etiket - inanç (bölüm 8) -son-

    11
    utopikbeyin 23.2.2018 16:34

    kızın yaşadığı bu süreç bir döngü şeklinde birkaç defa daha devam etti. gözleri hafifçe aralandığında kadın yanı başında belirip ilacı tekrar enjekte ediyordu. televizyondaki aynı ses devam ederken tekrar uykuya dalıyordu.

    kız ne hissedeceğini bilemeden uyanıyor, tekrar uyuyordu. ancak bu sefer öyle olmamıştı. başka bir kadın yanı başında dikiliyordu. elindeki şırıngayı seruma enjekte etmek yerine bir anda kızın göğsüne batırıp ilacı boşalttı. kız ani acı karşısında hafifçe irkildi. bir anda enjekte edilen adrenalin ile yattığı yerden gürültülü bir nefesle doğruldu. sesinin çok çıkmaması için kadın eliyle kızın ağzını hemen kapattı.

    "şşt. sessiz ol. fazla vaktim yok. seni hemen uyandırmak için adrenalin enjekte ettim. uzun bir süre kas ağrısı çekebilirsin." kadın, beyaz hemşire kıyafetinin altına sakladığı telefonu kızın yastığının altına soktu. "burak'ın selamı var. bunu izle." kadın, kızın bileğindeki bağlardan birini çözdü ve geldiği hızla odadan çıktı.

    kız bir süre ne olduğunu anlayamadı. nefes nefese kalmış bir halde çevresine baktı. kurtulan eliyle diğer bileğindeki bağı çözdü. ayaklarını yataktan aşağıya sarkıtarak bir süre kendine gelmeyi bekledi. umutlarının tükenmeye başladığı bir anda yüreğinde sevinç kıvılcımları çakmaya başlamıştı. eli hemen yastığının altına gitti ve telefonu aldı. 'oynat' tuşuna bastı. ekranda burak vardı. fısıltıyla konuşuyordu.

    "fazla vaktim yok. beni iyi dinle. bu video eline geçtiyse bil ki ben artık yokum." kız, başını videodan hızla kaldırıp şaşkınlıkla karşısına baktı. tekrar videoya döndüğünde burak tebessüm ediyordu. sarı saçları hiç görmediği kadar dağınıktı. "senin konuşmandan sonra isyanın yanı sıra gizli örgütler kurulmaya başlandı. insanlar bu örgütlenmelerle ayaklanmaya çalışırken sert bir şekilde bastırıldılar ancak çok derin bir yerden bu örgütlenmenin büyük bir devrime dönüşüleceği konuşuluyor.

    "bazı yerlerde seni görmezden gelip sana karşı bir isyan çıkarmış durumdalar. bütün yük omuzlarında kaldı. kusuruma bakma artık. devrimin simgesi sensin.

    "dışarıda hala isyan sürüyor. duvarlar, yollar, tabelalar senin o canlı yayını sabote ettiğin gün söylediğin kelimelerle dolu. tam hayal ettiğin gibi." kız burnunu çekti. görmese bile burak'a tebessüm etti. "ancak asıl iş bundan sonra başlıyor. çocuk hayali kurduğunu biliyorum." burak'ın gözünden bir damla yaş süzüldü. hemen silip burnunu çekti. "bana bakma sen. ağlak oldum şu sıralar. kendin için, çocuğun için, benim için yap bunu. biliyorum çok fazla oluyorum ama lütfen. ismini çok fazla düşünmene gerek yok. sen devrim'sin. bunu o gün yanıma çömeldiğinde ve bana salak olmadığımı söylediğinde anlamıştım. o yüzden kaçmıştım çünkü ben senin kadar güçlü değildim. inan bana sen bunun için doğdun. bizim için." o sırada burak'ın arkasında sert yumruk sesleri gelmeye başladı. burak endişeyle seslere bakıp tekrar kameraya döndü.

    "şimdi beni dinle. o binada senin sözünü dinleyecek en az elli kişi var. onlar seni biliyorlar. sana kendilerini fark ettirecekler ve çıkacaksınız oradan. sokakları kendi gözlerinle göreceksin. iş sende bitiyor devrim. bitir şu işi." dedi ve video bitti.

    kız, artık aşina olduğu televizyonun sesiyle öylece kaldı. gözü yatağının başucundaki komodine gitti. üzerinde yeşil ve kahverengi iki tane toka vardı. yüreğindeki hüzne rağmen hafifçe gülümsedi ve saçlarını ortadan ikiye ayırarak tokalarla topladı. yavaşça oturduğu yerden ayağa kalktı. kapıya doğru bir adım attığı sırada kapı hızla açıldı ve iki polis içeriye girdi. kız endişeyle çevresinde kendisini koruyacak bir şey ararken polislerden biri konuştu.

    "sakin ol! biz senin tarafındayız. seni çıkarmak için geldik."

    "ama..."

    polis hızla kızın kolundan tutup çekti. "oyun falan yok. güven. koş hadi."

    üçü bir arada bomboş koridorlardan koşmaya başladılar. her taraf dağılmış, sanki savaştan çıkılmış gibiydi. kağıtlar dört bir yanda, floresanlar kırılmış bazıları hayatta kalmaya çalışırcasına yanıp sönüyordu. ancak kızı en çok etkileyen insan cesetlerinin olmasıydı. iki polisin arasında koşmaya devam etti.

    "nereye gidiyoruz?"

    "güvenli bir yere."

    bir süre daha karmaşık koridorlardan koştuktan sonra kızın arkasındaki polis bir silah sesiyle yere yığıldı. kızın kısa bir an duraksaması öndeki polisi sinirlendirdi ve kolundan tutup onu daha da hızlandırdı. bir kaç merdivenden indikten sonra kapalı otoparka inmişlerdi.

    boş olan park alanı boyunca koşarken bir anda durmak zorunda kaldılar. karşılarında yaklaşık on tane polis çıkmıştı. kız bir anda bir silahı olmasını istedi ancak yine de baş edemezlerdi. polisle birlikte ters yöne doğru koşmaya başladılar. ancak orası da etten bir duvarla sarılmıştı. dört bir yandan çember içine alınmışlardı. kız endişeyle yanındaki polise baktı. sonuçta onu oradan çıkaran oydu. buradan çıkmanın da bir yolunu biliyor olmalıydı. ancak hiç beklemediği bir şey oldu. polis, gözlerini kızdan ayırmadan silahını başına götürdü.

    "özür dilerim."

    "hayıır! yapm..."

    silahın sesi boş otoparkta yankılandı. polisin cansız bedeni yere yığılırken kız derinden gelen bir çığlık kopararak birkaç adım geriledi. nefes nefeseydi. ağlamak istiyordu ancak adrenalin onu ayakta tutuyordu. başını cesetten kaldırıp çevresini saran cellatlarına çevirdi. her birinin yüzünde nefret ve kin vardı. hepsi etiketlenmişti.

    o sırada çemberin bir sırasında hareketlenme gördü. hızla o tarafa döndüğünde üzerinde takım elbise ve elinde kıza doğrultulmuş olan bir silahla adam çıktı.

    kız oldukça şaşırmıştı. "ne yapıyorsun?"

    adam gülümsedi. "işimi."

    "ama... ama... aynı tarafta olduğumuzu sanıyordum."

    "aynen öyle. sanıyordun. sanmak ile bilmek arasındaki farkı anlayabiliyorsun güzelim değil mi?"

    "neden bunu yapıyorsun?" histerik bir ağlama krizine tutulmuştu. "lütfen. beraber savaşabiliriz. burak lütfen..."

    "burak mı? salak burak mı? ah be tatlım. o çocuk senden kaçtığı anda bitti zaten. hatta onun işini de ben gördüm. beni tanımaman ne kadar acı."

    kızın, gözyaşlarıyla ıslanan yüzü çatıldı. "umut?" o anda gözünde ilkokuldayken öğretmenin etiketlenme sorusuna tam yanıt veren o çocuk belirdi.

    "aynen öyle güzelim. o salağın benim rütbeme gelebileceğini nasıl aklın aldı bilmiyorum. ama şunu söylemeliyim ki seni inandırmam için burak bana aranızda neler geçtiyse anlattı. beyaz odadayken senin hizana gelebilmem için yere çömelmemden anlayabileceğini ummuştum ama hep geç anlayan bir kızdın değil mi?"

    "hayır hayır hayır. bu işte terslik var. sen burak'sın. umut esmerdi." kız bir an gözlerini yere çevirip düşündü. tekrar adama baktığında şüphesi midesini bulandırmıştı. "yoksa?"

    adam kaşlarını kaldırdı. eğlenir gibi bir hali vardı. "evet yoksa ne? hadi ama devrim. yapabilirsin bunu. bil bakalım ben kimim?"

    sonunda anlamıştı. "sen hep umut olarak etiketlenmek istemiştin. ve oldun da değil mi? dışın burak olabilir ama içine umut'u koydun değil mi? ironi olmamış mı?"

    "bilirsin beni. zeka dolu olan her şeyi sevmişimdir. senden de biraz hoşlanmadım değil."

    kız ağlamasını durdurmak istiyordu. cesur davranarak adamın başından beri kendisine doğrulttuğu silaha bir adım yaklaştı. "vur beni. erkeksen vur beni. her şey bitsin. hiçbir zaman iyi olmadım."

    adam kızın söylediği son cümle üzerine manalı bir şekilde baktı. "yoğun istek var değil mi sayın seyirciler."

    adam kolunu kaldırdı ve silahı kızın tam alnına gelecek şekilde doğrulttu. kız titremeye başlamıştı ancak ayakta durabilmeyi başarması adamın hoşuna gitmişti. adam tetiği çektiği anda boş bir tık sesi geldi ve kız nefes nefese yoğun bir enerji boşalması yaşayarak dizlerini üzerine çöktü. silahın içi boştu.

    "cesurluk ile aptallık arasındaki farkı hiçbir zaman anlayamadın." adam bir süre daha kıza bakmaya devam etti. "devrimmiş. işte devrim şimdi yıkıldı." yere çömelerek kızın kulağına eğildi. "odanda seni çok güzel bir film bekliyor. yeni vizyona girmiş. hatta ilk izleyicisi sen olacaksın." ayağa kalktı. "götürün şunu." arkasını döndü. giderken dönmeden seslendi. "ama diğer odaya."

    polisler kızı kaldırdı ve otoparktan çıkararak tekrar binaya girdiler. her zamanki odası yerine başka bir odaya yöneldiler. kız kendinden geçmiş gibiydi. odaya girdiklerinde polis kızı yatağa yatırdı. kız beyaz tavanı bir süre izledikten sonra adamın sesini duydu.

    "ellerini bağlamayın. burası özel bir oda. bak. penceresi bile var."

    kız transta gibiydi. bomboş gözlerle tavana bakmayı sürdürüyordu. adam kızın yüzünü sertçe kendisine doğru çevirdi.

    "ben konuşurken yüzüme bak! anlaşıldı mı?"

    kız gözlerini kocaman açarak korkuyla adama baktı. "an-anlaşıldı."

    "aferin. açın şu televizyonu. izletin bakalım yeni filmimizi."

    polislerden biri televizyonu açtı. kız başını yavaşça kaldırarak kendisine oldukça tanıdık gelen sesleri duyduğu televizyona çevirdi. yeni film olarak anne, baba ve ağabeyinin infaz görüntüleri vardı. herkesin bakışları kıza döndü. kız hiçbir tepki vermemişti. yalnızca nefes alışverişleri sıklaşmıştı. infaz videosu bittiğinde yeniden başlıyordu.

    "hadi çocuklar. kızı yeni filmiyle baş başa bırakalım. biz buradayken tadını çıkartamıyor belli ki."

    adam yüzünde hoşnut bir gülümsemeyle herkesi odadan çıkardı. en son kendisi çıkarken tablosuna bakan bir ressam edasıyla şaheserine baktı. bu iş sandığından da kolay olmuştu. kapıyı sessizce kapattı.

    kız, bir şeylerin farkındaydı. adamın, kızın tarafında olması kurmacaydı. ancak kız, isyanın gerçek olduğunu biliyordu. hatta adam da bunu istemişti. ancak kendi planları için. yönetimi ele geçirmek için. bunu yapmıştı da.

    kız, otoparkta gizlenen kameramanları fark etmişti. isyanın sembolü devrim, halkın üzerinde egemenlik kurmak isteyen adamın önünde diz çöküyordu. tüm televizyonlar, vahşi kısımları kırpılmış şekilde, arka plana yumuşak bir müzikle kızın ağlayarak adama inandığını gösteriyorlardı. böylece inanılan kişi adam olacaktı. ancak hesaba katmadığı bir şey vardı. küçük kız her zaman iyi olacağına inanıyordu ve gözü hala minik bir tebessümle penceredeydi.


  • 1
    horseman 23.2.2018 19:22
    okur böyle sona hazır değildi sayın yazar :d iyi hoş çok güzel süprizlerle etkiledin bizi içine çektin ama mutlu son nerede hani devrimin kazanması gerekmiyor muydu
    1
    utopikbeyin 24.2.2018 00:11
    her şeyi yazmayı sevmem hikayelerimde. belli bir yerden sonrasını okuyucunun hayal gücüne bırakırım. inception misali. :)
    2
    plumerion 24.2.2018 00:33
    hocam , şimdi gel de bu varlığımsının şahdamarını 0.2 saniyede kesip gebertme...

    ulan böyle bir durum olsaydı inanın bunu yapacak olan bizim teşkilatımız olurdu. ülkenin başına geçme isteğim falan yok, ancak onu kesinlikle bulup gebertirdik. hazır ortamı da kaos götürürken. yani bir sınıftan 3 tane yüksek rütbe çıkmış. biz de olurduk bir suikastçi.

    0
    utopikbeyin 24.2.2018 10:56
    ahhaha kesinlikle öyle. :d
  • 2
    plumerion 24.2.2018 00:34 ~ 00:34
    ellerinize sağlık, hikaye gerçekten çok güzeldi. ancak her ne kadar öfke kat sayısını artıran bir son da olsa, realistti.

    keşke biraz olsun ilgi görseydi bu güzel hikayeniz. tebrik ve teşekkür ediyoruz!
    1
    utopikbeyin 24.2.2018 10:55
    kibar sözleriniz için teşekkür ederim beni sevindiriyorsunuz. beğendiğinize sevindim.

    sizler gibi kaliteli okuyucularım olduğu için de kendimi çok kısmetli hissediyorum. kıymetli vaktinizi ayırıp okuduğunuz için asıl ben teşekkür ederim. :)
    0
    plumerion 24.2.2018 15:14
    çizimle aranız nasıldır? şu yaz bir gelse... birlikte bir şeyler yapabiliriz gibi.

    mesela (izin verirseniz) bu 8 bölümlük kısa hikayenizin bir mangasını çizmek gibi.
    0
    utopikbeyin 24.2.2018 15:25
    çizgi roman hiç okumadım. yani arada denk gelince göz atıyordum ancak ben daha çok kendim hayal etmeyi seven bir insanım. lakin çizgi roman yazarlarına da saygım sonsuz çok zor bir iş yapıyorlar.

    çizmeyi severim ancak öyle bir yeteneğim yok. bakarak tıpatıp aynısını yapabilirim. ama sadece bakarak. :) bu teklifiniz de çok hoş. aklımın bir kenarına not ettim. dediğiniz gibi hele bir yaz gelsin, bakalım bir şeyler yapabiliriz belki. :)

    bu arada siz ne iş yapıyorsunuz? okuyor musunuz çalışıyor musunuz? iki tane temel taş okuyucum var ve onları tanımamam ayıp oluyor. :)
    0
    plumerion 24.2.2018 15:56
    üniversite sınavına yeniden hazırlanan bir mezunum.

    bunun dışında fantastik roman yazma girişimindeyim yaklaşık 1.5 yıldır. kısa hikayeler yazarım nadiren, amatörce çizimle ilgilenirim, şimdilik aklımda kurguladığım bir senaryoyu en yakın arkadaşımla birlikte çizerek basit bir manga oluşturmaya çalışıyoruz, bunun dışında geçmişte stratejik kart oyunu gibi fikirlere de giriştik. ancak ne yazık ki bitmek bilmeyen sınavlar ve bu sınavlardan dolayı ailenin neredeyse evlatlıktan reddetme durumuna gelmesiyle birlikte bunların çoğu bir süre daha sadece hayal olarak kalacak gibi...

    gerçekten bu sınavlardan nefret ediyorum. ne kadar nefret ettiğimi kelimelere bile dökemem.
    0
    utopikbeyin 24.2.2018 16:28
    evet, sınavlar ayrı bir dert ama yapacak bir şey yok sistem bu şekilde yapılmış. allah yardımcın olsun. dersini çalış ancak eğlenmeyi de unutma. aileler farkında değiller ancak bir çocuğu ne kadar zorlarsan çocuk o kadar soğuyor. en iyi sen kendini bilirsin. elinden geleni yap gerisini allah'a bırak. :)
  • 0
    aykizi 2.1.2019 17:34
    bazı çevre etiketi gösterge, veya ölçüm değerleri yardımıyla çevresel kirlilik veya enerji tüketimi miktarlarını sayısal olarak ortaya koyarken, bazıları da sürdürülebilirlik veya çevresel etiketlerin azaltılmasına yönelik uygulamalar veya asgari koşullar ile uyumluluk beyan eder.
    0
    horseman 2.1.2019 17:50
    olm sen hasta misin