7

her şeyin iki ciheti vardır

cenab-ı hakk'ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve onun hesabına bakmak lâzımdır. mana-yı ismiyle ve esbab (sebepler) hesabına bakmak hatadır.
evet her şeyin iki ciheti vardır. bir ciheti hakk'a bakar. diğer ciheti de halka bakar. halka bakan cihet, hakk'a bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında hakk'a bakan cihet-i isnadı (dayandırılan noktayı) gösterecek bir perde gibi olmalıdır. binaenaleyh nimete bakıldığı zaman mün'im (nimet veren) , san'ata bakıldığı zaman sâni' (sanatkar) , esbaba nazar edildiği vakit müessir-i hakikî (hakiki tesir edici) zihne ve fikre gelmelidir.
ve keza nazar ile niyet, mahiyet-i eşyayı (eşyanın mahiyetini) tağyir (değiştirir) eder. günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder. evet niyet âdi (basit) bir hareketi ibadete çevirir. ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalbeder (çevirir) . maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. allah hesabıyla olursa, marifet-i ilahiyedir.

mesnevi-i nuriye
  • 0
    sewo 2 ay önce
    anlamadığım bir şey mevcut.
    son zamanlarda saçma şekilde " rab, kul hakkı ile karşısına geleni af etmez." çıkışları gibi saçma değil mi?
    en büyük günah kuran da " rabbin bir günahı affedemiceğine inanmak" olarak geçen bir dine inanıyoruz. yüce yaratıcının bize emrettiği şey hayatı yaşayıp yargılama sürecini onun mutlak adaletine bırakmak.

    nasıl bir rab'dir ki onun gönderdiği kitapta en büyük günahlardan biri onun herhangi bir günahı affedemiceğini düşünmek olucak ve insanlar kitap yazıp. günah-sevap ve ya cennet-cehennem konularında yorum yapacak.
    bu şirke ortak koşmak değil midir?

    kimse, bak altını çiziyorum. peygamberimiz dahil hiçbir zaat yüce rab dışında cennet- cehennem, günah- sevap konusunda yorum yapamaz. bunun sonucu kendini rab ile ortak görmektir. böyle bir hakkı ne melekler, ne peygamberler sahiptir. örnek verilemez yorum yapılamaz kendi düşünceni söyleyemezsin. bu yapılan eyleme şirk koşmak denir.
    0
    sevde 2 ay önce
    sevgili (pi: @sewo) biraz uzun oldu hakkını helal et :) anladığım kadarıyla demek istediğin kul hakkı hariç her şeyi affeder tam hadis nasıl geçiyor bilmiyorum

    “şu kesin ki: allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama dilediği kimse hakkında, bunun dışındaki diğer günahları affeder. her kim allah’a şirk koşarsa, haktan çok uzağa sapmış olur.” (nisa, 4/116)
    bu ayeti karşılaștırıyorsun. şöyle ki kul hakkını allah affedemez diye bir mana çıkmıyor hadiste aslında kul hakkına girmekten çekinmemiz için uyarıdır.
    necm suresi, ayet 3 ve 4:

    "kişisel arzula­rına göre de konuşmamaktadır. o, kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir."
    ayette belirtildiği gibi efendimiz kendinden konuşmaz ki böyle bir şey en muhal bir seçenektir. düşünsene peygamber ismet sıfatı ile bilinir. yani hâşâ allah hakkında kendinden bir şeyler diyemez ki biz bile herhangi saçma bir düşünce gelince estağfurullah diyip irkiliyoruz. bir peygamber ki allahu tealayı ne çok bilir ve imanı ne kadar güçlüdür bu yönden kendinden konuşamayacağı çok açıktır. uzunca bir yazı olacak ama kardeşim senin bilinçle ve öğrenmek için sorduğunu biliyorum bir kaç kaynak da ekliyorum. ilki yukarı da ayetlerin tefsiri
    ayetlerin tefsiri:  

    3. o, hevâdan (nefsinin arzularına göre) da konuşmuyor. onun konuşması, özellikle kur'ân kelâmını söylemesi kendi görüş ve arzusundan, gönlünün meyli ve ona olan sevdasından kaynaklanmaz. o, öyle sırf kendisine ait bir söyleyiş değildir. şu halde hz. peygamber (asv) ne bir şâirdir, ne de kendi keyf ve arzusuna göre hüküm vermek isteyen ehl-i hevâ (kendi isteğine göre yaşayan)lardandır.

    4. o, yani kur'ân veya onun lafzi söylenişi, ancak bir vahiydir, orada vahyin dışında bir söz yoktur. o, yalnız vahyolunur. yani bunlar ancak, allah tarafından kendisine vahiy ve tebliğ edilmek suretiyle bilinip söylenebilir. bilimsel gerçekler, özellikler, istikbâlin karanlıklarını keşfederek verilecek hükümler ve söylenecek haberler, ancak allah tarafından yapılacak haber verme ve denemeye dayanmaktadır.

    hz. peygamber (s.a.v)'in hiç, ictihâdı ile amel etmediğini ileri süren âlimler, görüşlerine bu âyeti delil getirmektedirler. fakat "allah seni affetsin, niçin onlara izin verdin?" (tevbe, 9/43) gibi âyetler, peygamberin ictihâd yaptığını, ancak isabet etmediğinde, o halde bırakılmayıp vahyile düzeltildiğine işaret etmektedirler. bu âyet de, esas itibariyle kur'ân hakkındadır. ancak hz. peygamber (asv)'in hadislerini de içine almak üzere ifade ettiği mutlak mânâda yorumlandığı takdirde de, âyetin son tarafına dikkat etmek gerekecektir. (bk. kur'an-ı kerim tefsiri, elmalılı m. hamdi yazır)

    kur'an'da değişik vesilelerle ifade edildiği üzere hz. peygamber (asv) bir be­şerdir, ama allah'dan vahiy almaktadır. birinci özelliği onun şahsıyla ilgili bir hu­susu yani asla tanrılaştırılmaması gerektiğini, ikinci özelliği de allah adına bildir­diklerinin sıradan bir insanın sözleri olarak düşünülmeyip lâyık olduğu yerde tu­tulmasının ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. bu âyetlerde de onun pey­gamber olarak tebliğ ettiklerinin kişisel arzularına göre söylenmiş sözler olamaya­cağına bir vurgu yapıldığı görülmektedir. 

    3. âyette "konuşma, söyleme" anlamında bir fiil kullanılmış olmasından hareketle resûlullah (asv)'ın bütün söylediklerinin vahiy olduğu, dolayısıyla herhangi bir konuda ictihad ettiğinin söylenemeyeceği yorumu da yapılmış olmakla beraber, başka deliller bu yorumu çürütmektedir. ayrıca, beşer olarak yani günlük hayatın akışı içinde kişisel düşüncelerini belirt­mek üzere veya (yargıç, devlet başkanı, komutan vb.) değişik sıfatlarla söylediği ve o bağlamda değerlendirilmesi gereken sözlerinin bulunduğu da bilinmektedir. 

    bu âyetlerin asıl konusu hz. muhammed (asv)'in vahiy almasını yani peygamberlik sıfatını inkâr edenlere; onu şair, kâhin vb. sıfatlarla niteleyip kur'an'ı kendisinin uydurduğunu söyleyenlere bir reddiyede bulunmaktır. (taberî, xxvıı, 42; râzî, xxvııı, 281-284) 

    bununla birlikte, bu âyetlerin başka delillerle birlikte değerlendirilmesi sonucunda, resûlullah'ın tebliğ mahiyetinde olmayan söz ve davra­nışlarının da vahyin kontrolü altında bulunduğu ve bir konuda ictihad ettiğinde yanlış sonuca ulaşırsa ona bunun doğrusunun mutlaka bildirildiği anlaşılmaktadır. (bu konularda bilgi için bk. nisa 4/59,105; mâide 5/67; vahyin mahiyeti, çeşitle­ri ve yolları hakkında bk. "tefsire giriş" bölümü, "ı. kur'ân-ı kerîm a)
    sorularlaislamiyet.com/kisisel-arzularina-gore-de-konusmamaktadir-o-kendisine-indirilmis-vahiyden-baska-bir-sey-degildir

    ve ikinci bir alıntım ki bu sitede aklına düşen her türlü soruna cevap bulabilir bulamadıklarını mail ile galiba oluyor sorabiliyosun güvenilir ve itimat ettiğim bir kaynaktır.
    islam kaynaklarından anladığımız kadarıyla:

    - şirk-küfür üzere ölenlerin bu suçları hariç -kul hakkı da dahil olmak üzere- her suç allah tarafından affedilebilir.

    “şu kesin ki: allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama dilediği kimse hakkında, bunun dışındaki diğer günahları affeder. her kim allah’a şirk koşarsa, haktan çok uzağa sapmış olur.”(nisa, 4/116)

    mealindeki ayetinde ifade edilen -şirk hariç- genel af kapsamı, kul hakkını da içine almaktadır.

    ancak ayette, günahların mutlaka affedileceği değil, af kapsamında olup affedilebileceğine işaret edilmiştir.

    ayette meal olarak yer alan “ama dilediği kimse hakkında bunun dışındaki diğer günahları affeder” ifadesi, affın herkes için kesin olduğuna değil, allah’ın dilemesine bağlı olarak, bazı kimselerin ve bazı günahların affına delalet etmektedir.

    - şüphesiz günahların affı, özellikle tövbeye bağlı olarak cereyan etmesi allah’ın bir prensibidir. tövbenin makbul olması durumunda günahların affedileceği hususu, birçok ayet ve hadislerde ifade edilmiştir.

    konuya bu açıdan bakıldığında, kul hakkının affı diğer günahlardan farklı bir özelliğe sahip olduğu anlaşılır. çünkü, kul hakkına taalluk etmeyen günahların tövbesi, pişmanlık, suçu itiraf etmek ve samimi tövbe etmekle gerçekleşebilir. fakat, kul hakkı ayrıca söz konusu hak sahibinin helal etmesi gerekir. bu, oldukça zordur. bu sebeple, kul hakkının affı diğer günahların affından çok daha zorluk göstermektedir.

    nitekim bir hadis rivayetinde günahlar, zulüm kavramıyla üçe ayrılmıştır. konuyu hz. enes (ra) anlatıyor: hz. peygamber (asm) buyurdu ki:

    “zulüm üç çeşittir: allah’ın asla affetmeyeceği zulüm; allah’ın affedeceği zulüm ve allah’ın göz ardı etmeyeceği zulüm."

    a. allah’ın asla affetmeyeceği zulüm, allah’a ortak koşmaktır. çünkü şirk büyük bir zulümdür. (bu durum, şirk üzere ölenler için)

    b.  allah’ın affedeceği zulüm ise, kulların kendileri ile rableri arasında (ki ilişkilerinde) kendilerine yaptıkları zulümdür.

    c. allah’ın göz ardı etmeyeceği zulüm ise,kulların birbirlerine karşı yaptıkları zulümdür ki, haklarını birbirlerine ödetmedikçe onu terk etmeyecektir.” (suyutî, el-camiu’s-sağir, 2/94; mecmau’z-zevaid, h. no:18379)

    diğer bazı rivayetlerde “zulüm” yerine “günah” kavramıyla ifade edilmiştir. (bk. mecau’z-zevaid, h.no:18380)

    - ilgili makale yazarı, bu gibi hadisleri zayıf kabul ettiği için iltifat etmemiştir. 

    ancak, kul hakkıyla ilgili günahların farklı bir duruma sahip olduğu hususu, ehl-i sünnet alimlerinin ittifak ettiği bir konudur.

    hz. ebu hureyre’den nakledilen bir hadis-i şerifte peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:

    “kimin yanında kardeşinin vakar ve onurunu sarsacak cinsten veya kıymeti bulunan bir şeyden zulüm ve haksızlık ile elde edilmiş bir hak varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün, dünyada iken helâlleşsin. yoksa sâlih ameli varsa, haksızlığı kadar alınır, hak sahibine verilir. şayet hasenatı yoksa hak sahibinin günahları alınır, onun üzerine yüklenir.” (buhari, mezalim, 10, rikak, 48)

    bu sahih hadisin ifadeleri, kul hakkının diğer haklardan farklı olduğuna işaret etmektedir.

    “sen, o zalimlerin işlediklerinden, sakın rabbinin habersiz olduğunu zannetme! o, sadece onları, dehşetinden gözlerinin donup kalacağı bir güne ertelemektedir.” (ibrahim, 14/41)

    mealindeki ayetin ifadesinden de kul hakkından ötürü meydana gelen günahların diğerlerinden daha farklı boyutta olduğuna göstermektedir.

    ancak tekrar edelim ki, allah dilerse, kul hakkını da affeder, mazlumu razı ederek hakkından vazgeçmesini sağlar ve hiç kimsenin buna itiraz hakkı da yoktur.


    sorularlaislamiyet.com/allah-dilerse-kul-haklarini-da-affeder-mi
    0
    sewo 2 ay önce
    müşrikler, rab ve peygamber ordusuyla savaştı can aldılar. ancak çoğusu şahitlik edip dine döndü. halid bin velid? tarihin en büyük komutanlarından birisi islamiyet'e geçip din için savaştı.
    ancak öncesinde rabbin yoluna giden insanları savaşta mahvetti.
    ya yanlış biliyorsak yani yanlış çeviri varsa meallerde orada geçen şirk koşan helak olur yerine ölmeden önce bile şirk koşan helak olursa; yüce yaratıcı töbe haşa bu kadar güçsüz mü ona şirk koşanı affetmesin.
    büyüklüğü ve yüceliği o kadar yüce bir rabbin gücü yetmez mi şirk koşmaya asıl bunu düşünmek daha büyük bir günah değil mi? onun gücünü sınamak bir şeyi yapamicağını düşünmek.
    isteği buysa şirk koşanı isteği buysa ömrü boyunca kötülük ve rabbin emirlerinin tersinde hareket edeni tövbe ettiği için affedebilir onun yüce kararı ve hükmü her şeyin üstündedir. ol der ve olur.
    0
    sevde 2 ay önce
    öncelikle sana şunu diyeyim meallerle ilgili olarak ben arapça öğrenmeye başladım 2-3 aydır ama böyle bir dil yapısı yok yani demek istediğim kesinlikle arapça bizim dilimizden çok çok farklı kalıplara giriyor bir kelime en basitinden bir örnek vereyim bir hareke o kelimeyi cümle içinde fail konumundan meful konumuna getiriyor. fail fiili işleyen meful de bundan etkilenen manasında. hele ki fiil kalıplarına girmiyorum bile bir fiili kalıplara sokarak anlamını değiştiriyorsun. ve şu örneği hocamız verdi arapça da atıf harfi var şu an hangi harfti unuttum ama o harf ile başka bir ayete atıf yapılıyor kur'an da ve mana değişiyor genişliyor. yani demek istediğim mealler o kadar kısır ki daha ben bile arapça nın başında biri olarak bunu anlayınca hayrete düştüm. yani meal okumak kur'an okumak asla değil. meal asla kur'anın anlamı olamaz. tefsirler bunun için var. bir tefsir de asla kur'anın tüm manasını içeremez bir ayetin bile bütün manalarına erişemeyiz ancak allahu teala bilir. çok uzattım yine sorduğun soruya gelirsek halid bin velid i örnek vermen çok manidar allah'ım öyle bir şeref vermiş ki o komutana hiçbir savaşta yenilmemiș bir komutan. müslüman olmadan önce de uhud savaşını müşrikler safında kazandı. bir kaynakta söyle geçiyor.

    mühim bir sual:
    fahrü'l-âlemîn ve habib-i rabbü'l-âlemîn hazret-i resul-i ekrem aleyhissalâtü vesselâm'ın sahabelerinin, müşrikîne karşı uhud'un nihayetinde ve huneyn'in bidayetinde mağlubiyetinin hikmeti nedir?
    elcevab:
    müşrikler içinde, o zamanda saff-ı sahabede bulunan ekâbir-i sahabeye (büyük sahabelerden) istikbalde mukabil gelecek hazret-i hâlid gibi çok zâtlar bulunduğundan, şanlı ve şerefli olan istikballeri nokta-i nazarında bütün bütün izzetlerini kırmamak için, hikmet-i ilahiye, hasenat-ı istikbaliyelerinin bir mükâfat-ı muaccelesi olarak mazide onlara vermiş, bütün bütün izzetlerini kırmamış. demek mazideki sahabeler, müstakbeldeki sahabelere karşı mağlub olmuşlar. tâ o müstakbel sahabeler, berk-i süyuf (kılıç korkusu) korkusuyla değil, belki bârika-i hakikat (parıldayan bir hakikat) şevkiyle islâmiyete girsin ve o şehamet-i fıtriyeleri (fıtratlarında bulunan kahramanları) çok zillet çekmesin.
    lemalar

    beni burada en çok etkileyen kısım mazinin sahabeleri gelecekte sahabelere mağlup olmuşlar ve kılıç ile islam'a girmeleri yerine gerçek bir şekilde islam'a girmelerini istemiş allahu teala ki buradan bile anlıyoruz ki tövbe edip islam'a sonradan girenin tüm günahları affedilir. zaten öyle değil mi? öyle olmasa şirk günahı ile cehenneme giderdi herkes çünkü şirk sadece başka bir şeye maddi olarak tapınmak manasına gelmiyor. parayı sever biri onun için her şeyi yapar parası tapındigi olmuştur artık bu en cüzi bir örnek. sorduğun soru ile de ilgili bir yeri sonunda linki ile paylaşıp bitireyim yine aşırı uzun oldu galiba :) yazının okuyarak bir kısmını aldım istersen devamını da okuyabilirsin :)


    hayatı boyunca şirk üzerinde yaşamış ve bu şekilde ölmüş insanların, ebedi olarak cehennemde kalacağı kur'an-ı kerim'de ifade buyurulmuştur. bununla beraber şirke düşüp de daha ölüm kendisine gelmeden iman edip tövbe edenlerin affolunacağı, imanının kabul olacağı kur'an-ı kerim'de bildirilmektedir.

    kur'an-ı kerim'i incelediğimiz zaman, şirke düşen insanların nefislerine tabi olarak tevhide karşı çıkmalarının neticesinde bu duruma düştüklerini görüyoruz. bütün müşrik toplumlarda, genellikle ahlaksızlık, nefis duyguları, zulüm, hırs, azgınlık, taşkınlık ve menfaatperestlik hakimdir.

    şirkin temeli, insanların allah'a tam manasıyle inanmamaları, o'nun emir ve yasaklarına gerektiği gibi uymamaları ve ondan sonra yukarıda arzedilen süfli bir duruma düşmelerine dayanır. bu husus birçok âyette dile getirilmiştir (a'raf, 7/80, 81, 85, 86; yusuf, 12/23, 25, 28, 29, 30, 31, 35; hicr, 15/3 vb).

    kur'an âyetlerinden başka, çeşitli hadislerde ve ilmî eserlerde de şirk konusuna geniş yer verilmiştir. allah'ın birliğine ortak kabul etmek şirk olduğu gibi, kudret ve tasarrufunda o'na ortak kabul etmek de şirktir. şirk'in diğer bir çeşidi de, yalnız allah'tan beklenmesi gereken sonuçları, allah'tan başka güç ve kişilerden beklemektir.

    şirk'in zıddı tevhiddir. o da, allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmekle beraber, o'nun tasarruflarında tek kudret sahibi olduğunu, hüküm ve irâdesinin her şeyin üstünde bulunduğunu kabul etmektir. islâm dininde tevhid esastır. hemen hemen bütün ibâdetlerin ana gayesi çeşitli konularda müslümanların arasında birliği sağlamaktır. dünyanın her yerindeki müslümanların aynı ezanı okumaları, ibadetlerinde aynı kıbleye dönmeleri, tevhidin birer göstergesidir. şirk bunun tam zıddıdır. tevhid'in ana gayesi ve esas hedefi olan allah'ın birliği hususundaki inancı zedelemek, o'na ortak kabul etmek, büyük şirk kabul edilmiştir.

    yüce allah kur'an'da:

    "muhakkak ki şirk büyük bir zulümdür." (lokman, 31/13)
    diye buyurarak, şirki bir zulüm olarak tanıtmıştır. nitekim şirke düşen insan, bu hareketiyle kendi nefsine zulmetmiş olur (el-maverd, en-nuketu ve'l-uyunu, beyrut, 1992, ıv/333). ve yine şirk göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların, maddenin ve hayatın zorunlu olarak teslim olduğu küllî bir kanuna, yani allah'ın tek ilah ve rab olduğu gerçeğine karşı gelinmekle, allah'ın hakkını o'na teslim etmemek bakımından da bir zulümdür. şirk'e düşen insanın kendi şahsına zulmettiğini destekler mahiyetteki diğer bir âyetin meâli şöyledir:

    "allah'a ortak koşmadan, halis olarak allah'ı birleyenler olun. kim allah'a ortak koşarsa, o sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir." (hac, 22/31)
    şirk'e düşen insan o kadar perişan olur ki, yüce allah ile bağları kopar; istikametini şaşırır; iyi ile kötüyü ayırd edemez hale gelir ve kendi öz çocuğunu öldürecek kadar şaşkın bir duruma düşer. onların bu acı hali, kur'an'da şöyle haber verilmiştir:

    "yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi süslü (güzel bir şeymiş gibi) gösterdi ki (böylece) hem kendilerini mahvetsinler hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. allah dileseydi bunu yapamazlardı. o halde onları, uydurduklarıyla baş başa bırak!" (en'am, 6/137).
    yüce allah'ın şirke bakışını ve şirkin kur'an'daki tanımını sergileyen diğer bazı âyetlerin meâli şöyledir:

    "allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz. o'ndan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. kim allah'a ortak koşarsa, büsbütün sapıtmıştır." (nisa, 4/116).

    "onlar (müşrikler, şirk koşanlar insanları) ateşe çağırır. allah ise izniyle cennete (girmeye) ve mağfirete çağırır." (bakara, 2/221)

    "kitâb ehlinden ve (allah'a) şirk koşanlardan kâfir olanlar, cehennem ateşindedirler. orada ebedî kalacaklardır. onlar, halkın en şerlileridir." (beyyine, 98/6).

    sorularlaislamiyet.com/sirk-gunahi-isleyenin-affedilemeyecegi-dogru-mu

    0
    sewo 2 ay önce
    hayatı boyunca şirk üzerinde yaşamış ve bu şekilde ölmüş insanların, ebedi olarak cehennemde kalacağı kur'an-ı kerim'de ifade buyurulmuştur. bununla beraber şirke düşüp de daha ölüm kendisine gelmeden iman edip tövbe edenlerin affolunacağı, imanının kabul olacağı kur'an-ı kerim'de bildirilmektedir.

    saygı değer (pi: @sevde) evet tam bunun üzerinde duruyordum.
    insanlar dinden korkmamalı öyle büyük bir rab var ki karşılarında her günahı affedebilecek güçlükle şirkte koştuysan, hırsızlıkta yaptıysan,zina bile yaptıysan tövbe et. rab tövbe edilince mutlu olur ondan af dilediğimiz ona sığındığımız için ona sığınmaktan korkmamalıyız hep ona koşmalıyız.
    yerin ve göğün yaratıcısı, insanların şahı insanların sultanı yeryüzünün tek hakimi, kaçmayın ondan başka şeylere sığınmayın ve sarılmayın.
    aileye küfür, hırsızlık, zina, namussuzluk, ihanet, kul hakkı ve şirk. bunların hepsini affedebilecek güçte olan bir rab var iken sığınmayın başkalarına beşeri faktörlere tapınmayın. dine sıkı sıkıya bağlanın.

    bu çok değerli zamanını bana ayırdığın için çok teşekkür ederim. çok güzel bir konuşma oldu.
    0
    sevde 2 ay önce
    kesinlikle yazdıkların çok doğru ondan başka kapı yok ki gidelim tej kapımız rabbimizin kapısı ne günaha girsekte tövbe ile o kapıyı çalmak lazım allah bizi tövbemizde samimi olanlardan eylesin ben teşekkür ederim çok güzel oldu gerçekten :)
  • 2
    hedap 2 ay önce
    (pi: müşrikler)
    1
    sewo 2 ay önce
    sen niye reklam yapıyorsun:)
    1
    hedap 2 ay önce
    reklam değil de şimdi mesnevi'nin önsözünden bir cümle paylaşıcam.
    şüphe yok ki mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir... şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır… temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsaade etmezler… mesnevi alemlerin rabbinden inmedir… batıl ne önünden gelebilir, ne de ardından … tanrı onu korur ve gözetir.

    bu önsözden sonra bu mesnevi'nin ne tür bir amaç için yazılmış olabileceğini anlamamak açık ve net fanatikliktir.
    islam'ın bu tür şeylerden arındırılmasi lazım.
    bildiğin allah'ın kelamı diyor kitabı için ne haddine ise.
    ve işte tam da burda devreye bu başlık giriyor.
    araya aracı sokmalar, işte bu kur'an'ın tefsiri onun açıklaması diye hedef şaşırtan açıklamalar.
    halbuki bu kur'an'ın tefsiri değil. bildiğin onun insan eliyle kopyalanmaya ve bunun insanlara yutturulmaya çalışılması.
  • bilgi

    Puiv halkıyla paylaşmak istediğiniz bilgileri burada paylaşabilirsiniz.

    15 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    aydakigunes

  • bu bölüm #sosyal bölümünün alt bölümüdür.
  • puiv kuralları geçerlidir.



    ilgili bölümler;

    kara delik