gece saçlı kız - düşman (bölüm 10)

    13
    utopikbeyin 5.3.2018 16:18

    "dur, dur kızım! ne yapıyorsun?"

    baba, ela'nın odasının kapısında durmuş, ne yapacağını bilemez bir vaziyette endişeli gözlerle kızını izliyordu.

    "yeter artık yeter! bıktım bu hayattan! bıktım her şeyden!"

    ela bir yandan isyan edip bağırırken diğer yandan da odasında eline ne geçerse dağıtıyordu. yatak örtülerini bozmuştu, masasını devirmişti, hatta kütüphanesini süsleyen birkaç parça esyayı da etrafa fırlatmıştı.

    "tamam kızım sakin ol. iyi olacaksın."

    "hayır!"

    ela öyle bir çığlık atmıştı ki gece saçlı kız bir an gerçekten sinir krizi geçirdiğini düşündü.

    baba birkaç adımda kızının yanına geldi. tekerlekli sandalyenin iki tarafını tutup tek dizinin üzerine çöktü.

    "söyle bana güzel kızım. nedir derdin? bir şeye mi kırıldın? söyle bana lütfen."

    ela gözlerinden kıvılcımlar saçarak babasına baktı. babasının sandalyeyi tuttuğu yerin hemen yanından sıkı sıkı tuttu. kendisini bir anda ileriye doğru attı. babasının da bir anlık dikkatsizliği ile ela yere kapaklandı.

    gece saçlı kız şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. nasıl böylesine oynayıp ona değer veren babasının duygularını sömürebiliyordu anlamıyordu.

    adam hızla kızını kaldırırken kapıda bahçivan belirdi.

    "amanın! ela hanım, yine mi? beyim izin verin hemen arabayı hazırlayayım, hastaneye götüreyim."

    "koş çabuk!"

    küçük kızın midesi endişeden düğüm düğüm oldu. iş gittikçe ciddiye biniyordu. sonun kötü bitmemesi için küçük bir dua gönderdi.

    baba kızını kucakladığı gibi aşağıya indi. lazım olur düşüncesiyle kız da hemen tekerlekli sandalyeyi alıp odadan çıktı. asansörü tek başına kullanmayı bilmediği için merdivenleri kullanmak zorunda kaldı. ela'ya yetişmek için seri hareket ederken sandalyeye bir şey olmaması için dikkatini veriyordu.

    baba kızını arabanın arkasına nazikçe koyduktan sonra şoför koltuğuna geçen bahçivana baktı.

    "dikkatli kullan."

    "her zaman beyim."

    gece saçlı kız koşa koşa bahçeyi geçip arabaya yetişti. bahçivan arabadan inip tekerlekli sandalyeyi katlayıp bagaja koydu. küçük kız ela'nın yanına kendini çekerken ela'nın hala inlediğini duyabiliyordu.

    tüm kapılar kapanıp bahçe kapısı açıldığında kız arkasına baktı. baba endişeyle başını kaşıyıp bir o yana bir bu yana yürüyordu.

    "çıktık mı nazif ağabey?"

    "çıktık, çıktık."

    nazif, başındaki bahçivan şapkasını derin bir soluk alarak yan koltuğa atarken ela da yayıldığı yerden doğruldu. gece saçlı kız'ın şaşkın bakışları ikisi arasında gidiyordu. bunu ilk fark eden ela oldu. kahkahası arabanın içinde yankılanırken nazif de ona katıldı.

    "her gün mü yapıyorsunuz bunu?"

    gece saçlı kız, ela'ya baktı. ela'nın kahkahaları derin soluklar ile dinerken gözünden akan bir damla yaşı sildi.

    "hayır tabi ki. ilk kez yaptık. spontane oldu yani."

    kız, nazif'e baktı.

    "peki nazif ağabey'in nereden haberi oldu?"

    nazif dikiz aynasından küçük kıza baktı. uzun süre güneşin altında kaldığını belli eden göz kırışıklıkları tenini süslüyordu.

    "o esnada etrafta birisi yoktu. sence kim?"

    birey'in fazla düşünmesine gerek yoktu. mert.

    "neden böyle bir işe girdin? başına çok büyük belalar gelebilir."

    nazif, seyrek saçlı başını kaşıdı.

    "ela ellerime doğdu. her anında yanındaydım. babası bile benim kadar anı biriktirmemiştir onunla. ela güçlü bir kız. babası onu eve hapsettikçe daha çok yalnızlaşacak. hayata bir yerden tutunmak zorunda ve hayat dört duvarın dışında. güçlü kızlar ayakları üzerinde durabilmeli."

    son cümle kızın tüylerini diken diken etmişti. başka ne söylenebilirdi ki bunun üzerine?

    gece saçlı kız bakışlarını camdan dışarıya çevirdi. bakımlı evler yerini virane evlere bırakıyordu. araba yavaşladı. nazif kapıyı açıp indi. kız da onu takip etti. nazif bagajdan tekerlekli sandalyeyi çıkarıp açtı. ela'yı kucağına alıp sandalyeye oturttu.

    "bir saat sonra yine buradan alacağım sizi tamam mı? dikkatli olun."

    nazif ikisine de göz kırptıktan sonra ela'yı alnından öptü. arabaya binip uzaklaşırken arkasından el salladılar. en sonunda yalnız kalmışlardı.

    etraftan geçen tek tük insan dışında pek kimse yoktu. yerler çok düzgün olmadığı için kız sandalyeyi arkadan sürüyordu. ela'nın meraklı ve keşfetmeye hazır gözleri daima etraftaydı.

    "neler olmuş buralarda böyle?"

    "acı ve yıkım." gece saçlı kız boğazını temizledi. "bir şey sorabilir miyim?"

    "tabi ki."

    "baban neden gelmedi? yani çok endişelendi. bu aşikardı. ama seninle de gelebilirdi. yalanın ortaya çıkar, en sonunda da daha büyük bir azar yiyebilirdin."

    ela kıkırdadı.

    "beni küçümseme. bu planı yapmamın en büyük sebeplerinden biri de babamın evde çıkamaması."

    "nasıl yani?"

    "şöyle ki; sen gelmeden bir-iki gün önce babama askerler tarafından bir şey getirildi. mektup gibi. babam onu okuduğunda yüzü kızarıp bozardı. ben de nezaket'ten rica ettim. gizlice okuyup bana bilgi verdi. bazı nedenlerden ötürü yeni bir emir gelene kadar ev yasağı verilmişti."

    gece saçlı kız kaşlarını çattı.

    "peki nedeni yazıyor muydu?"

    o sırada tekerlekli sandalyenin tekerinden fırlayan küçük bir taş gece saçlı kız'ın koluna çarptı. eliyle acıyan yeri kaşıdı.

    "yazıyorsa da bilmiyorum. nezaket bana bu kadarını söyledi."

    bir süre daha ilerledikten sonra büyük bir ağacın altında durdular. gece saçlı kız, ela'yı ağacın geniş gölgesine koyduktan sonra kendisi de yere oturup bağdaş kurdu. yerde biten birkaç parça çimeni kopardı. ilk konuşan da o oldu.

    "neden ilk geldiğim gün beni istedin?"

    "açık değil mi? babamla o tarz konuşan pek kimse yok. olunca da bırakmıyorum."

    "neden?"

    "menfaatleri uğruna gelen insanların seni üzme ihtimalleri çok yüksek. ama senin gibi insanlar az bulunur. hiçbir menfaatin yok. olduğun gibisin. yalnızca bazen bana gereksiz tavır takınmanı anlamıyorum."

    "ben tavır takınmıyorum."

    "evet takınıyorsun. şu anda olduğu gibi."

    gece saçlı kız cevap vermedi. ela ile gerginlik ortamının bu kadar çabuk olmasına şaşırıyordu. havada asılı kalan kelimelerinin dağılması için konuyu değiştirdi.

    "sen bu gibi yerlerde mi kaldın?"

    gece saçlı kız başını kaldırdı. etraftaki toz duman içinde kalan terk edilmiş evlere baktı. hala yeterince sağlamlardı. güneş bir bulutun ardında kayboldu.

    "daha kötü yerlerdi."

    ela kaşlarını kaldırdı.

    "gerçekten mi? kaç gün kaldın?"

    "beş sene."

    "senin için zor olmalı."

    gece saçlı kız gözlerini devirip başını diğer yana çevirdi. sizi anladığını sanan ancak anlayamayan insanların formalite icabı ezberledikleri ve heybelerinden vakti gelince çıkarıp söyledikleri cümleydi bu. zor kelimesinin anlamını bilen, ancak yaşamamış ela'nın böylesine acıma duygusuyla konuşması sinirini bozmuştu.

    "bana acı diye söylemiyorum. mert yalnız kalmamızı istediği için geldim."

    ela tek kaşını kaldırarak manalı bir ses tonuyla konuştu.

    "demek mert istediği için geldin."

    birey, ela'ya baktı.

    "bu manalı ses tonundan ne anlamalıyım?"

    ela yalancı ilgisizlikle omuzunu silkti.

    "yok ya bir şey demedim."

    yine bir sessizlik oldu. eski bir araba toz kaldırarak yoldan geçti. ela her şeyi deniyordu. gece saçlı kız'ın bir şekilde kendisine açılmasını, her şeyini anlatmasını, böylece arkadaş olabilmeyi istiyordu. ancak bu o kadar zordu ki. kapalı ve kilitli bir kutuydu. anahtarını bulamıyordu. daha derin sorular sormaya karar verdi.

    "bana aileni anlatsana."

    aslında bu soruyu biraz da korkarak sormuştu. gece saçlı kız'ın sağı solu belli olmuyordu. her an ayağa fırlayıp ona bağıracakmış gibi hissediyordu.

    "nesinden bahsedeyim. aile işte."

    birkaç insan sohbet ederek yoldan geçtiler.

    "bir keresinde mert bana bir şey anlatmıştı. hikaye gibi ama daha çok gerçek bir hikaye olduğunu söylemişti. vakti zamanında bir ülke varmış." ela gözlerini uzaklara dikmişti ancak gece saçlı kız'ın dikkatini çektiğinin farkındaydı. "o kadar güzel bir ülkeymiş ki insanlar refah içerisinde yaşar, alışveriş yapar, birbirleriyle tatlı tatlı şakalaşırlarmış. öyle ki diğer ülkeler ona gıpta ile bakarmış. o güzel ülkenin başka güzel ülke ittifakları da varmış."

    "ittifak ne demek?"

    "arkadaşları yani. gel zaman git zaman bu ülke dışarıdan bir şeye ihtiyaç duymuş. aslında her zaman aldıkları bir şeymiş ancak bu sefer her şey farklı olacakmış. bu ve arkadaş ülkelerinini kıskanan diğer ülkeler toplanmışlar ve bir plan yapmışlar. planları oldukça basitmiş. istenilen mal yerine daha zararlı bir malı onlara verip ülkelerini karıştırmak. ancak daha yarı yolda bu plan suya düşmüş. çünkü dost ülkeden geçerken fark edilmiş. bu durum o ülke ve arkadaşlarının daha da sıkı sarılmalarına neden olmuş. diğer ülkeler nefret ve kinlerine devam etmişler ancak taktıları maske yüzünden fark edilmesi imkansızmış.

    "yine başka bir gün bu güzel ülkenin kapıları yabancılara da açılmış. bunu fırsat bile kötü ülkeler hemen ajanlarını yola çıkartmışlar ve diğer giden ülke insanlarına karışmalarını istemişler. ama gel gör ki dost ülke vatandaşları bunları hal ve hareketlerinden hemen tanımış ve kapı dışarı etmişler. kötü ülkeler öfkelerinden kudurmuşlar. dost ülkeler daha da sıkı tutunmuş birbirine. çünkü tek yolun bu olduğunu biliyorlarmış. kötü ülkeler artık apaçık bir şekilde ittifak -arkadaşlık- kurmaya başlamışlar. dost ülkeler ise kendi refahlarını arttırmak için çabalarken bunu fark etmemişler.

    düşman ülkeler artık buna bir çözüm bulmaları gerektiğinin farkındalarmış. çünkü ellerinde ne varsa hepsinin sahibi o iyi ülkelermiş. bu iş son bulmalıymış. nitekim bulmuş da.

    düşman ülkeler en güçlü görünen halkanın aslında en zayıf ve kırılgan halka olduğunu fark etmişler. birbirine sıkı sıkı tutunan ve seven ülkeleri bir bir parçalamak ve parçaladıktan sonra yok etmek en mantıklısı olmuş onlar için.

    "ilk önce haber kanallarına sızmaya başlamışlar. aynı kötü ülkelere ait insanlar, sanki farklı düşünce yapılarına sahiplermişçesine değişik fikirler ortaya atmışlar. ve sahte figüranlar oluşturarak bunları insanların içine atıp ilk tohumu filizlendirmişler. aralarında bu tohumu kabul etmeyenler dışlanmaya başlamış. farklı fikir sahipleri de sürekli bir laf dalaşına, hatta fiziksel kavgaya girişmeye başlamışlar.

    "bu kavgalardan dolayı artık insanlar, refahını yükseltmeye çalışmak yerine dayatmaları yapmaya başlamış. tüm güzellikler, şakalar, kalite unutulup gitmiş. topraklardan artık iyi verim alınamaz, su kaynakları eski gürlüğüne ulaşamaz hale gelmiş. haliyle ticaret düşmüş, refah azalmış.

    "kötü devletlerin hiç aceleri yokmuş. on yıllarca buna devam etmişler. zamanla dereceyi yükseltme kararı almışlar. ülkenin refahı düşünce ve insanlar sürekli kavga içerisinde olunca o ülkelerdeki bazı insanları kendilerine ajan yapmaya başlamışlar. böylece ülkenin en içindeki olaylardan bile haberleri oluyormuş. o olaylara göre kendi adamlarını sanki onlardanmış gibi gönderip karşıt gruplar halinde şiddetli kavgalara sokuyormuş. zamanla o kadar içeriye girmişler ki, kaza süsü verip tek bir ülkenin başkanını öldürmeleri ve kendi adamlarının bu durumu, diğer dost ülke tarafından tutulup yaptığını söylemesi dost ülkeler için son damla olmuş.

    "artık kardeş kardeşi öldürmeye başlamış. kötü ülkeler de arkalarına yaslanıp, bacaklarını uzatıp tüm bunları kederli maskelerinin altındaki sinsi gülümsemeleriyle izlemişler. ama tabi ki hareket etmekten de geri kalmamışlar. o ülkelerin zenginliklerini sanki barış getirecekmiş gibi girip sömürerek kendi zenginliklerine zenginlik katmışlar. ta ki dost ülkeler ölene kadar."

    gece saçlı kız'ın tüyleri diken diken olmuştu. böyle bir hikaye nasıl gerçek olabilirdi diye düşünmekten kendini alamadı, halihazırda o hikayenin bir kahramanı olduğunda bihaberdi.

    "bayağı üzücüymüş."

    "evet."

    gece saçlı kız bir süre düşündü.

    "kardeş kardeşi neden öldürsün ki? benim kardeşim olsa onu tüm kötülüklerden korumaya çalışırdım. saçma bir hikaye."

    "öyle ama işin içine fanatiklik girdi mi her şey değişiyor. bir kitapta okumuştum. şöyle diyordu: fanatiklik ne ölçüde artarsa bilinç seviyesi de o ölçüde azalır."

    "anlamadım."

    "yani diyor ki: bir şeye, bir fikre körü körüne, delicesine, sanki o senin hayatınmış, onunla doğmuşsun gibi bağlanırsan aklın da seninle o ölçüde oynar."

    "kim bir fikre kardeşinden daha çok değer verir ki? saçma bir hikaye."

    ela omuz silkti.

    "valla bana da mert anlattı. gerçek olmama ihtimali gibi gerçek olma ihtimali de var."

    "öyle bir şey olsa bile haberimiz olmaz mıydı? televizyondan falan duyardık."

    ela teleziyonda yalnızca izlediği eğlence programlarını düşündü. ne zaman izlemek için televizyonu açsa karşısında kahkahalar atan, saçma parkurlarda yarışan veya garip hareketler yapan insanlar çıkıyordu. hepsinin tek noktaları eğleniyor gözükmeleriydi.

    "eğer tablonun içerisindeysen tabloda olduğunu bilmezsin."

    "efendim?"

    gece saçlı kız'ın derin düşüncelere dalmış yüzüne baktı ela. ne demişti şimdi o?

    "büyük resme bakmalıyız." gece saçlı kız ayağa kalktı bir anda. etrafını inceledi. ela tedirgin oldu.

    "ne yapıyorsun?"

    "biz bir zamanlar dost ülkelerden biriydik. bizi birbirimize düşürdüler ve sonra bu."

    "ne var ki bunda?"

    "ne mi var? savaş var, açlık var, katliam var, ölüm var. dünya senin o lüks evinden ibaret değil."

    ela sinirlenmişti.

    "evimin konuyla ne alakası var?"

    gece saçlı kız her şeyi şimdi anlıyordu.

    "çok alakası var. neden televizyonda yalnızca eğlence programlarını izliyorsun sanıyorsun? çünkü diğer tüm kanallar silinmiş. ben gerçeğini gördüm o dünyanın. emin ol o kadar eğlenceli değildi."

    "of! kendini bu kadar bilirkişi görmeyi kes. katlanamıyorum. sinirlerimi bozuyorsun."

    "öyle mi? bana bunu söyleyebiliyorsan demek ki sen asıl her şeyi bilensin. peki tamam öyle olsun."

    gece saçlı kız biden yerine oturup sustu. derin bir nefes aldı. ela'dan, onun saçma derecede lüks olan hayatından ve bir parçası olmaktan bıkmıştı. ama asıl bıktığı şey bu gereksiz tavırlarıydı.

    o anda bir fikir geldi aklına. o eve girdiği ilk hafta boyunca sürekli aklında olan ancak gerçekleştiremediği bir fikir. kaçacaktı. şu anda ayağa kalkıp yürümeye başlasa onu tutacak kimse yoktu. ela bu taşlı yolsa sandalyesini itmeye cesaret edemezdi. yere kapaklanırdı. o halde neden duruyordu?

    yavaşça ayağa kalktı. beş yıl boyunca bu tip sokaklarda yaşamıştı. o zaman ailesi vardı ancak tek başına da güçlüydü. kendi tasmasını kendisi taşımak istiyordu. minik adımlar atarak ağaçtan uzaklaşmaya başladı.

    ela'nın sandalyesi, gece saçlı kız'a dönük değildi. o yüzden ayağa kaltığını görmemişti ancak ayaklarının taşların üzerinde çıkardığı sesle sandalyesini ona doğru çevirdi. tüyleri diken diken olmuştu.

    "birey?"

    gece saçlı kız duymazdan geldi. gözleri yaşlarla dolmuştu. nedenini bilmiyordu.

    "birey nereye? hey! beni burada bırakamazsın!"

    bırakırdı. en azından eski gece saçlı kız bırakırdı. şimdiki de bırakyordu ancak hayal ettiği gibi değildi. kalbi acıyordu.

    ela'nın sesi ağlamaklı olmuştu. "birey! lütfen, özür dilerim. beni burada bırakma! birey!"

    bir şey olmazdı. birazdan nazif ağabey gelir onu alır eve götürürdü. kızın da kaçtığını, öldüğünü veya kaybolduğunu söyleyip yaşamına devam ederdi. böylesi en iyisiydi.

    o an duymayı en son isteyeceği o sesi duydu. ela cesaret edip tekerlekli sandalyesini hareket ettirmişti ama sonuç belliydi. yere yüzüstü kapaklanırken acı dolu bir ses çıkardı. gece saçlı kız adımlarını hızlandırdı. gözlerini sımsıkı kapattı. bir yaş yanağından süzüldü.

    "birey! birey, lütfen!"

    sesi gittikçe azaldı. gece saçlı kız binaların arasında kayboldu. bir anda durdu ve sırtını yıkık bir evin duvarına yaslayarak dinlenmeye çalıştı. iki adımda yorulacak bir kız değildi. yalnızca kalbi acıdan yorulmuştu. uzun zamandır sakladığı gözyaşları akarken kendini yavaşça yere bıraktı.

    doğru gelmiyordu. böyle olmamalıydı. bir özgürlük hissi, bir rahatlama hissetmesi gerekiyordu. onun yerine koca bir boşluk ve bu boşluğu dolduracak kadar acı vardı. o anda hemen yanında oturan babasını gördü. bir an gerçek sandı ancak gerçek olamayacak kadar iyi hissettirmişti ona. sevgi dolu o tanıdık ela gözleri görmek daha da ağlatmıştı kızı.

    "bu sen değilsin bebeğim. benim güçlü kızım kaçmaz, savaşır. düşman ülkelerine yenilme kızım. ayağa kalk ve..."

    bir çığlık sesiyle babasının hayaleti yok oldu. hızla gözyaşlarını kurulayıp kendine gelmeye çalıştı. ayağa kalktı. ses tahmin ettiği ancak gerçek olmamasını dilediği yerden geliyordu. ela'dan.

    hiç koşmadığı kadar hızlı koştu. toprak yol toz duman içinde kaldı. yaklaştıkça gördüğü manzara midesini bulandırmış, öfkesini arttırmıştı. birkaç çocuk ela'nın etrafını sarmış, onun engeliyle alay edip fiziksel olarak canını acıtıyorlardı.

    "hey!"

    birey son bir depar atarak oğlanlar ile ela'nın arasına girdi. hiçbir yorgunluk belirtisi yoktu. yalnızca öfke hissediyordu.

    "defolup gidin lan buradan!"

    "yoksa ne olur?"

    ortalarında duran kısa boylu oğlan konuşmuştu. sahte bir kabadayılık vardı üzerinde. diğer ikisi de öylece bakıyordu.

    birey sert bir küfür savurdu. üç oğlan da ilk önce pek umursamasalar da kızın üzerlerine yürümesi ve kararlılığı onları ürkütmüştü. zaten engelli kız da yeterince eğlenceli gelmemişti onlara.

    birkaç adım geri atıp sırtlarını dönüp gittiler. birey hızını alamadı ve yerden aldığı bir taşı ayaklarının dibine gelecek şekilde atıp buradan hızlı gitmelerini belirtti. onlar da buna uydular.

    gece saçlı kız arkasına döndü. ela'nın yüzü çizik içindeydi. elbisesinin açıkta bıraktığı dizi kanıyordu ve kollarında küçük ama derin yaralar oluşmuştu. ağlıyordu. yanına eğildi.

    "ela? iyi misin?"

    "neden gittin?"

    gece saçlı kız'ın canı bir kez daha yanmıştı. ela yara ve acı içerisindeydi. hastaneye götürmesini söylemesi gerekirken neden gittiğini sormuştu. kız, bunun için kendini suçladı.

    "özür dilerim. gitmemeliydim."

    hemen bir şeyler düşünmeye çalıştı. araba yoluna baktı. nazif ağabey'in en zaman geleceğini kestiremiyordu. onu beklemek ela'nın daha fazla acı çekmesi demekti. tekerlekli sandalyesi de kırılmıştı.

    "ela?"

    ela hafifçe başını kaldırdı.

    "şimdi doğrulman gerek. seni sırtıma alacağım. hastaneye götüreceğim, tamam mı?"

    "hayır. eve götür."

    "ama..."

    "eve!"

    gece saçlı kız hızlıca başını salladı. ela'da onun dediğine uyup yavaşça doğruldu.

    "şimdi önüne geçeceğim. kollarını sıkıca boynuma sar. canın biraz yanacak ama sabret tamam mı?"

    ela başını salladı. kollarını sıkıca gece saçlı kız'ın boynuna sarınca, gece saçlı kız da bacaklarından tutup onu sırtına aldı. yüzü şimdiden ter içinde kalmıştı. yavaşça ayağa kalktı. ela göründüğünden daha ağırdı.

    hızlı adımlarla tozlu yolu geçip geldikleri yönden ilerlemeye başladı. adımlarını hızlandırıp, ela'nın acıya tepki sesine göre düzenledi. mümkün olduğunda sarsıntı yaratmadan, en hızlı şekilde gitmeyi planlıyordu.

    sırtında taşıma olayı bir diğer adıyla cezalandırmaydı onun için. her zorlanmada bir günah çıkıyordu. ela'nın bu hale gelmesinin suçu kendisindeydi. eğer o saçma düşünceye kapılmayıp orada kalsaydı şu an her şey çok daha farklı olabilirdi.

    yerleşim yerleri iyileşmeye başlamıştı. sokaktaki insanlar onlara bakıp geçiyorlardı. ancak bazıları kanı fark edip ikinci kez bakıyordu. hepsi buydu. yardıma gelen olmamıştı. gerçi bu, gece saçlı kız'ın işine gelmişti. cezalandırmasını kimse bölmüyordu.

    ela'nın anlattığı hikaye gelmişti aklına. dost olması gereken ülkeler düşman ülkeler tarafından içten fethedilmişti. dost ülkeler kendisi ve ela olurken düşman ülkeler, fikirlerdi. o ana kadar fikirlerin bu kadar tehlikeli olabileceğini farketmemişti.

    gece saçlı kız artık koşmaya başlamıştı. son sokağı da dönünce bu evi bir kez daha göreceğine hiç bu kadar sevinmemişti. ter damlaları alnından aşağıya bir bir akarken büyük kapıyı ayağıyla tekmeledi. kısa süre içerisinde şaşkınlık nidalarıyla nezaket kapıyı açtı.

    "ela hanım? birey! neler oldu böyle? çabuk içeri girin!"

    gece saçlı kız hızlı bir adım atıp bahçeye girdi.

    "babamdan gizle bizi. lütfen." ela'nın sesi oldukça bitkindi.

    "inanmıyorum. neler oldu böyle? ela hanım?"

    bahçeyi hızlıca geçerken nezaket söylenmeye devam ediyordu. eve girmeden önce elini kaldırıp gece saçlı kız'ı durdurdu. endişeli ve korkmuş gözlerle içeriye baktı. asansöre binmek için salonun önünden geçmek gerekiyordu. kimse yoktu.

    gece saçlı kız nefes nefeseydi. kollarını hissetmiyordu. midesi bulanmaya başlamıştı.

    "beni takip edin."

    nezaket'in peşinden girdiler. nezaket hızla asansörü açarken gece saçlı kız hemen içine girdi. kapı kapanana kadar bin tane felaket senaryonu nezaket'in beyninde oynuyordu.

    "hadi çabuk!"

    asansörün kapısı açıldığında ela'nın odasına doğru ilerlediler. odaya girdiklerinde nezaket kapıyı kapattı. gece saçlı kız, ela'yı nazik bir şekilde yatağa koydu. ardından yatağın dibine yorgunlukla çöktü.

    nezaket, ela'nın yanına geldi. elini yaralarına dokundurmaya çekinerek tek tek üzerlerinde dolaştırdı.

    "ah güzelim. neler oldu böyle?"

    "sakın babama..."

    "nezaket!"

    ela, babasının sesiyle olduğu yerde kasıldı. gece saçlı kız da hemen ayağa fırladı. ayak sesleri kapıya yaklaşırken nezaket, ela'ya siper oldu.

    "nezaket? kim..."

    sustu. tek ve kir içindeki kıza bakıp nezaket'e döndü. nezaket'in arkasında yalnızca bacakları görünen kızı vardı. yaraları farketti.

    "nezaket kenara çekil!"

    cümle dudaklarının arasından fısıldar gibi çıkmıştı. nezaket'in başka seçeneği yoktu. kenara çekildi.

    adam, kızının yara bere içindeki vücudunu görünce kan beynine sıçradı. birkaç adımda yanına geldi. ne düşünmüştü veya ne hayal etmişti bilinmez ancak yüzeysel olarak bakınca herkesin aklına gelebilecek şeyi düşünmüştü. nitekim haksız da sayılmazdı.

    gece saçlı kız hazırlıklıydı ancak bu kadarına değildi. adam hiddetle kaldırdığı elini var gücüyle savurduğunda gece saçlı kız tokadın şiddetiyle yere yığıldı. nezaket ağzından çıkan iniltiyi eliyle kapatırken ela, halsiz olarak yattığı yerden hızlıca doğrulup bağırdı.

    "hayır baba! hayır onun suçu yok. hepsi benim hatam."

    baba kızının bu ani çıkışı ile irkildi. hemen yatağının kenarına oturup kızının güzel yüzünü avuçlarına aldı. adamın aturduğu yerde yatak hafifçe eğilmişti.

    "senin iyileşmiş olarak eve gelmen gerekiyordu. bu halde değil."

    "haklısın bana ama hepsi benim suçum. bu evden çıkınca kendimi bir birey gibi hissetmek istedim. bu yüzden evden uzaklaşınca nazif'ten ve birey'den aşağıya inmek istediğimi ve yalnız kalmak istediğimi söyledim. aksi halde ikisini de dışarıya atacaktım. ama işler istediğim gibi gitmedi baba. birkaç çocuk benimle dalga geçti, düştüm." başını çevirip hala yerde duran birey'e baktı. "belki de birey olmasaydı çok daha kötü olacaktı. o üç oğlanı da kovaladı. beni de sırtına alıp buraya getirdi. gerçekten hiçbir suçu yok. yalnızca bana yardım etti."

    adam başını gece saçlı kız'a çevirdi. yaptığı şey için pişman olmuştu. hiçbir şey söylemeden kızını alnından öpüp sinirden kızarmış yüzünü önüne eğdi. bir süre öyle durduktan sonra ayağa kalkıp nezaket'e döndü.

    "ilgilen ela ile. yaraları çok kötü değil ancak iyi dinlensin."

    "peki efendim."

    adam başka hiçbir şey söylemeden odadan çıktı. gece saçlı kız hala öylece duruyordu. ilk kez şiddet görmüştü. kalbi hızlıca atıp derin derin nefesler alırken fiziksel acıdan çok ruhsal acı çektiğini farketti. ela'nın tüm söylediklerini duymuştu. kendi kısmıyla olan yer dışında doğruydu. ama asıl yer de orası değil miydi?

    nezaket'in yanağına değen elini hissetti. başını kaldırıp ona baktı.

    "iyi misin küçüğüm?"

    gece saçlı kız hiçbir şey söylemeden ela'ya baktı. gözleri kıpkırmızıydı ve yüzü oldukça solgundu. gözyaşları arasında gülümsedi ona. gece saçlı kız da ayağa kalktı. ela'nın yatağının kenarına oturdu. ela elini yavaşça kalırıp gece saçlı kız'ın biri diğerinden daha kızarmış olan yanağına götürdü. hafifçe okşarken her şeyin iyi olacağına inandığını belirten bir bakış attı.

    gece saçlı kız'ın cildinde yanma hissi oluşturan ela'nın elini kendi eline aldı. o eli kalbine doğru götürürken başını önüne eğip ağlamaya başladı. acı, tüm vücudunda kolgeziyordu.



  • 1
    orr 5.3.2018 23:56
    0
    utopikbeyin 6.3.2018 06:56
    az önce ne izledim ben?
    0
    orr 6.3.2018 09:29
    ilginç ve rahatsız edici, kabul.
  • 1
    plumerion 6.3.2018 00:54
    vay be... bölüme bak

    yahu (pi: @utopikbeyin) senin bir yazar olmanı çok isterim doğrusu. günde iki bölüm yazmak da fazlasıyla emek gerektiriyor.
    gerçekten çabalıyorsun puvocum, inşallah hedeflerini ve hayallerini gerçekleştirebilirsin.

    ellerinize sağlık √

    0
    utopikbeyin 6.3.2018 06:56
    eyvallah güzel dileklerin için sağolasın. :)
  • 1
    horseman 9.3.2018 18:43
    yazar sen nabtin bi kere de bu kadar müthiş göndermeler mesajlar insanın içine işleyen vurgular verilir mi? çok etkileyiciydi, yavaş yavaş ritmini bulmaya başladınız
    0
    utopikbeyin 9.3.2018 19:07
    çok teşekkür ederim iltifatlarınız çok güzel. :)
    0
    horseman 9.3.2018 19:30
    kalem sizde söz sizde biz bisi yapmıyoruz:d o değil bisi soracam yazarken kafan hiç mi karışmıyor yazar ben okurken arada kaçırdığım oluyor sonra basa alıyorum. bunu yazmak cidden ekstra bi beyin aktivitesi ister tebrik ediyorum seni yazar
    1
    utopikbeyin 9.3.2018 19:40
    hikayenin direk içinde olduğum için hatırlamak çok da zor olmuyor. teşekkür ederim. :)
    0
    horseman 9.3.2018 19:44
    harikulade cevaptı ben teşekkür ederim