibi yapacaktım tabi içimdeki hissi arşa çıkarıcaktım. herşeyin bir sırası vardı. dersler yine sıkıcı geçiyordu. soliyle konuşarak sıkıntımızı biraz da olsa gidermeye çalışıyorduk. zaman geçti öğle arası geldi baya acıkmıştım hayatımda bir değişiklik yapıp biskrem ıce ti yerine kızartma ayran alacaktım. +ne vereyim abime kızartma ayran kantincide bu durumdan şaşırmıştı ki buraya geldiğimden beri öğle arası biskrem ve ıce tea almaktan başka birşey yapmamıştım. sırf benim için bile ıce tea ve biskreme daha fazla zam yapbilirlerdi. daha az para ödeyerek daha fazla doyucaktım. fişimi aldım zütümde bir kazıkta yoktu mutluydum. lise 4 olma avantajımı kullanmadım adam gibi sıramda bekleyip yemeğimi aldım ve oradan gibtir olup gittim heryer velet kokuyordu çünkü.

zaman geçti o günü öylece atlattım eve gittiğimde içeriden farklı birinin sesi geliyordu. farklı bir simayla karşılaştım. ege üniversitesine geçiş yapan kuzenim tam karşımda duruyordu. en son 4 yıl önce gördüğüm için baya değişmiş ve olgunlaşmıştı. kahverengimsi sakalı olduğu içinde baya şanslıydı. bir kaç gün belkide bir kaç hafta burada kalacaktı . nasılsın cla adımı hatırlamıştı. aslında bana nasılsın diye soran bu adam benim sadece kuzenim değildi ayrıca hayatımdaki kırılma noktasına ev sahipliği yapacak insandı o. bir süre kaynaştık ve arabası ile dışarıya çıktık yüzümdeki morluğu farkedip bana ne olduğunu sordu. bende herşeyi olduğu gibi anlattım bir yerde durdu. küçükçe bir park yerini zorlayıp girmeyi başardı ve indik biraz sonra bir cafeye girip tatlı yemek istiyorduk garsona isteğimizi bildirdikten 6 dakika 32 saniye sonra tatlımız gelmişti. orda burda şurda sizin tabirinizle berkecanlar vardı aslında benim kuzenimde bir berkecan gibiydi. babasının adı mahmutttu onun adıda ahmet. ama o soyuna res çekip bir berkecan olmayı istemişti. tatlımızı müthiş bir kibarlıkla yedik ve tekrar arabaya döndük. arabada çalması için telefonumdan kavinsky-nightcall yazısına tıkladım gerçekten mükkemel bir müzikti. bir süre sonra eve vardık. annem ve babam çoktan uyumuştu . ev içinde bir müddet şakalaştıktan sonra bizde uyumaya doğru gittik..
cuma sabahı her sabah olduğu gibi yine yataktan kalkamadım. üstümdeki battaniye okadar sıcaktı ki vücudumu dışarıya çıkarıp titremek istemiyordum. galiba sabaha karşı yağmur yağmış olmalıydı ki düne göre biraz daha soğuktu hava. kodumun kuzeni geldi ve üstümdeki battaniyeyi bir anda havaya kaldırdı. anasına sövmek te istemiyordum. planım üşüme seviyesini en alta indirmek part part yani alışa alışa kalkmaktı. fakat bütün planı alt üst etmişti. karşımda salak gibi gülen kuzenime bakmadan yatağımın bittiği yerden bir metre ileride kitaplığın üstündeki saate baktım.07.00 da kalkmıştım. bu sefer kahvaltı yapmak için bir vaktim olacaktı. odadan çıkarken kuzenim hala gülüyordu. ama ona bakmıyordum bile. lavaboya gidip sıcak suyu açtım uzunca bir süre bekledim ve sonunda sıcak akmaya başladı bir süre elim yanmaya gelince tekrar soğuk su tarafına çevirdim aniden gelen soğuk su beni titretmeye yetti ve kodumun sıcak suyu yine bir işe yaramadı onu giblemediğimi farkeden kuzenim ise yanımdan geçip mutfağa doğru ilerledi. odama girip üstümü giyindim ders progrdıbını telefonumdaki screeshoot tan bakıp hazırladım çizim kağıtlarım herzamanki gibi yanımdaydı. 7.13 olmuştu bile saat mutfağa giderken kuzenim dış kapının önünde anneme ben çıkıyorum teyze diye seslendi. bu saaate bir işi olduğuna emindim ama ne tarafa doğru gidecekti. hangi tarafa gittiğini sordum ve benim okulumun yanından geçip dahada ilerieki çarşıda bir işi olduğunu söyledi ya kahvaltıyı ve dolmuşta bana dayayan dayıyı seçecektim. yada rahat koltukları ve bana dayıyamayan dayı yı. hiç var olmayan ve bana dayıyamayan dayı bana dayıyan dayıdan daha dayanaklı seçim olduğu için dayandığım dayanıksız dolaptan doğrulup dairesel haraketlerle dalyarak kuzenimin yanına ulaştım ve ağzımdan şu kelimeler döküldü. damn bro ı'm coming too çantamı ve ceketimi bir anda aldım ve çektiği asansör gelmeden kapıya varmış oldum. kavinsky eşliğinde okula vardım. tellerden atlayıp sınıfıma girdim 15 dakika sonra zil çaldı ve ilk dersimiz başladı matematik. hoca dersimizde farklı bir konu işleyip sorular soruyordu. ben ise beynimde daha farklı bir konuyu işliyordum. son zamanlarda garip olaylar yaşamamamıştım gayet mantıklıklı şekilde hayatım devam ediyordu. ama yaptığım hesaplamalara tahminlere herzaman güveniyordum. uzaktan gördüğüm dolmuşun içinde kaç insan olduğunu, tanımadığım birinin yaşadığı bir takım önemli olayları içilmiş şişede kaç litre su olduğunu hatta gördüğüm dişi bir kedinin kaç farklı azgına verdiğin ilk başta hisseder ve hesaplamalarımla çoğu zaman hatasız bir şekilde bilirdim. f(-1)=2nin karesi + 3.2+4= 14 f(3)=4ün karesi+3.4+4=32 14+32=48 ama bir ekgib vardı hislerim benin beklemediğim bir anda geliyordu. onun kontrol etmem gerekiyordu. hislerimi istediğim anda açığa çıkarmam benim hayatıma katkıda bulunacak daha rahat yaşayacak ve her istediğimi elde edecektim yada ben öyle düşünüyordum. ayrıca bunları yaparken küçük hatalardan kaçınmam gerektiğini biliyordum az önce dinlemediğim hocanın yeni işlediği ve bu konuyla ilgili sorduğu soruyu beynimin 1. alanında hislerimi sorgularken 2. alanına alıp bir kaç saniyede çözmüştüm. fakat ufak bir hatayla 14+32=48 bulmam bukadar zekanın içinde nasıl bukadar gerizekalı olduğumu hissettirmeye yetmişti.

3 tenefüstür dışarıya çıkmamıştım.
4. dersin tenefüsünde hava almk için soli ile çıktık .
okula dik bir şekilde ağaçlar arasında yürürken karşıdan gelen yağmur ve x i gördüm. gayet neşeli oldukları yüzlerinden belliydi 10 dakikalık tenefüsün neredeyse 2 dakikası gitmişti biraz hızlı yürüdük ve artık beni farketmişlerde yağmurun huzursuz olduğunu hissetmiştim.
soliye burda beklemesini söyledim. ve yanlarına doğru yürümeye başladım onlar bana yaklaşıyor bende onlara.
yağmur x'e dönüp sessizce birşeyler söyledi belki kulağım dayak yediğim andan 5 10 dakika sonraki hassaslığında olsaydı, bütün sesleri ayrıştırıp onların konuşmasını beynimdeki ilk odaya yerleştirirdim. fakat x'in yüz ifadesinden birazda olsa anlamıştım.
yağmur ona sakin olması gerektiğini sölemiş olmalıydı.
artık yanlarındaydım ve elimi uzattım.
merhaba dostum
+ne var yine
bu sözden sonra burun kemiğine ani bir haraketle kafa atar ardından karın boşl...
?: dur bir dakika amk mantık lı düşün.
ee geçen dün olanlardan dolayı özür dilerim seninle iyi arkadaş olabiliriz. yağmurla ogün konuşmakta ısrar ettim nedeni onu üzmüş olmamdı.
?: hayır sen onu üzmedin daha mantıklı konuş.
birdakika sus amk tamam.
herneyse sizinle dövüşmek istememiştim yağmura baktım oldukça şaşkındı bende oldukça iyi niyetli ve ezik.
beni affedin deyip çoçuğa tekrardan elimi uzattım.
o busefer elimin havada kalmasını istemeyip tokalaştı. ilk adım tamamlanmıştı
bidaha sizi rahatsız etmeyeceğim deyip solinin yanına geri döndüm.
+ne oldu
birşey yok sadece bir arkadaş diye geçiştirdim az sonra zil çaldı. ve sınıfa girdik.
47 yaşlarında saçları hala siyah olan bıyığıda en az saçları kadar siyah olan edebiyat hocası sınıfa adımını attı. bir kaç dakika sonra nerde kalmıştık sorusunu sorduğu anda önde oturan 159 santimetrelik kız cevabı bir tokat gibi yapıştırdı
dersi anlatmaya hoca.
ben ise önümüzdeki hafta olacak sınavları düşünüyordum.
ayrıcabu sene bu okulda yeni bir yöntem vardı. kelebek sistemi. yani her öğrenci farklı sınıflarda sınıva girecekti. aslında çoğu öğrenci için tam bir kabustu. ama içlerinde kopya çekme konusunda master yapmış öğrenciler kelebek sistemini pek kafaya takmıyorlardı.
bir süre sonra zil çaldı. öğle arası gelmişti ve biskrem için kantine koşmak istiyordum. ama ben cool dum yani bir yere koşamazdım.
bi adam beni arayıp şuan evdeyim ve karını gibiyorum deseydi. tabikide endişelenirdim ama yinede acele etmez ve umursamaz bir tavırla eve yürüyerek giderdim çünkü cool dum ben.
okul ile bahçe arasındaki kapıdan çıkarken bir hafta önce asılmış ve çok fazla flaşa maruz kalmış, içinde önümüzdeki haftadaki sınavın günlerini belirleyen kağıdın yanına gittim ve kameramı çıkardığım gibi onu 6-7 art arda çekimle birlikte namusuna girdim .
kantine doğru rahat adımlarla yürüdüm önündeki 6,7 öğrencinin isteklerini aynı anda yerine getirmeye çalışan kantinci ile göz göze geldik. ardından ona yardım etmekte olan diğer kantinciye biskremleri saklayın diye seslenmiş olmalıydı ki sıra bana geldiğinde hiç biskrem kalmadığını söylemişti.
onun yerini başka bir büskivi dolduramayacağından 2 kutu ıce tea aldım ve bahçeye yürümeye başladım. baya kalabalıktı ama bu kalabalığa rağmen beden hocasından zorla aldıkları topla maç yapmaya kararlı gençler santra vuruşunu yapmak üzereydiler.
maçı en iyi izleyebileceğim yere geçtim ve ilk ice teamı aldım.

ilk ıce tea yı içme sürem yaklaşık 6 dakika 21 saniyeydi. ve maç oldukça heycanlı bir şekilde devam ediyordu. o kalabalıkta maç yapmayı isteyen kendileriydi . ama topun yabancı birine çarpıp oyunun gidişatı değiştiğinden atak yapan takım çarpan kişiye aklına gelen her küfürü etmekten çekinmiyorlardı.
gelselerdi de bana etselerdi.
? : sus mınakodum seni. 2 kişiyle başa çıkamadın.
neyin kafasındasın yanann ikinci kişiyi unutan sensin.
onu susturmuştum ama bir yandanda haklıydı iki kişiyle başa çıkamayan hislerim. bahçede futbol maçı yapan bukadar öğrenciyle anca belgesel çekerdi. başrolde de ben olurdum.
bir süre sonra ikinci ıceteamı bitirdim ve zil çalmak üzereydi. maç iki sıfır öndeydi. ve lise 2 ler lise 3 leri yendiği için baya sevinçlilerdi...
neyseki zil çaldı maç yapan terli öğrencilerin maç hakkındaki konuşmaları eşliğinde sınıfıma doğru ilerliyordum.
hemen arkamda iki kişi konuşuyordu ve sınav haftasından sonra beden hocasını okul turnuvası yapmaya ikna ettiklerini
söylüyordu. sınıfa vardım.
son 3 ders çizim yaparak ve soliyle konuşarak sıkıcı bir şekilde geçirdim.
bir süre sonra çıkış zili çaldı. pencereden istiklal marşı için sıralara geçen öğrencileri gördüm. yine en son ben
gidecektim. balkonda beni gören müdür yardımcısı çabuk diyerek sol elini iki kere salladı.
istifimi bozmadan yürüdüm ve sırama ulaştım.
müdür yardımcısı önümüzdeki hafta olacak sınavlar için bir kaç bilgi verdi ve kelebek sisteminden bahsetti.
diğer bir müdür yardımcısı mikrofonu aldı ve kopya çekmeyi kafaya koymuş öğrenciler için ayrı bir konuşma yaptı.
kimi öğrenciler disiplin, okuldan uzaklaştırma gibi cezaları duyunca kafasında kurduğu kopya planlarından vazgeçmişti.
bir süre sonra aynı eşofman takımlı beden hocamız rahat ve hazır ol diyerek bize bağırdı. istiklal marşımızı okuduk.
busefer çıkış daha kalabalık olacağı için bir müddet bahçede oyalandım ve yavaş yavaş yürümeye başladım.
2 3 dakika sonra okuldan çıkmayı başardım ve durağa yürümeye devam ettim. kartımda para olmadığını hatırladım.
en az 5 tl yazan para yükleme yerine geldim. cebimde 8 tlden geriye 1 tl kalmıştı.
bugün iki ıce tea alarak baya zarara girmiştim. bu adamı bidaha kandıramazdım. 13 metre ilerideki durağa doğru yürüdüm
ve vardığım anda dolmuş gelmişti bile. kartımda para olmadığı için bu dolmuşu es geçtim.
2 durak vardı ve ben ikisinin tam ortasından eve doğru yürümeye başlarken durmuştum.
dolmuş ise çoktan harakete geçmişti bile. para doldurma yerinin tam tersi tarafındaki durağa ilerledim ve
beklemeye başladım her 5 dakika da bir geçen dolmuşlardan birini beklemeye devam ettim. az sonra bir dolmuş geldi ve
kart doldurma yerine yakın olan durakta durdu. dolmuşun arkasından hızlıca koştum ve şöförün beni dikiz aynasından
görebileceği açıda durdum. 3 4 saniye sonra beni tekere bakarken görmüştü. planım tıkır tıkır işliyordu. şoför artık
elimdeydi. yanına yavaş adımlarla gittim aslında yolcu lardan bir kişi binip iki kişi inmişti ben daha tekere bakarken
bile gaz pedalına abanıp hayvanca bir çıkış yaparak yoluna devam edebilirdi. tabikide pskolojisi buna izin vermemişti.
beni tam zamanında gören adamın yanına ulaştım camı açıktı ve noldu delikanlı diyerek bana baktı.
buda bıyıklıydı fakat bıyıklarının üstündeki sarılıklar sigaraya baya bağımlı olduğunu açıkça belli ediyordu.
elbetteki pahalı sigaralardan kurtulmak için tütün alıp eliyle her son durağa geldiğinde 5 dakikalık arada bir kaç tane
sardığını hissedebiliyordum.

karşıya geçerken tekerin patladığını gördüm havası baya inmiş bir bak istersen.
onu bu sözümle baya düşündürdüm. allah allah nasıl olur böyle birşey tavırlarındaydı.
onu etkileyici kelimelerimle ikna edebilirdim.
abi teker diyorum anası gibilmiş fok balığı gibi etrafa bakıyor.
yeterince etkilemiş olmalıydım ki kapıyı açıp aşağıya indi. onun la konuşurken etrafı baya gözetlemiştim. şoför koltuğunun hemen arkasında 3 lü koltukta oturan iki kişi hariç kimse ne olduğunu merak etmiyordu. direksiyonun arkasında ise anneannelerin ördüğü türden kalın renkli bir bez vardı aynı bezden viitesin alt tarafındada gördüm. üstteki bezin altında adamın tuşlu telefonunu görmüştüm. aşağıya indi ve tekere doğru yürüdü.
o değil abi diğeri.
o dikiz aynasından baktığından ben yol tarafında olan tekere bakıyordum.ama onu farklı bir tekere yönlendirdim bu tekerdi hani amk bile demedi o anki pskolojiyle yönlendirdiğim yani durağa yakın olan tekere doğru ilk adımını attı.
adam tekerin patlak olmadığını en fazla 7 saniye içinde fark edecekti. çok hızlı olmalıydım.
kapıyı açtım ve içeriye girdim. dolmuşun yarısı şöför girmiştir diye kafasını bile çevirmedi. benim girdiğimi görenler şaşkındı ve olacakları bekliyorlardı. ama 3 lü koltukta oturan iki kişi durumu daha çok merak edip bana doğru yaklaştılar. arkama döndüm ve iki kişiye yüksek sesle şunları söyledim.
şoför telefonu istedi şuan tekerleri kontrol ediyor birazdan burda olur..
yüksek sesle söyledim çünkü olayı merak eden ve etmeyen herkesin merakını sıfıra indirmiştim. bir başkası ne olduğunu sormayacak ve bende cevaplamak için vakit kaybetmeyecektim. çok yavaş bir şekilde inerken hüsrana uğruyordum. aradığım kağıt paralar burada değillerdi. nezaman dolmuşa binsem burdaki büyük bezlere yada bozuk paraların altına koyarlardı.
galiba bozuk paraların altındaydı tüm kağıt paralar.
artık umudum kalmamıştı. hafif aralanmış kapıyı açarken bir bez parçası daha gördüm elimi oraya attığımda küçük bir bölmeye düştü. bez parçasının iki yanı o bölmenin iki yanına sabitlenmiş ti ve şoför para ihtiyacı olduğunda burdan işini kolayca hallediyordu. ellimi attığım için bölmeye giren bezi sessizce kaldırdım. evet ordalardı. fakat çok az olduğunu gördüm tıkırtılar çıkararak kağıt paraları aldım. çıkan tıkırtıların ne olduğunu merak etmesinler diye nerde bu telefon mınakoyayım yaa diye küçük harflerle söylendim. plan tam istediğim gibiydi. kağıt paraları elimin arasına sıkıştırdım ve şoför ile konuştuğumdan beri gördüğüm telefonu şimdi elime aldım. ardından direksiyon tarafında olan bezin altına koydum. böylece arkamda bir iz bırakmayacaktım. şoför geldiğinde arkadaki yolcular ne olduğunu sormazdı yada telefonu sağ tarafa koyduğunu düşünen adam sol tarafta gördüğünde bunu üstüne gidip altında bir iş aramazdı. yani foyam ortaya kesinlikle çıkmayacaktı. aradan 20 saniye geçmişti aşağıya indim ve şoför kapı sesini duymasın diye hafif aralık bırakarak kapattım. karşıdan karşıya geçtim elimdeki paraları saymadan cebime koydum. 21 metre yükseklikteki koca awm şuan tam karşımdaydı. yol iki yönlü olduğu için bir kez daha karşıdan karşıya geçmem gerekiyordu.
sakin olmak istiyordum fakat az önce hayatımda ilk defa birinin parasını çalmıştım ve bunu durakta 2 3 saniyelik bir planla yapmıştım...
sonunda biri bekleyen insanları gördü ve arabanın içinden eliyle geç işareti yaparak beklemeye başladı. 7 kişi karşıdan karşıya geçtikten sonra her biri farklı yollara gitti. ben ise avm nin durağa en uzak kapısına yürümeye başladım.
bir süre sonra oraya vardım ve karşımdaki bir alt kata inen yürüyen merdivene ulaştım.
az sonra otoparka indim ve kolonlarda b17 yi aramaya başladım
c16 ıı ee şurdaaaaaa ımmm mına sokayım nerdesin...
b6 b7 b8 az ileride de b17 yi gördüm ve ilerledim ve beklemeye koyuldum...

az sonra beklediğim soli yanıma geldi gayet mutlu görünüyordu ve gülüyordu ve çok merak ettiğim o soruyu sordum
adamı nasıl oyaladın lan
+amık karta para doldurduğumuz yerden kahve aldım ve adamın üstüne yanlışlikla dökmüş gibi yaptım adam sıcak kahvenin etkisi ile bayağı yandı sonra pardon amca kusura bakma demek için ağzımı açtım bu oc dururmu kusura bakma dememe kalmadan tokatı yüzüme indir di dıbına koyayım.
bir an için sinirlendi ama tekrar geldiği gibi olup gülmeye devam etti
+ee sen ne yaptın para alabildin mi
ben nasıl bunu atlamış olabilirdim aslında tüm bunları para için yapmıştım fakat duraktan beri elimi cebime bile atmamıştım neyse ki bu güzel sorunun cevabına geldik elimi cebime attım ve 6 tane kağıt para çıkardım gerçekten baya hoş görünüyorlardi. dolmuş tayken paraların az olduğunu düşünüyordum evet kağıtlar azdı ama değerleri yüksekti.
bir tane iki yüzlük iki tane yüzlük ve 3 tane 50 lik vardı.
bunu bana yaptıran içimdeki histi. evet bu planı birkaç saniyede düşünüp yapmıştım ve tıkır tıkır işlemişti. soli yi devreye sokmak �şimi daha da kolaylaştırmış ve bana ek süre kazandırmıştı . belki sadece adamın üstüne kahve dökmüştü ama bana büyük yarrrari dokunmuştu ve tabii ki de paranın yarısının sahibi oldu .
?:?:
soli ile ben şu an deniz seviyesinin 5 metre altındaydık. ama ruhum asansör de 3. kata ulaşmış ti bile.

bu düşüncelerden kurtuldum ve soli ile birlikte avm ye girdik bir süre sonra en üst kata yürüyen merdivenlerle çıkıp yeşil renkli masaların ve turuncu sandalyelerin olduğu bölüme ilerledik. boş bir yere oturduk paraları hazırladım ve kalkıp mcdonald's a gittim.
en pahalı menüleri aldım 2 menüye toplam 39 lira verip az önce oturduğumuz masanın yolunu tuttum soli ile ben domuz eti ile yapılmış bu hamburgeri afiyetle yedik. biraz daha oturduk. cebimden çıkardığım 300 lirayı az önce acımasızca adamın üstüne kahve atan bu çocuğa yani dostuma uzattım bir süre sonra masadan kalktık ve mağazaları teker teker aşarak yürüyen merdivenlere geldik hiç konuşmadan en alt kata kadar ındikavm'nindurağa en uzak ıkinci kapısından dışarıya çıktıkve az önce 600 lira çaldığımız durağa geldik soli bana önceden hiç böyle bir şey yapmadığını söyledi evet yaptığımız mantıksizdi. ama heyecanın doruk noktalarına yaşamıştık.
kartıma para yükledm.
soli ile yollarımız burada ayrılıyor du o tramvay durağına doğru yürüyecek ben ise dolmuşu beklecektim
görüşmek üzere dostum
+allaha emanet dostun
ayrıldık ve 2 dakika sonra bekledigim dolmuş
23 dakikalık yol boyunca kaldırım kenarına dikilmis kimisi küçük kimisi büyük agaclara baktım.
.. dolmustan indim ve oliye ugradim çaldigim paralari cebimden çıkarıp 50 lirasını aldım.
bir sepet alıp iceriye girdim .biskremlerin olduğu bölüme girip o alanı tamamen boşalttim ve dolaba uğrayıp 2,5 litrelik soğuk çaylardan 6 7 tane aldım. etrafındakilerin vooo nekadan güçlü bi cocccookkk bakışları arasında posetlerimle beraber evin yolunu tuttum...


3 gün sonra...
pazartesi günü gelmişti sabah kalktım ve okula gittimbekçiye selam vermeyip 2 metrelik demir kapıdan içeriye girdim.
istiklal marşı mizi okuduk ve mudur yardımcısı bir kaç bilgi verdikten sonra sırayla içeriye girmemizi söyledi.
soli gelmemişti. bu uçsuz bucaksiz ormanda yapa yalnızdim. etrafımda en kısası 6 metre uzunluğundaki ağaçlarla cevriyliydi. biraz daha yürüyüp deniz seviyesine 45 derecelik eğim ile duran bu uzun dağa tırmanma ya başladim bu yaşıma kadar etrafımda hiç bu kadar ağaç görmemiştim. sol tarafındaki 6 metrelik cam ağacının hemen altında akdiken bitkisini gördüm.
ilk defa gördüğüm bu bitkinin ismini bilmem artık beni şaşırtmiyordu. ama korkuyordum. biraz daha ilerledim va uzunca farklı bir ağaçta avakado yaprağını gördüm. sarımsı bir rengi vardı tropik bir iklime uyumlu olduğuna eminim acaba bulunduğum yer tropik bir iklim miydi.
daha fazla ilerledim ve daha fazla her gördüğüm bitkiyi bundan önceki hayatımda görmemiştim ama hepsine baktığımda farklı bir canlılık görüyordum. karşıya baktım ve o uçsuz bucaksız bitmek bilmeyen sarmaşıkları gördüm bir süre sonra yanına gittim ve durdum.
bu sarmaşık bana kendi varlığımı hissettiryordu. sanki içinde ki ru h bana ait idi. ona baktım daha fazla baktım ve daha fazla...
etrafımda çok fazla yeşil var korkuyorum anne...
+amk bekleyecek başka yer bulamadinmi
bu ses solinin di ses telleri beni o sonu olmayan ormandan alıp tekrar hayata döndürmeye yetmişti. sol ayağım merdiven basamaklarının en üst kısmındaydi. sağ ayağım ise az önce burada konuşma yapan müdür yardımcısının olduğu zemine basıyordu.
kendimi toplayıp ona bir cevap vermeliydim.
istiklal marşı çoktan okunmuş ve binlerce öğrenci içeriye gitmişti bile
kendime inanmıyordum 5 6 dakika boyunca yürümüş ve tırmanmiş ama okulun içine dahi girememistim.
+sana diyorum panpa iyi misin.
iyiyim iyi hadi çıkalım..
dedim ve sınıfa girdik.
ilk teneffüs memurun odasına baktim doluydu.
ikinci teneffüs tekrar uğradim yine doluydu.
bu böyle olmayacakti bir plan yapıp o bilgisayara yaklaşmam gerekiyordu fakat aklıma hiç bir şey gelmiyordu..
kafam boş bir şekilde sınava girdim. kopya çekmeye çalışan kimseninolmadığını farkettim
kendi kağıdma konsantre olup birkaç soru yaptıktan sonra elimdeki matematik sınav sorularının yazılı olduğu kağıdı öğretmenin masasına doğru koymaya gittim sinav daha yeni başlamıştı ama ben çoktan vermiştim bile. o sınıfta lise 4 ten sadece 3 kişi vardı bende bunlardan biriydim üçümüzde sayısaladık benim erken verdiğimi görüp şaşırmış olmalıydılar.
..zil çaldı kimileri sınıflarına kimileri bahçeye kimileri ise çavuşu sevindirmek için tuvalete gitmişti..
tabiki de böyle değildi amk . sınavdan çıkmışlardı ve benim en nefret ettiğim sınav sonrası konuşmalarını yapmak icin sınıfın en zeki çocuğunu bekleyeceklerdi . tüm yaptığı çözümleri ona soracaklardi eğer zeki çocukta öyle yapmışsa içleri rahatlayacakti ama daha farklı bir sonuç çıkarmışsa . sen ne biliyon ki amk diyip kendi morallerini bozacaklardı.


ben ise memurun odasinin önüne geldim ıçeri girdim merhaba abi. + merhaba. şey soracaktim şu kelebek sistemi için sıralar belirleniyor ya. +evet evet o haftanın oturma düzeni belirlenmişti ve bir bilgisayarın icindeki sınav düzeni ısimli belgesinde duruyordu .bunu biliyordum ama hangi bilgisayar olduğunu hissedemiyordum şansımı memurun odasındaki bilgisayardan denemem daha mantıklıydi. oturma düzenii buradaki bilgisayar danmi ayarladığınız. +bunu neden soruyorsun. abi hocamizin verdiğin bir ödev vardı bu ödevi yapmak için bilgisayardaki bir programa ihtiyacımız olduğunu söyledi hatta kelebek sisteminde oturma düzenimizi belirleyen program sayesinde de yapabilirmişiz. hemen iki dakika da programın ismi ne baksam olur mu. kabul etti. +e gel bak ozaman.. glttim ve bilgisayarın yanında durdum. abi hangi program gösterir misiniz.o +nasıl yani hangi program. bilmemesi benim için daha iyiydi. sen oturma düzenimizin olduğu dosyayı göster ben oradan anlarım zaten.

dişleriyle kemirdiği kapağın baş kısmı takılı olduğu tükenmez kalemi elinden bıraktı ve ani bir hareketle 1 kilosu paha biçilmez olan taşşağımı avuçladı. onunda bana yanık olduğunu anlamıştım zaten kapıda o bakışları kendini ele vermişti. ama bu ddaşşş gibi daşşşağı bir erkeğe elletemezdim . onu iki koltuk altından tuttuğum gibi yere fırlattm. bir anda içeriye uzun boylu 50 yaşlarında beyaz saçlı gözlüksüz ve takım elbiseli okul müdürüne hiç benzemeyen bir adam girdi ama bu adam bizim okul müdürümüzdü zaten. ben memuru tepiklerken yanıma geldi çömeldi ve dirsegiyle alnı mın çatına vurdu... yere düştum bir anda memur müdürüm müdürüm diye ağlamaya başladı müdür çömeldi ve bir soru sordu +müdür müdür müdür. ve şimşekhızıyla memurun dudaklarına yapıştı neler olduğunu kavrayamamıştım bir dakika boyunca gözümün önünde öpüştüler. memur üstündeki müdürü bir anda eliyle itti ve şunları söyledi çok korktum hüsnü beni gibecekler diye çok korktum. ayy salak aptal düşündüğüm şey bak huur çocuğu diyerek dudaklarına tekrar yapıştı. +lan hadi bakacaksan bak dondun kaldın. tek bir hatamda bana gibtir çekebilirdi çok iyi niyetli olmalıydım. he tamam abi daldım bir an.


klasörü masaüstünden göstermişti. daha iyi anlamam için içine girmem gerekiyordu. tıkladım neyseki şifresizdi. bilmediğim ilk defa gördüğüm bir program sayesinde yapılmıştı.ama içeriği baya basitti sol tarafta her sınıf ayrı ayrı ve alt alta yazılmıştı ortada ise bir takım renkler vardı. galiba lise 1 2 3 4 için ayrı renkler verilmiş ti ve daha basit hale getirilmişti. adam önündeki kağıtla ilgilendiği için hemen üstten salı gününü seçip soldan herhangi bir sınıfa tıkladım. tam beklediğim gibiydi renkler vardı sıralar vardı vr numaralar. evet okul numaraları bunu üstten aratıp çabucak birilerine ulaşabilirdim. +tamam artık baktınmı ovv neyseki kafasını bana çevirmeden kırmızı çarpıya basmıştım. tamam abi çok saol diyerek kapıya yöneldim. kapıda 3 öğretmen konuşuyordu zilin çalmasını beklemeden oradan beynimdeki zidane nin vücut çalımlarını failete geçirip sıyrıldım ve sınafa doğru yürümeye başladım.. az sonra vardım soli ordaydı ve uyuyordu. onu dürttüm korkmuş olmalı ki hızlıca kaktı ben ise alnındaki kızarıklıklara bakıp güldüm. hadi dostum buradan kalk eski sırana geç bu derslik. şaşırdı.. +ne anlamadım. ne şaşırması anlamamıştı bile. ?: hayır gib salağı anladı şaşırma tepkisi o. ... az önce solinin kurduğu cümleyi baya düşündüm beynimde git geller yaptım hayal dünyamdaki bütün şaşırma cümlelerini hafızamdaki tüm cümlelerden ayırt ettim. ve beynim kısa süre sonra bana cevabı göndermişti. soli aslinda anlamadığını söylemişti aslında cümleyi anlamıştı fakat şaşırmıştı bu yüzden birdaha tekrarlanması istiyordu.. ?: ben söyledim ya pekekent neyin havasındasın sen sus iki dakka oç. kalk lan diye üsteledim. ve kulağına eğildim ders sırasında ben çıkıcam sende bir yalan uydurup 3 4 dakika sonra tuvalete gel..

ders başladı soli eski yerindeydi sınıfta yine yalnızdım bir süre sonra hocanın yanına gittim ve şöyle dedim. hocam benim çıkmam lazım yok yazabilirsiniz. +nereye acil bir işim var. arkamı dönüp çıktım ve düşündüm düşündüm daha fazla düşündüm ve bir problem olmadığını anladım bir hata yoktu herşey yolundaydı. kantine ilerledim ve ketçabı aldım. +hayırdır biskremli ketçap mı istiyorsun.. daha önce sadece kızartma alırken karşılaştığım bu kadın bile benim biskreme olan aşkımı biliyordu. hayır dedim ve ekledim tiyatro çalışması için kana ihtiyaç varda bu yüzden geldim biraz alabilirmiyim. bu nu duyduktan sonra hayır diyemezdi. +tamam al ozaman ketçabı aldım ve sol elimin avucuna koyun takunun 3 katı kadar döktüm. ve hızlıca tuvalete gittim... solinin artık geldiğini hissedebiliyordum tuvaletin kapısını yaklaştı ve açtı ve tam içeri girerken nerdesin cla demeye kalmadan burnuna sert bir yumruk darbesi geldi. o darbeyi indiren bendim sus benim dediklerime uy yeter diyerek onu susturdum cebim deki peçeteleri çıkarıp ona verdim ve sol elimdeki ketçabı kıyafetindeki yakasından başlayarak alt tarafa yani göğüsüne doğru kan görünümü bırakmak için sürdüm. ardından cebimdeki parfümü çıkarıp omuz taraflarına doğru sıktım ki ketçap kokusunu kimse anlamasın diye ama gerçek kanada ihyacımız vardı. ve o kan ben bütün bunları yaparken burnundan akmaya başlamıştı bile. gerçekten hızlı vurmuştum be bunu burnunu peçeteyle tutan solinin yüzünden anlayabiliyordum.
onu tutup memurun odasına doğru hareket ettik. dostum sakin ol ve olay örgüsünü hiç bozmadan devam et anladınmı eğer bir problem olmazsa çok para kazanıcaz. parayı duymuş olmalı ki kolundan tutup çektiğim soli şimdi kendi isteğiyle geliyordu. alt kata indik ve ordaki lavaboya girmeden kapının önünden çıktık ve hafiften ağlamaklı sesler çıkarıyordum memurun önünde oturan ve müdür yardımcılarına çay zütürmekle hükümlü olan nöbetçi kızlar korkulu gözlerle bize baktı. inanmışlardı kapının önüne geldik ve memura baktık bu sesleri duyan memur çoktan ayaktaydı bile abi lütfen yardım et arkadaşımın birden tansiyonu düştü dersimiz boş olduğu için hoca falan da yoktu ne olur arkadaşımı hastaneye yetiştirelim çok kan kaybediyor. soliyi gerçekten seviyorum bu söylediklerimden sonra şuurunu kaybetmiş biri gibi oldu. boynu tutmayan bebekler gibi aniden düşürüyor ara sıra gözlerini kapatıyordu ama aptal elindeki peçeteyi bırakmıyordu. adamın inanma ihtimalini dağlara kadar çıkarmıştı beklediğim gibi oldu küçük yanlışları farketmeyen memur inanmıştı. siz aşağıya inin geliyorum ben dedi. biz bahçeye indik ve spor salonun az ilerisine parkedilmiş arabaya doğru ilerledik. adam şimdi gelecek acayip telaşlı ol dostum +tamam nekadar alıcan lan yarak 2 3 milyar falan mı şerefsiz seni. huur çocuğuna bak bana küfrediyordu ama yalan söylediğimi anlayınca daha çok edecekti. kendi çıkarım için bunları yapmazdı ama.. aynen okadar araklarım herhalde neyse sen dediğimi yap tamam dedi az sonra memuru gördük. ama memur bizi görmeden solinin karnına sert bir yumruk attım bu onun acısını yol boyunca sürdürmeye yeterdi. soliye sarılarak abi çabuuk diye bağırmaya başladım olayın ciddiyetini daha. iyi anlamıştı kapıyı açtı. ve soliyi içeri aldım. hemen sonra ise kapıyı otomatik düğmeden açan memur yaklaştı ve sürücü koltuğuna oturdu. soli lütfen sakin oll diye ağlamaklı bir sesle onunla konuştum. ben ise tam arabaya atlayacakken tekrar kapıyı kapattım. abi annesi babasına haber vermem gerek telefon yukarıda kaldı. +gel benim kinden ara benimkinden aramı onasıl pis bir tarifti öyle amk sakinliğimi korudum ve abi numaraları ezberimde değil siz gidin ben dolmuşa atlar gelirim.

hemen okula koşmaya başladım balkona ulaştım arkama baktım araba kapıdan çıkmıştı bile. odaya doğru yaklaştım bana bakan nöbetçi kızlara memur telefonunu ve çantasını unutmuş galiba diyerek aniden içeriye girdim. kapıyı hafiften kapattıım çünkü tam karşıda müdür yardımcısının odası vardı tamam belki onun kapısı kapalıydı ama aniden açılabilir beni bilgisayarın başında görebilirdi. uyku modunda olan bilgisayarın faresini haraket ettirince hemen açıldı masaüstünden programı açtım yapmam gerekenleri biliyordum. hata yapmadan hızlı birşekilde işlemeleri yaptım. daha fazla tıkladım ve daha fazla. bir iki dakka sonra nöbetçi bana baktı ve bende ayakta ona bakıyordum. ee çantayı bulamadımda telefon cebimde diyerek cebime iki kere elimle dokundum. +hee tamam bende birşey oldu sandım. diyerek yerine geçti bende birşey farketmesinler diye koşarak onların yanından ayrıldım ve dış kapıya ulaştım. neyseki ucuz yırttım tıklamalar bitttiği an nöbetçi kapıdan bana bakmıştı görseydi memura söyleyecek bütün herşey alt üst olacaktı. bekçiyi hiç konuşturmadan şunları söyledim. bak dıbınakodumun ilk günden beri sana ayar oluyorum zaten ananın dıbına bina diker 4. katında bacına seni nasıl gibtiğimi anlatırım.. 4. kata ulaşmıştım bile.. hayır hayır onları değil şunları söylemem gerekiyordu abi az önce memur arabayla çıktı arkadaşımdan arkadaydı sende görmüşsündür bende onların yanına gitmeliyim dedim. busefer gerçekten saçma bir kelime kullanmadan benim çıkmama izin verdi.. durağa doğru gelip 2 dakika bekledikten sonra bir dolmuşa bindim ve 8 dakika sonra hastanenin acil kapısına 54 metre olan durak tan indiğim gibi koşmaya başladım.
acile girdim çoçuk acil ve acil yazıyordu. mükemmel beynimi çalıştırmaya gerek duymadan acil kısmına girdim az ileride soliyi ve yanındaki memuru gördüm bir stajyer ise ona bilgi veriyordu. yanlarına ulaştım ve bende stajyerin ağzından çıkan kelimelere ev sahipliği yapmaya başladım. eve gittiğinde ise elini yıka ve hemen dinlen ilk 1 saaat yatma ama sonra yat istersen uyu. ve tam. giderken şunları ekledi. +birde aç kalma sakın. doktor gitti bende memura döndüm. abi durumu nasıl iyimi ne olacak şimdi ne olur kötü birşey olmasın ne olu.. beni susturdu ve omzuma dokundu tamam olum sakin ol. tampon yaptılar sadece eve gidip dinlenecek okadar. memura korkulu ve titrek bir okadarda karizmatik ve ayrıca yakışıklı sesimle tamam abi çok saol sen olmasaydın daha kötü olabilirdi dedim. soli bizi burnundaki tamponla dinliyordu ve bana sen nasıl bir pekekentsin bakışı attığını hissedebiliyordum +kim olsa aynı şeyi yapardı ben artık gideyim işlerim var deyip yanımızdan ayrılmak için 36 santimetrelik ilk adımı dönerek attı. arkasından çok saol abi dedik ve gözden bir süre sonra kayboldu. nabıyon la yannanım. +yannanım deme kendimi küçük hissediyorum. zütün mü diyim kendini, büyük hissedersin ha nedersin? bozuldu ve ekledi. nasıl vurdun bin burnuma insan evladı var karşında. bir işe yaradı demi para aldın. sonunda sormuştu o soruyu. yok alamadım paraları çekmeceye koymuştu ama hastaneye çıkarken yanına almış pekekent bir sonrakine artık kolunu kırarız öyle hastaneye zütürür seni diyerek güldüm. onun ise gülecek hali bile yoktu. bir süre daha hastanede dinlendik ve bir taksi tutup onun binasında indik parayı kendi ödedi. vedalaştık tekrar özür dileyip evine yolladım buraya tramvay durağı yakın olduğu için oraya doğru yürüdüm. dülülüt öğrenci kartı ve rahat koltuklu tramvayı beklemeye başladım... eve geldim annem evdeydi babam yoktu kuzeniminde bavullarını göremiyordum. anneme sordum ve arkadaşlarıyla ev tuttuğunu söyledi bana. kalabalığı sevmiyordum bu yüzdenn sevindim. mutfaktan iki buçuk litrelik dolu ıce tea yı alıp 4 biskremle odama geçer ken annem sonunda durumu farketti. hayırdır senin okulun yokmu hatta sınav haftası değilmi ne arıyorsun evde. ee anne bugün sınavımız ertelendi bizde geldik diye geçiştirdim oodama vardım. soli rapor alabilirdi ama benim geçerli bir sebebim yoktu arkadaşımın burnu kanadı bende onunla beraber hastaneye gitmiştim. bu yüzden buraya rapor almaya geldim diyemezdim doktorlara. galiba 0 alacaktım soli ise bu günkü sınavı haftaya olacaktı belki hoca çok uğraşmayıp basit ve farklı sorular soracaktı belkide aynı soruları tekrar sorar solinin işini kolaylaştırabilirdi. ama benim sonum 0 dı koca bir sıfır.. ... biskrem ve ıce teanın eşliğinde çizimler yaptım bir süre sonra babam geldi bir süre sonra annem kapıyı açtı bir süre sonra şöyle dedi uyudunmu diye kontrol ettim. bir süre sonra gitti biirsüre sonra bir süre daha zaman geçti ve uyudum.
günü okula gittim sınfa girdim soli ordaydı ve ona gülerek baktım. burnundaki o şeyle komik gözüküyordu. zaman geçti ve 2. ders bitti tenefüste soliye şans diledim. o 9-b ye gidecekti ben ise 11-c ye sınav baslamadan bir önceki ders nöbetçiler listeleri her sınıfa dağıtıyordu. listelerdede kimin hangi sınıfta ve hangi sırada derse girecekleri yazıyordu. sınava herzamanki gibi çalışmadım ve 11-c ye yöneldim ve oturacağım yeri sayarak buldum. az sonra sınıfa x geldi parmağıyla sıraları saydı. 23 numarada oturan kişiyi yani beni gördü. yüzü asıldı ve yanıma oturdu böylece numarasının 24 olduğunu anlamıştım. ne şans değilmi dostum.. cevap bile vermedi. zil çaldı ve hoca içeriye girdi. adidastan 3 lü kombinasyonu vücuduna uyarlamıştı yine siz kim olduğunu anladınız. sınav başladı geometriydi ve hızlıca 3 soru çözdüm ve yanımdaki çoçuğun yani x in kağıdına baktım. onun ki matematikti ve daha başlamamış tı bile yağmurla takılmaktan ders çalışamamıştı buna emindim. onun 1. sorusuna baktım gayet kolaydı kendi kağıdımın boş bir alanını çevirdim ve o sorunun çözümünü yazdım ardından x i dürttüm ve 1. soru olduğunu belirttim. bu onun hoşuna gitmiş gözleri parlamıştı. ardından cevapları yazmaya başladı. 10 soruları vardı ders boyunca onun kağıdıyla ilgilendim ve hepsini ekgibsiz çözdüm tabi oda yazdı. zil çaldı hoca kimse yerinden kıpırdamasın kağıtları ben toparlarım dedi ve ardından başladı. kağıtlarını aldıklarım dışarıya doğru çıkabilir diye de ekledi. neyseki hepsini topladı biz kapıdan çıktık ve x bana baya teşekkür etti. senin hakkında yanılmışım iyi birisin sen galiba dedi ve tekrar teşekkür etti. ?: hele hele şu oça bak sen bende asıl ben teşekkür ederim o attığınız dayaktan sonra kendime geldim diyerek kendimdeki potansiyeli onun gözünde en alta indirmeye çalışıyordum ve başarıyordumda. bir müddet sonra ayrıldık ve sınıflarımızın yolunu tuttuk.


2 gün sonra.. 3.ders sınav vakti.. perşembe günü.. ... sınava gireceğim sınıfa girdim ve elimle saydım geç girdiğim için zil çok tan çalmış hoca sınıfa ilk adımlarını atmıştı. daha hızlı oldum ve sırama yürürken yine yanımda oturacak x gördüm. +hoşgeldin. samimiyett kurulmuştu artık ben konuşmadan o konuşuyordu tabi bunu geçen günkü yardımıma borçluydum ve oda kendini bana borçlu hissediyordu. o gün sınavda ona yine yardım ettim. ve sınav sonrası yağmurun bakışları arasında onunla bahçeye çıktım. bana aynen şunları söyledi. +dostum sana o gün vurduğum içim özür dilerim iki kişiydiik ve üstündük kusura bakma. sen gayet iyi birisn sevdim seni gerçekten. memurun bilgisayarında bulunan düzeni solinin küçük yardımıyla değiştirmiş ve x ile oturma imkanı sağlamıştı önemli değil dostum senle yakın arkadaş olmak isterim açıkçası istersen cumartesi akşamı evime gel pes falan atarız nedersin. +tamam dostum orda olacağım tamamdır haydi yağmur seni bekliyor takılın biraz diyerek onun gözüne tam anlamıyla girdim.
yürüdü yürüdü yağmurun yanına ulaştı ve onun yanağına bir öpücük bıraktı. kalbimde ve beynimde büyük bir acı hissettim. onlara bakmadan sınıfıma çıktım. soli bana nerede olduğumu sordu cevap vermeden yattım ve uyudum. sınavları atlattık ve cumartesi günü gelmişti.1 haftadır planlanmış aile dostumuzun bizi davet ettiği yemek bu akşamdı. saat 6 ya geldi ve babam eve gelmişti. ikisinin bir araya aldım yemeğe gelmeyeceğimi belirttim. babam baya kızdı. annemde öyle ardından. bir arkadaşım gelecek dedim. bunu duyan annem ve babam eve ilk defa birini getireceğim için baya mutlu oldular fakat gözlerinde birden kızmı erkek mi sorusunu sorduklarını gördüm.. erkek baba merak etme pes atarız sonra basketbol oynamaya gideriz.

neyseki kabul ettirdim. saat 7 olmuştu annem ve babam çoktan gitmişti. yarım saat önce whatsaptan konum attığım yeni arkadaşım x 'i bekliyordum. pesi kurdum. tekli koltukları halı olmadığı için kolaylıkla öne çektim. ve iki koltuğun arasına büyükçe bir sehpa koydum üstüne ise cips biskrem ıce tea ve iki büyük bardak yerleştirdim. üst kata yani odama çıkıp el feneri ni aldım. tıkırtılar gelmeye başladı pencereden dışarıya baktım ve yağmurun yağdığını gördüm. tekrar alt kata indim bodruma inen merdivenlerin yanına bir sehpa daha koyup el fenerini üstüne koydum. bodruma inip ışıkları yaktım kenarda duran ve üstünde değişik tamir aletleri bulunan masayı çekmeye çalıştım böyle olmayacaktı masanın üstünde duran 3 kutuyu indirdim ve alet edabatları da yere koyup masayı tamamen boşalttım.

tekrar çektim ve küçük bodrumun en ortasına getirdiğim uzun masayla sanki odayı ikiye bölmüştüm merdivenlerden inince ikiye bölünen odanın sol tarafına geçişi rahatlatmak için masayı merdivenlerin aksi yönüne doğru biraz daha ittim ?: heh şimdi daha iyi oldu. aletlerin bulunduğu karışık alandan bir çekiç alıp başı merdivenlere bakacak şekilde ve sapının ucunu ise masadan boşluğa bırakarak dengede durmasını sağladım. merdivenlerden inildiğinde hemen sol tarafta olan dolabın en üst kısmında duran ve pille çalışan lambayı aldım ve onu ikiye ayrılan odanın sol tarafında ve odanın köşesinde bulunan dolabın en üstüne koydum. iki kat çıkıp odama tekrar ulaştım şarj da olan telefonu açtığımda whatsapp tan bir bildirim olduğunu gördüm. x in bana yarım saat sonra orda olacağını ve bu mesajı 9 dakika önce attığını gördüm.


%70 dolan telefonu aldım ve soliyi aradım. bana yardım etmesi ve 1 saate burada olması gerektiğini söylecektim ki. hayatım boyunca ara sıra duyduğum aradığınız kişiye ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz diyen kadın bu sefer böyle bir numara bulunmamaktadır diyerek bir zamanlar soliye yaptığım şok etkisinin aynısını yaşamamı sağladı. buda neydi böyle bunu söyleyen kadına ve bunu duyan kulaklarıma inanmak istemiyordum. 2 3 dakika düşündüm fakat aklıma hiç bir şey gelmiyordu. yapmam gerekenin ne olduğunu bilmiyordum şok geçirmiştim. ?:kuzenini ara... tekrar rehberi açıp kuzenimi aradım. 3.çalmada açtı alo +alo kuzen evdemisin. evdeydi yalnızdı canı sıkılıyor du biliyordum ama yinede soruyordum. +evdeyim cla hayırdır. istersen 45 dakkaya burda ol. arabayla evin önüne geldiğinde beni ara. sana bir süprizim var. +ne süprizi gecenin o vakti. istersen gelme bu süprizi kaçırdığına çok üzülmek istiyosan tabi. artık kesinlikle gelecekti.


telefonu cebime attım elime 4 tane içi dolu 180 mlitrelik yağlı boya şişesi aldım. ardından kitaplığa ilerleyerek bluetooth ile çalışan güç lü bir okadarda küçük hoparlör ü koltuk altıma yerleştirdim . salona doğru inerken aklımda hep soli vardı. pes açık bir şekilde hazır bekleyen televizyonun altında bulunan 4 çekmeceye sahip üniteye telefonu hoparlör e bluetooth ile bağladıktan sonra müziklerden no woman no cry şarkısını açtım ve elimdeki 4 yağlı boya şişesini iki cebime eşit şekilde paylaştırıp mutfağın kilerine doğru yöneldim.

artık hızlı olmalıydım her an x gelebilir zile basabilirdi. kilerden cuma günü aldığım şeffaf büyük naylonu ikiye ayrılan bodrumun sol tarafına uzunca serdim artık oradan yürüdüğümde ayak seslerim haşırtılı bir biçim de çıkacaktı. yağlı boyaları ise sağda çekicin durduğu masanın üzerine yerleştirdim ardından burada muhafaza ettiğim 35-52 resim kağıtlarımdan bir tane çıkarıp yağlı boyaların hemen yanına koydum. kapının arkasında asılı olan ipi ise naylonun hemen yanına yere bıraktım. bodrumdan yani bu küçük odadan yukarı doğru çıkarken durdum ve gerektiği zaman göz yuvasının üstünü tamamen ve sıkıca örtebilen göz kapağımı kapattım. arkamı döndüm bir kaç saniye sonra açtım ardından beynimin kontrolleriyle göz bebeğimi haraket ettirerek etrafıma baktım. tek bir hata bile göremiyordum herşey kusursuzdu. •belki bu odada kusursuz evet ama başka odalar..
yukarya çıktım salonda devam eden bob marley yin güzel sesinin eşliğinde bir süre koltukta bekledim. hafif uyuklarken şarkının bittğini hissettim. müziklerden listeyi açtım. yukarıda bulunan karışık oynat yazısına tıkladım ve x i beklemeye başladım çok geçmeden kapı çaldı sakin adımlarla kapıya yaklaştım ve kim o diye klagib bir soru sordum benim diyerek gayet yaratıcı bir cevap verdi kapıyı açtım. yağmurdan baya ıslanmıştı gel dostum hasta olma . sen içeriye geç hemen geliyorum.
dışarıya çıktım yağmur şiddetini arttırmıştı. burada 48 metre boyunca devam eden bu yolun kenarında aynı bizim evler gibi küçük dubleks ama her biri farklı yapıtlar vardı bu yola girişte ise sadece girişi gözetleyen bir güvenlik kamerası olduğundan oraya doğru hızlıca koştum. girişe ulaştım annem ve babam gittikten hemen sonra kırdığım güvenlik kamerasını tekrar kontrol ettim yeşil bir ışık yanmıyordu hatta hiçbir ışık yanmıyordu emin oldum ve evin yolunu tekrar tuttum. ıçeriye girdim arkadaşım ıçeride oturuyordu beni görünce hafiften gül. hemen geliyorum dostum diyerek dejavu yaşadığımı hissettim. yukarıya çıktım odamın hemen karşısında bulunan annem ve babamın odasına yani bed rooma girdim. odamda kendime ait küçük bir dolap vardı ama giysiler tişörtler gömlekler paltolar daha birçok şey odamdaki bu küçük dolap'a sığmayacağı ıçin bir takım kıyafetlerimi yatak odasında bulunan ve 1 bölmesi bana ait olan bu 3 bölmeli dolap'a koymuştum. içinden 2 tişört 2 pijama alıp aşağıya indim.

ıslanan x bana bakıp ne kadar düşünceli bir çoçuk diye içinden söylediğine emindim. aldığım kıyafetlerden iki parça uzattım ve ilerideki odada giyebileceğini söyledim. 2 dakika sonra geldi. boylarımız ve kilolarımız birbirine yakın olduğu için bir sorun oluşmamıştı. oturduk ve. yiyecekleri açtık. o ilk cipse daldı ben ise biskremi zevk alarak yiyordum. biraz yedikten sonra maç yapmaya başladık. klagib takımlardan barcelonayı almıştı. karşısındada real madrid gibi güçlü bir rakip vardı. telefondan açtığım müzik evin her odasından duyulacak biçimde gürültülüydü ayrıca maçın keyfi daha çok çıkıyordu. . 0-0 devam ederken maçın 47. dakikasında oyunu durdurdum ve x'e döndüm.

kanka ben bi tuvalete gideyim ya. +tamam tamam bekliyorum ben. olum biskreme elini sürmemişsin. +ben hiç sevmem bunu midemi bulandırır... çok sinirlendim biskrem sevilmeyecek bir atıştırmalık değildi zorlada olsa güldüm. müziği kısma la sıçarken duymak istiyorum en sevdiğim müzik bu çünki. güldürdüm onu tamam dedi. arkamı dönüp bodruma doğru ilerledim. merdivenlerin başındaki sehpadan el fenerini aldım ve merdivenleri sakin adımlarla indim. bodrumun ışığını açmadan el feneri ile odayı ikiye bölen masanın sağından ilerledim. tam karşımdaki duvarda duran şartellerden doğru olanları indirdim ve evdeki tüm odaların elektriğini kestim. el fenerini açtım ışık gelen tarafı elime tuttum elimi ise belimi kırmadan en aşağıya doğru indirdim. böylelikle düşük ışıkta merdivenleri görecektim. x ise burdan gelen aydınlığı oturduğu yerden farkedemeyecekti.


az ilerideki tuvalete girmeden x e ordan çıkıyormuş hissiyatı vermek için elektrik gittikten tam 7 saniye sonra bağırdım. noldu laaan. 7 saniyelik sürede karanlıktan kalkıp pencereye yönelip kapalı perdeleri açıp dışarı bakması imkansızdı. zaten kim elektrik gidince acaba şartellermi indi diye düşünürdü. tamam belki sonradan acaba tek bizde mi gitti diye düşünürler asansörün ışığına yada dışarıdaki dairelerin ışığına bakarlardı.ama bu düşünce ilk 1 dakika içinde gelmezdi. +elektrik gitti galiba amk.. neyseki sadece işeyip çıktım olum diye bağırdım onu güldürmeyi başarmıştım. çook korkuyorum amk el feneri alıp geliyorum... içimde en ufak bir korku yoktu karanlığa çok alışmıştım.


elimdeki el feneriyle bekledim. bir süre sonra durduğum yerde tıkırtılar çıkardım. içeride sessiz yeni bir şarkı çalmaya başlamıştı belki bu tıkırtıları duymaya bilirdi ama duyarsa el feneri aradığımı anlamalıydı. az sonra bulldum diye bağırdım. onun yanına giderken içeriden gelen güçsüz ışık yürüdüğüm kısa koridorun sol tarafına yansımıştı. iki üç adım sonra sağa dönüp xi gördüm telefonun ekranını ters çevirip flaştan çıkan ışığı tavana yönlendirmiş geniş salonu çok az da olsa aydınlatmıştı. etrafa bakınıyordu ardından beni elimde el feneri ile görüp gülmeye başladı. +kanka telefonları unuttun galiba. olum çok korkarım ben karanlıktan ne yapacağız.. +lan nesinden korkuyosun gel otur. yok ne olur benle gelde bodrumda bi lamba var baya iyi aydınlatıyor onu alalım. çok korkuyorum olum kabus görüyorum. onu benimle gelmesine ikna ettim. telefonu aldı ve ayağı kalktı. +bodrum nerede? gel ama ilk sen ineceksin korkuyorum..

tamam lan korkak velet dedi. gülerek beni takip etti merdivenin başına geldik. ilk basamaktan inmeye başladı o indikçe ben mutlu olmuyordum ama içimdeki hissin neşesi yerindeydi. o indikçe daha karanlık olacaktı hertaraf ama içimdeki his bir mağranın içinde beyaz ışığa yürüyordu. o indikçe ben ağlıyordum içimdeki his ise dışarı çıkmak istiyordu. nerde kanka dedi sol taraftan dedim masanın yanından geçti. haşırtı sesleri duyuyordum artık şeffaf naylonun üstündeydi. bunun niye burda olduğunu sordu. tavan su akıtıyordu babam koymuş herhalde diyerek geçiştirdim. ve ekledim bak şu köşedeki dolabın üstünde. +tamam gördüm.
oraya doğru ilerledi. içeride ise çok kısık sesle benim en sevdiğim şarkılardan biri olan eminem-phanemol çalıyordu.. dolaba yaklaştı. bana arkası dönüktü savunmasız ve tam karşımda pille çalışan lambaya ulaşa bilmek için parmaklarının ucunda duruyordu. sağ elimle çekicin boşlukta olan tahta kısmını kavradım böylelikle kaldırırken ses çıkmayacaktı. bu yaptıklarımdan sonra hayatım tamamem değişecekti. zaten eski cla kaç aydır yoktu fakat bundan sonra tamamen bambaşka bir cla olacaktı. ?: sana vurduğu yumruğu düşün. yağmuru elinden aldı onun önünde rezil oldun. arkadaş olabilmek için kendini küçük düşürdün ezik rolü oynadın. şimdi onu daha savunmasız hale getir ve son bir kaç cümleni söyle. sağ elimin avucuna sapını kavradığım çekici aldım ve karşımda ayak uçlarında duran bu insan evladının bana göre sağ taraftaki bacağının masaya bakan diz bölgesine tüm gücümle vurdum. sağ bacağı diz tarafından sol bacağına doğru kırıldı ama kanamamıştı. çekicin baş kısmını merdivene bakacak şekilde ayarlamıştım yani x in dizine çekicin sivri olmayan tarafıyla vurmuştum. bu şiddetle dizi ezilmiişti ve tabikide kıvrılmış. büyük bir ahla bağırdı acıdan konuşamıyor yerinde duramıyor ve ağlıyordu ayrıca şuan kırılan bacağının üstüne oturuyordu. gerçekten çok acı verici bir olaydı. çok şiddetli bağırıyordu neyseki ünitede duran kuvvetli hoparlör bu bağırışmaların dışarıya gitmesini engelliyordu. ona doğru eğildim. alev fışkıran gözlerimle teması, acıdan dolayı pek kuramıyordu.
bu kırılan kemik biskremi sevmediğin için. iki kişi olduğun halde beni dövüp yağmuru elimden almanın hakkınıda ölerek ödeyeceksin. o nun yerinde olmak istemezdim kırılmış bir yerin acısını çok iyi bilirdim çünkü.. masaya koyduğum çekici tekrar aldım ve dolaba belini vermiş kıvranarak oturan x e doğrulttum elveda dostum. havaya kaldırdım ve son gücümle sivri kısmını kafasını delmek için hamlemi yaptım... + hayırııırrrrrrrrrr... --- ... karanlıkta yerin 2,3. metre altında ağlayarak sigaramı içiyordum. toparlandım kuzenimin gelmesine az kalmıştı.

şartelleri tekrar yukarı kaldırıp evi aydınlattım. bodrumun ışığını açtım ve x i ışıkla beraber daha ayrıntılı gördüm. çok güçlü vurmuştum kafasının içine giren çekiçle birlikte dolaba dayanmış haraketsizce yatıyordu. annemin deterjana elini vurmamak için aldığı ama pek kullanmadığı hastanelerdekini andıran eldivenler xin kafasındaki çekicin baktığı ve pilli lambanın eski yerinin aşağısındaki dolaptaydı. 4 adet çıkardım 4 ünde masanın üstüne koydum. yukarıya çıktım telefondan bluetooth bağlantısını kesip müzikleri kapattım. hoparlörden çıkan yeşil ışığıda yandaki küçük düğmeye basarak söndürdüm. az önce x in keyifle oturduğu koltuğa oturup pes oynamaya devam ettim. bir an kuzenimi hatırladım 2 3 dakika sonra pesi kaldırdım ve televizyondan power fmi son seste dinlemeye başladım. her an gelebilirdi. telefonu cebime koydum tekrardan xin koltuğuna oturup beklemeye başladım.


zaaaat zaaattt. ?: tırla gelmiş sanki pekekent tırla gelmiş sanki pekekent duyduk tan sonra telefonu açıp video kaydına aldım cebime koydum. kapıyı açtım ve sakin bir şekilde kuzenimin yanına gidiyordum. bir yandan da üstümde kan olup olmadığını çaktırmadan bakıyordum. neyseki temizdi. camdan ona baktım. +hayırdır sesleri duyuyormusun +şarkı çalıyor ne olmuş yani kızlar bekliyor gel. gözleri fal taşı gibi açıldı. +ciddimisin lan he he gel hadi. ..kapıdan girdik. kızları göremediği için yüzü değişik bir hal aldı kandırmadım gel bodrumdalar. onun ilk inmesi için elimle önden buyurmasını istedim. bir kaç basamak sonra x i o halde görecekti sonuçta bodrumun ışığı açıktı. görmeden önceki 1 saniyede elimi beline yavaşça dokundurup ittim. yere bağırarak düştü. ben ise telefonumda açık olan video kaydının kadrajına kuzenim ve xi aldım. hemen sonra ayağa kalkan kuzen xi gördü ve bembeyaz oldu baya korktu bağıradamdı bile.ben ise çok sakin bir şekilde videoyu kaydettim. elimdeki telefonun ekranını donmuş vaziyette olan kuzenime gösterdim. eğer bana yardım etmezsen videoları polise veririm ikimizde uzunca süre hapisten çıkamayız.
yardım etmekten başka hiç bir şansı yoktu hiç konuşmuyor sadece komutlarımı yerine getiriyordu. eldivenleri tak eline +... ikimizde masadaki eldivenleri taktık. ölü bedeni elleri titreyen kuzenimle birlikte kaldırdık ve naylona düz bir şekilde yatırdık. ben kilere koşup 4 naylon daha getirdim. kafasından çekici naylona basmadan kaldırdım bu geniş naylon ve dolap hariç hiç bir yerde kan yoktu. çekici başka bir naylona sardım ve orda bulduğum poşetin üstüne koydum. ölü bedenini ise geriye kalan 3 büyük naylonla sardım hava almayacak şekilde boynundan ve ayak bileklerinden sıkıca bağladım. okadar sıkı sarmıştım ki vücut hatları belli olan bir naylonman gibi karşımda yatıyordu. kafasına baya zaman harcamıştım. taşıdığımızda artık o bölgeden kan dökülmeyecekti. tabiki kapanan telefonunuda naylonun içine x in yanına koymuştum.

ben bütün bunları yaparken kuzenim içten içe ağlıyor bana yardım etmiyordu. anne ve babam aklıma geldi onların erken gelme ihtimaline karşı kan olmuş eldivenimi çıkartıp çekicin olduğu poşete attıım. arkadaşımı eve bırakıp döneceğim haberiniz olsun gönderilen :annem - babişkom cesedi tek başıma yukarı çıkarıp kapının önüne koydum. banyodan hypo isimli çamaşır suyunu alıp bodruma tekrar dönerken kuzenimin elini yüzünü yıkadığını gördüm. eldivenlerini çöpe atma cesedin üstüne bırak +... belki oradan kaçma ihtimaline karşı kapıyı içten kitleyip anahtarı cebime koydum. hemen içeri geçip televizyonunun sesini kıstım artık dışarıdan gelip geçenler duymayacaktı. mutfağa yöneldim kağıt havlu rulosunu aldım bir kaç bez daha alıp bodruma tekrar yöneldim. yeni bir eldiven giyip ilk başta kağıt havlular ile nemi aldım ve çöpe attım geri dönüşümsüz bezlerlerle ise çamaşır suyu eşliğinde dolabı ve altını tamamen kandan arındırdım. eldivenleri ve bezleri çekiçin bulunduğu poşete attım. bir koşu odama gidip bir fırça aldım ve 16 saniye önce bulunduğum konuma tekrar ulaştım


ben bütün bunları yaparken kuzenim içten içe ağlıyor bana yardım etmiyordu. anne ve babam aklıma geldi onların erken gelme ihtimaline karşı kan olmuş eldivenimi çıkartıp çekicin olduğu poşete attıım. arkadaşımı eve bırakıp döneceğim haberiniz olsun gönderilen :annem - babişkom cesedi tek başıma yukarı çıkarıp kapının önüne koydum. banyodan hypo isimli çamaşır suyunu alıp bodruma tekrar dönerken kuzenimin elini yüzünü yıkadığını gördüm. eldivenlerini çöpe atma cesedin üstüne bırak +... belki oradan kaçma ihtimaline karşı kapıyı içten kitleyip anahtarı cebime koydum. hemen içeri geçip televizyonunun sesini kıstım artık dışarıdan gelip geçenler duymayacaktı. mutfağa yöneldim kağıt havlu rulosunu aldım bir kaç bez daha alıp bodruma tekrar yöneldim. yeni bir eldiven giyip ilk başta kağıt havlular ile nemi aldım ve çöpe attım geri dönüşümsüz bezlerlerle ise çamaşır suyu eşliğinde dolabı ve altını tamamen kandan arındırdım. eldivenleri ve bezleri çekiçin bulunduğu poşete attım. bir koşu odama gidip bir fırça aldım ve 16 saniye önce bulunduğum konuma tekrar ulaştım.

odayı ikiye bölen masayı az önce burada can veren x in olduğu kısma getirdim yağlı boyalara baktım içlerinden turuncu olanını alıp kanların en üst mesafeye çıktığı yeri hatırladım. galiba şurasıydı diyerek dolabın o kısmından aşağıya döktüm. içinde 19 mililitre kalan yağlı boyayıda döktüğüm yer hizasında dolap ve masa arasında yatay bir şekilde yatırdım ve ona devrilme süsü verdim. masaya geçip yağlı boyalarla kağıda o uçsuz bucaksız sarmaşıkları aklımda kaldığı kadarıyla çizmeye başladım. 1-2 dakika sonra bırakıp az önce getirdiğim hypo isimli çamaşır suyunu ve rulo kağıdı aldım yukarı doğru çıktım. mutfağa girdim ruloyu bıraktım. banyoya doğru yönelirken içeriye göz süzerek baktım. kimse yoktu hypo yu koymaya giderken kuzenime bağırdım. nerdesin!!! +... banyodan tekrar çıktım. yine bağırdım. ozaman polise gidiyordum. +burdayım huur seni

gerizekalı televizyon ünitesine yaslanmış müzik eşliğinde etrafı izliyordu. cesedin üstüne baktım neyseki eldivenler oradaydı. benimle gel acilen. +... e ne yapalım 8-9 yıl yatarız. içinden sinirlenerek benim yanıma doğru geldi. ama beni bu haliyle güldürüyordu. takip etmesini söyleyip tekrar bodruma indik. burnuna hangi kokular geliyor. +tam anlayamadım çamaşır suyu ilginç bir koku daha anlayamıyorum. yağlı boya çamaşır suyunun kokusunu yenememiştim. bir sigara yaktım ve içtim. oda birşey söylemeden yukarıya çıkmıştı bile. oda parfümünden başka bir çözüm yoktu. banyodan aldım ve bodrumda sıktım. sigara oda parfümü, yağlı boya, ve hypo karışmıştı. risk almaya değerdi. zaten annem gil gelince hemen bodrumamı ineceklerdi ki onlar işlerini yatak odasında hallediyorlardı. dolaptan 4 eldiven daha alıp cebime attım. çekiç ve birkaç eldivenin bulunduğu poşeti aldım yürürken arkama bir kez daha baktım. iyi bir iş çıkar mıştım herşey yolundaydı. ışığı kapatmadan yukarıya çıktım. cesedin üstündeki eldivenleride poşete deliksiz soktum. ağzını sıkıca bağladım onuda cesedin yanına koydum. ardından lavaboya elimi yıkamaya gittim.

ah gerizekalı kuzen diye kendi kendime söylendim. eldivenleri buraya bırakmıştı bu sayede buraya kan bulaştırmıştı. elime biraz su alıp o bölge döktüm ve elimle lavaboya doğru ittim bir kaç haraketten sonra tamamen gitmişti. yandaki bir kaç yaprak peçeteyle kuruladıktan sonra elimi yıkayıp salona döndüm. artık çıkma vakti gelmişti. geniş bir poşet alıp x in kıyafetlerini içine koydum. ahh nerdeyse unutuyordum bodrumdan küçük bir balta ve uzunca bir kürek alıp yukarıya çıktım. hadi artık gidiyoruz sokaktan birileri geçiyormu bak sen. yürüdü.. +yok serbest. 5-6 adımda üstümdeki cesetle kapıya vardım. kapıyı niye açmıyorsun dıbınakodumun salağı... bu küfürü çok seviyorum. unutmuşum dedi ve yanıma gelerek arka kapıyı açtı. yatay bir şekilde yatırdım. içeriden iki poşet daha alıp onlarıda arabaya attım. beni burda bekle. +... üstümdekileri çıkarıp boş çamaşır makinesi attım. basketbola uygun bir eşofman dırrıinnk. = tişört ve ceket aldım. gelen mesaja baktım. tamam geliriz herhalde 1 saate. gönderen: annem basketbol topumuda alıp kapıyı kitledikten sonra arabaya bindim. marketten 2 adet 5 litrelik marsu aldım.. yakın da hafif eğimli bir dağa topraklı yoldan çıktık. 67 metre ileride kocaman bir orman vardı. ama burada tek bir ağaç yoktu arabanın farı açık halde cesedi çıkardık.

ikimizde eldivenleri taktık. cesedi dik bir şekilde tutmasını söyledim. 5 litrelik suyu üstüne boşalttım ve ellerimle ovaladım her tarafını. kuzen de döktüğüm sudan payını almıştı tabi.. büyük bir delik açtık. iki poşetle birlikte cesedi oraya koyup üstünü kapattık.. toprak ıslak olduğu için kazı kolay olmuştu ama ayakkabılar batmıştı. geriye kalan su bunun içindi zaten. ordan geriye dönüp bir yolun kenarında durduk. indik ve asfaltta ayakkabılarımızı yıkadık çorapları cebimize koyup ayakkabıları bir süre sonra giydik. geriye kalan su ile kürek ve baltayı eskisinden daha temiz hale getirip arabanın bagajına koydum. ... nerdesin oğlum. gönderen: annem

11.30 ta evin önünde kürekleri ve baltayı bahçede bir ağaca dayarken annemin attığı bu mesajı gördüm. eve yeni varmış olmalılardı. içeriye girdim ve salonda olduklarını gördüm. +oğlum yiyorsunuz tamamda niye toplamıyorsunuz. anne çok yorgunum uyucam diyip odama çekildim. yatağıma yattım kuzenimi düşündüm eminim bir kaç gün pek rahat uyuyamayacaktı. sakindim gözlerimi kapattım ve uyudum. eminim bu benim son uykum son karanlığım son yalnızlığım olacaktı. pazar sabahı babamla trt 1 den kovboy izlediğmiz film eşliğinde son kahvaltımı yapıyordum. babam bütün gün evdeydi annemde öyle ailem ile tüm gün vakit geçirebilirdik. ama bunu saat 9.28 sularında duyduğumuz siren sesi izin vermedi annem babam meraklanıp kapıyı açtılar. içlerinde bir kaç sivilin bulunduğu polisler bize doğru geliyorlardı polisler aileme ifadeniz alınacak bizimle gelmeniz gerekiyor dediler. merdivenlerden yukarıya çıktım. odamdan telefonu aldım ve soliyi aradım.. ..böyle bir numara bulunmamaktadır.. hayal kırıklığına uğramıştım yapacak tek şey koşmaktı sadece koşmak. peki nasıl olurda polisler bu eve girebilirdi. kameralar, kazı yaparken beni gören insanlar, kuzenim.. kim söylemiş olabilirdi. belkide x çıkarken arkadaşıma gidiyorum demiş anneside nerde oturuyor bu arkadaşın diye sormuş olabilirdi. sonra oğlunun gece eve dönmediğini farkeden anne polisi aramış ve benim adresimi vermiş olabilirdi. e ozaman polislerin dün gece gelmesi gerekiyordu. kusursuz işlediğim planım düşündüğüm kadar kusursuz değildi. her insan elbetteki bir yerlerde hata yapar yere düşerlerdi. ama önemli olan hatalarından kurtulup hedefinde ilerlemekti. pencereyi açtım. yüksekti mesafeyi artık ölçemiyordum kaç metre olduğunu atlayınca bana ne olacağını bilmiyordum. daha doğrusu hissedemiyordum. mesafeyi azaltmak için ilk başta ellerimle pencereye tutunup ayaklarımı sarkıttım ve kendimi toprak çimen karışımı zemine bıraktım düştüm ve kalktım..


kapıdan koşmaya başladım telefonumu da almamıştım. polis arabalarına ulaşmadan göz ucumla arkaya baktım polisler kapıdaydı hala. kapıdan çıktım iki polis arabasının arasından geçip koşacakken. kapıya gelmeye tenezzül etmeyip arabada oturan sivil bir polis beni gördü. kaçıyorrrr. yönümü değiştirip son hızla koşmaya başladım. hissedebiliyordum annem ve babamın çok şaşırdığını hissedebiliyorum bir polis en önde arkasında 5 polis benim arkamdan koşuyor hissedebiliyorum. çok hızlıydım. kendimi taksiden kaçarken ki gibi hissediyordum. dünya ayaklarımın altından koştuğum yönün aksine. dönüyordu . bana yakın olan polis hızlı koştuğum için bir hayli uzaktaydı. ilerlerken önümdeki polis arabasını gördüm. nalet olsun destek birim çağırmışlardı. sağa döndüm iki şeritli bir yoldan koşmaya başladım. 46 metre sonra karşı şeritten inen bir kaç polisi daha gördüm. karşıdan karşıya geçip üstüme geleceklerdi teslim ol. orda durup teslim olabilirdim. silah onlardaydı güçlü olan onlardı. ama yapmadım ilerideki dönüşten bir kez daha sağa döndüm. artık daha dar bir yerdeydim iki katlı evler vardı yoldan geçmekte olan bir kaç teyzenin gözleri üzerindeydi hızlıca onları geçip devam ettim.


arkamdan polisler geliyordu. daha dar bir yerden devam ettim. ?: 4.39 saniye sonra sol aralıktan bir sivil polis çıkıp silahı sana doğrultucak yerde bir taş göreceksin polisi görmeden hafif sol tarafa dik bir şekilde fırlat. hislerim benimle ilk defa bukadar kesin konuşmuştu. yerden aldığım taşı doğru zamanlamada fırlattım. polis çıkar çıkmaz kafasından vurmuştum. elindeki silah düştü aldım ve onun çıktığı yere girdim. bekledim. az önce geldiğim yerden ayak sesleri gelmeye başladı. yerde yatan polisin üstünden çıkarak gelen iki kişiyi daha indirdim. +teslim ol. az önce taş la vurduğum polisin yönünden gelen bir polis bana teslim ol diyordu. elimdeki silahı aniden çevirip onu vuracaktım. +silahı bırak. ah bu olamaz ... yandan bir polis daha geldi. tek,bir şüpheli haraketimde vurulacaktım. ordamısın. ?: bu durumdan gibsen kurtulamazsın. bir kaç saniyeye karşıdan iki polis daha geldi. .+ellerini ensene koy silahı bırak yere çök. dediklerini harfiyen uyguladım. arkamda 2 ceset vardı. birde x tabiki.. geldi ve kelepçeyi arkadan taktı.

yakalandım ve yeterince zeki olmadığımı anladım daha gizli biri olabilirdim daha hızlı koşabilirdim belki de uçabilirdim tek yapmam gereken yeterince hissetmek ti. zaten herşey başıma bu yüzden gelmemişmiydi?.. lise sona gelmeden yaz tatilinde sırtım ardından kafamı sert bir şekilde yere çarpmıştım. abartıcak birşey vardı kaymıştım fakat yere düşerken ellerimle kendimi yavaşlatma şansım yoktu. sırt üstü düştüm ardından kafam yere çarptı. nefes alamıyordum bağırmak istiyor başaramıyordum eminim sizde hayatınızda bir kere yaşamamış sınıızdır. ayağa kalkamadım zar zor nefes almaya çalışıyordum kimse yoktu olsa bile göremezdim çünkü tam olarak göremiyordumda. her taraf renkliydi ama windows logosundaki renkler dahada ağır basıyordu. önemli birşey olmayacağını düşündüm ama oldu.. 10 katlı bir hastanenin 5. katında durduk. yatıyordum. bu asansörde 4 kişiyle çıktığımı yeni yeni farkettim . sedyedeydim ve itiliyordum. ... beynime aldığım sert darbe sonucu izmire taşınamadık.

şuan makineye bağlıyım bir bitki gibi yaşıyorum. kalbim atıyor. ama konuşamıyorum. nabzıma makinede doktorlar bakabiliyor. ama ben göremiyorum. 5 gündür hastanedeyim annem ve babamı özlemedim çünkü hergün odama girip ağlıyorlar ama ben onlara katılıp ağlayamıyorum. resimde gördüğünüz kişi benim. sağımda soli solumda. ? var. onları seviyorum çünkü 0 dan 5 e 12 saniyelik asansör yolculuğumda beni yanlız bırakmadılar. annem ve babam bu gün bir karar aldılar. artık fişi çekicekler ve makineden kurtulacağım. bir sarmaşık gibi yaşamaktan bıktım mağaradayım ebediyen sonsuzluğa ve aydınlığa ilk adımımı birazdan atacağım. en çok ta 10 yaşımdayken arkadaşının evinde bodrum katında öldürülen abimi özledim. aslında mutluyum kaç yıl aradan sonra onu görmek iyi olucak. galiba hislerim burada bitiyor doktor yanıma geldi. ?: doktor yanıma geldi soli: doktor yanıma geldi. iki dakka susun beyler elini atıp fişi çekecek ve tek kişilik yatakta yatan bu 3 kişiyi az sonra uğurlayacak. anne baba sizin hislerinize sesleniyorum. ikinizide çok özl---








  • 4
    www 12 gün önce
    0
    racooss 12 gün önce
    n lazimsa vereyim. okuyun lütfen
  • 0
    kumrengi 12 gün önce
    vay anasına hikaye güzeldi. kardeşim sen mi yazdın bunu?
    1
    racooss 12 gün önce
    yok alıntı
  • 0
    papaya 12 gün önce
    bazı yerlerini atlayarak okudum ama iyi yazılmış bir hikaye.
  • 3
    oschemat 12 gün önce
    önce uzunluğa baktım belki bakmasam okurdum
    0
    racooss 12 gün önce
    velki de okumaliydin
  • 1
    cambam 12 gün önce
    durumum yoktu ama çabaladım okudum, okumak iyidir okuyun
  • 0
    et2olamayangenc 12 gün önce
    ozet gec pic bu ne
  • 1
    hellomyfriend 12 gün önce
    knk 4 5 paragraf okudum bitmesini bekledim ve sag tarafa bakinca nokta kadar gozuken asagi kaydirma tusunu gorunce vazgectim... ayrica inciden alinti ve alan kisi uye bile degil... eminim sen bile %7.3433392281 ya da fizik ihtimalle %50 okumamisken insanlardan okuma bekliyorsun. zaten okusan o gibik pivikleri tek tek kaldirirdin... ya da cok usengec bir insansin ya da durust.
    0
    racooss 2 gün önce
    puvo ben bunu 2 kez okudum ama ben yazmadım. kopyala yapıştır yaptım ki bunu ilk okuduğumda tek tek yorumlarından toplayıp world belgesine kaydettim. sonra okumanız için buraya attım. onun gibi yorum yorum atsaydım belki de okurdunuz ama emin ol çok uzun değil ve okuduğuna kesinlikle değecek bir şey.
  • 1
    yavuzsultanmehmet 11 gün önce
    okudum beyler. bu senenin nobel ödülüne adayım.
  • 0
    hedap 2 gün önce
    bunu okumaya kalkışmak bile dehşet verici
    0
    racooss 2 gün önce
    bence okumalısın.


popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...

g20 yükleniyor...

g20 yükleniyor...