hikayemsi bi şey

    8
    henrychinaski 1.3.2018 04:39 ~ 12:32
    geceleri telefonu yastığımın altına koymak gibi bir alışkanlığım var. annem hep televizyonda gördüğü, gece uyurken telefonu patladığı için sol gözü kör olan kız haberini hatırlatıp durur. ama yıllardır patlamadıysa, artık patlamaz gibi saçma bir tespit ile annemi olmasa bile kendimi ikna etmeyi başardım. telefonun çalmasıyla yastığım titremeye başladı. hani vardır ya; uyku anında duyulan sesler, rüyayı şekillendirmeye başlar bazen. küçüklüğümden beri ne zaman uyku sırasında dış seslere maruz kalsam, bir anda o seslerle bağlantılı bir rüyanın içinde bulurum kendimi. beyin algıladığı seslerden bir kurgu ve dünya yaratıyor ve insanı ortasına bırakıveriyor. işte o hesap… bu sefer çocuk değilim. ama beyin aynı beyin, yaratıyor kendi kurgusunu bir şekilde. devasa bir vibratörün üzerinde bir kadın görüyorum. kadın aralıklarla titreşen vibratörün üzerinde oturur pozisyonda bana ıspanakta demir olmadığını ve bizi yıllardır kandırdıklarını yönündeki fikirlerini beyan ediyor. arkadan belli belirsiz bir müzik eşlik ediyor dev vibratörlü, ıspanak seven kadına. mekanın neresi olduğunu kestiremiyorum. tanıdık bir yer değil belli ki. sonra yavaş yavaş rüyada olduğumu idrak etmeye başlıyorum. “tamam” diyorum “şimdi anladım. vibratör yalan, kadın yalan, ıspanak olayını bilemem. telefon çalıyor, bu saçma rüya da bu yüzden. şimdi yavaşça bütün bu görüntüden kurtul, gözlerini aç. sonra da telefonu aç ve bitsin bu işkence.dev vibratör ve üzerindeki ıspanak mağduru kadın yavaş yavaş siliniyor ortamdan. gözlerimi aralıyorum. kirpiklerimin arasından ışık süzmesi hücum ediyor korneama. yarı uykulu bir şekilde açıyorum gözlerimi. başucumdaki ağzına kadar izmaritle dolu kül tablasıyla göz göze geliyorum. kül tablası benimle pek ilgilenmiyor. kül tablasının hemen hizasında, arka tarafta açık olan televizyonda bir kadın, elindeki mikrofonu, sözlerinden ıspanak satıcısı olduğu anlaşılan pazarcı abiye uzatmış, ıspanakta demir olmadığının ortaya çıkması sonucu, pazarcı abinin bu konudaki görüşlerini alıyor. “yalan ablacım, ben hem satıyorum hem yiyorum turp gibiyim” gibi bir savunma ile anında çürütüyor pazarcı abi; bu kanıya varmak için kilolarca ıspanağı mundar eden bilim dünyası insanın tezini. telefon hala titriyor. sokuyorum elimi yastığın altına, telefonu çekip çıkartıyorum titreştiği yerden. tanımadığım bir numara ile kısa bir süre bakıştıktan sonra açıyorum telefonu. “iyi günler. ben, bilmem ne şirketinin insan kaynakları bölümünden, bilmem kim. muammer bey ile mi görüşüyorum?” “buyurun benim.” diyorum tok bir sesle. sesimin tok oluşu, sesimin zaten tok oluşundan, ya da karizmatik bir hava kattığını düşünerek, “bundan böyle tok sesle konuşmalıyım” diyerek alınmış bir karardan kaynaklanmıyor; yeni uyandığım zaman tok ses sahibi bir insan oluyorum kısa süreliğine. geceleri içilen haddinden fazla sigaranın yan etkisi olduğuna şüphem yok. sabah kar şı yatıp, ak şama kadar uyuma yeteneğine sahip bir bünye benimkisi. yıllardır ne zaman uyku anında telefonu açsam “yeni mi uyandın sen!?” diye sormaktan usanmıyor annem. buradaki “yeni mi uyandın sen!?” sorusu aslında sıradan bir soru çeşidi gibi görünse de, alt metninde “e şek kadar adam oldun, hala akşamlara kadar yatıyorsun. yaşıtların subay oldu, sen hala bir baltaya sap olamadın!” cümlesini barındırdığını annem de, ben de çok iyi biliyoruz. bir baltaya sap olamama konusu sürekli gündemde zaten, alıştım artık… ama yine de, şimdilerde ne zaman akşam saatlerinde uyurken annem arasa, önce boğazımı temizliyorum ve sanki sabahın köründe uyanmışım da, sap olacak bir balta arayışı içerisindeymişim gibi bir ses tonuyla konuşmaya çabalıyorum. bunu neden yaptı ğımı bilmiyorum. kadının o kadar derdinin, düşüncesinin arasına, benim baltaya sap olamayışım; hatta henüz sapsız bir baltayla oturup, çay içmişliğimin bile olmayışı gerçeğini iliştirip, gereksiz “anneyim ben! çok üzülüyorum bu duruma ” durumunu yaratmak istemeyişimdendir belki de. beni düşünüp de üzülmesin diye. en azından daha fazla üzülmesin diye.. “korlan bey, internetten yapmış olduğunuz iş başvurusu tarafımızca olumlu sonuçlanmıştır. iş arayışınız hala devam ediyorsa, yarın ö ğlen yapılacak mülakatımıza katılıp katılmayacağınızı bilmek isteriz.” diye soruyor telefondaki robotik kadın. bilmek isteriz derken? şirketin çaycısından, sekreterine, genel müdürüne kadar herkes i şi gücü bırakıp, panik havası içerisinde bir odaya topla şıp, telefonun başında, kulaklarını ahizeye dayamış bir vaziyette benim yarın mülakata gelip gelemeyeceğimi merak ediyor olamazlar herhalde. eğer öyleyse kimseyi işinden gücünden ve çayından daha fazla mahrum bırakmak istemem diye düşünerek “tabi ki gelmek isterim” gibisinden bir şeyler söylüyorum. bütün şirket derin bir oh çekiyor. herkes artık benim yarın mülakata katılacağımı bilmenin vermiş oldu ğu rahatlıkla, huzur içerisinde işlerininbaşına dönüyor. telefondaki kadın adresimsi bir şeyler mırıldanmaya başlıyor. kâğıt kalem bulmak için kadından izin istiyorum. “peki” diyor kadın narin bir ses tonuyla “bekliyorum muammer bey.” kadın derin bir of çekip, masasında duran soğumaya yüz tutmuş çayından höpürtülü bir yudum alırken, ben de odada kâğıt ve ona eşlik edecek bir kalem bulabilmek için seferberlik ilan etmiş bulunuyorum. bir süre aradıktan sonra “bulamadınız mı?” diye soruyor telefondaki robotik kadın. sesinden sıkıldığını anlıyorum. “–mak üzereyim hanımefendi, kusura bakmayın.” diyorum. “sorun değil, bekliyorum.” diyor. “yapacağınız işi sikeyim muammer bey” diyecek değil ya, sorun değil diyebiliyor sadece, çünkü vitrinde gördüğü kırmızı ayakkabıları alabilmek için çalışması, çalışması ve daha çok çalı şması gerekiyor. kalemi bulunuyor ama kâğıttan tüm aramalara rağmen bir cevap alınamıyor. “kalem buldum fakat kâğıt bulamıyorum han-fendi” gibi salak bir problemi karşı tarafa yansıtmayı saçma bulduğumdan, bir uzva yazmak üzere istiyorum adresi. kadın açık ve seçik bir şekilde yazdırıyor adresi avucuma. bir de tarif ediyor. “bilmem ne dönercisinin sokağından girince ilk sol. yarın görüşmek üzere, iyi günler dilerim muammer bey.” “tamam” diyorum. “oraları avucumun içi gibi bilirim, iyi çalışmalar.” deyip kapatıyorum telefonu. sol elime yazılı olan adrese bir kez daha bakıyorum. en azından avucumun içi şu saniye biliyor. yatağımın yanında duran boş sigara paketine doğru savuruyorum not elimi. sabaha karşı yatağa girerken, sigaranın dibine darı ekilmiş ve huzur içerisinde uykuya dalı ş durumu olur genelde. uyandığım zamanlarda yine de bi yoklarım yatağımın yanında uzanan boş paketi. dolu olmadığını bilirim ama ısrarcıyımdır. çünkü bazen gözden kaçmış, unutulmuş ya da paketin bir yerine sinsice saklanmış olan bir tek sigara ile kar şılaşmak mümkündür sabahları. elime alıyorum paketi. bir tıkırtı sesi geliyor ama hemen heyecan yapmamak lazım bu durumlarda… çünkü kül tablasına ulaşılamayan zamanlarda, sigara paketin içerisine tükürük enjekte etmek vasıtası ile söndürmek daha kolay oluyor. bunu iyi bildiğim için soğukkanlı davranıyorum. yavaşça aralıyorum sigara paketinin kapa ğını ve gördüklerim karşısında, kızının sene sonu müsameresini izlerken, hem duygulanan, hem gururlanan annenin ki gibi bir heyecan kaplıyor içimi. bir tek sigara, hemen paketin içinde, köşede, asker gibi hazır ol da dikilmiş bana bakıyor. “rahat diye bağırıyorum sigaraya ve çekip kurtarıyorum kendisini bu paket hayatından. dudaklarımın arasına kıstırıyorum. yatağın yanında duran çakmağı alıyorum yerden. üfleyip, püfleyip tozunu savuruyorum odaya. ateşliyorum roketin fitilini ve yayılıyorum yatağa. derin iki nefes çektikten sonra sigaradan, avucumda yazılı olan adrese bakıyorum. işte o an sanki kötü bir haber almışcasına daralıyor içim. canım sıkılıyor aniden. keyfim bir yana, uykum bir yana kaçışıyor. yatağın içinde tarifi inanılmaz bir duyguyla baş başa kalıyorum. sanki yapmamam gereken bir şey yapıyormuşum gibi bir hisse kapılıyorum. yapmayı çok istediklerime sırt çevirmek zorunda kalıp, yapmayı hiç istemediğim bir şey, zorla yaptırılıyormuş gibi. çocukluğumdaki his gibi. sanki arkadaşlarım sokakta mahalle maçı yaparken, evde matematik testi çözüyormuşum gibi.

    metronun merdivenlerinden aydınlığa doğru yükseliyorum. küçükken yürüyen merdivenler çok eğlenceli gelirdi. embesil her çocuk gibi ben de, yürüyen merdivenlerin ters yönüne doğru koşmaya çalışmaktan ve kan ter içinde kalıp, hastalığa davetiye çıkardığımı düşünen annemden dayak yemekten büyük bir zevk duyardım. şimdilerde basamakların sol tarafında dikilip duran insanlar için gerçek anlamda bir nefret duygusu barındırmaya başladım. acelem olduğundan, ya da bir an önce yukarıya çıkmak istediğimden değil; sadece elin oğlu uzaya çıkma noktasına gelmişken, bazı tiplerin sikindirik bir aleti bile doğru dürüst kullanamayışları deli ediyor beni. inatla geçiyorum sol tarafa ve yürümeye başlıyorum yukarıya doğru. sert bir ses tonuyla da müsaade isteyip, taciz ediyorum yürüyen merdiven tecavüzcülerini. yukarı çıkar çıkmaz bir sigara yakıyorum. avucumun içi gibi bilirim dediğim semti aslında hiç bilmediğimi fark edip, birkaç esnafın, sorduğum adres hakkındaki her biri birbirlerinden alakasız duygu ve düşüncelerini aldıktan sonra, zor da olsa buluyorum ismi önemsiz çağrı merkezinin, merkez binasını. binadan içeriye girmeden önce bir sigara daha yakıyorum. yine aynı his geliyor kursağıma. yataktaki hissin aynısı. keyfim kaçıyor. sigaram bitince dalıyorum binadan içeriye. tanımadığım binaların asansörleriyle aram iyi olmadığından tırmanmaya başlıyorum binanın merdivenlerini. bir yandan merdiven ile boğuşurken, bir yandan da “yürüyen merdivenlerin ben götünü yiyim! ” diye geçiriyorum içimden. nefes nefese varıyorum şirketin kapısına. giriyorum içeriye. hemen girişte, bir masada oturmuş telefonla konuşmakta olan genç bir kız karşılıyor beni. şirketin adresini tarif ediyor birilerine, bana yaptı ğı gibi. yanına giderken, telefonla ilişkisine son veriyor. “hoş geldiniz” diyor gülümseyerek. zorlu bir basketbol maçını, son saniye üçlü ğü ile kazandırmış basketçinin, maç biter bitmez elinde mikrofonuyla sahaya dalan muhabirin sorularını yanıtladı ğı gibi bir nefes ritmiyle anlatmaya çalışıyorum derdimi. “beh..i ş..göh..içi…geh..dim” gibi yarım yamalak bir cümle paralıyorum. aslında beynimde bütün olan bir cümleyi, ağız yordamı ile katlediyorum. her ne kadar o sırada “kusura bakmayın hanım efendi, anasının amına ofis yapmışsınız, ben günde iki paket sigara içen adamım, o kadar merdivenden sonra böyle iletişmek zorundayız, idare edin lütfen” demek geçse de içimden, son nefesimi gereksiz cümlelerle harcamamak için, merdiven olayını sineye çekiyorum. kadın benden duydu ğu anlamsız sesleri kafasında anlamlı bir cümle haline getirmi ş olacak ki, elime üzerinde sorular ve nokta noktalar ile dolu cümleler bulunan bir kâğıdı tutuşturup, karşıdaki bir odayı işaret ederek “buyurun bey efendi. şu odada bu formu doldurup bana getirin, arkadaşlar sizi çağıracaklar.” diyerek beni başından ışınlıyor. kafamı sallayarak tamam gibisinden bir işaretle ayrılıyorum kadının yanından. solunum sistemim yavaş yavaş kendisine gelirken, kadının gösterdi ği odadan içeriye giriyorum. uzunca bir masanın etrafında oturup, benim elimde bulunan kağıttan doldurduklarını düşündüğüm bir düzine kafa bana doğru dönüyor aniden. kafaların bu ani dönüşü, sanki bir şey söylemem gerekiyormuş gibi hissettiriyor bana ve fısıltıyla “kolay gelsin” diyorum. fısıltı eşliğinde teşekkür eden kafalar arasından sıyrılarak, kendime oturacak bir yer bulup, önümdeki kağıdı incelemeye başlıyorum. adımı yazıyorum, doğum tarihimi ve bir sürü gereksiz bilgileri yazdıktan sonra, sınav olurmuşcasına bir sessizlikte sorulanlara cevap vermeye çalışıyorum. hobileriniz, i ş deneyimlerim gibi kutucukların içerisine çoğu yalan olmak üzere bir sürü şey karalıyorum. hobileriniz bölümüne “sırıkla atlamak” yazıyorum. ne atladım, ne de canlı canlı atlayanını gördüm. zaten saçma. atlayan arkadaşım olsa, yolda görünce selam vermem. eğlenceli mi bilmem ama hobilerim kısmına “sırıkla atlamak” yazmak çok eğlenceliydi. yüzümde salak bir gülümsemeyle doluyordum formu.. kafamı kaldırıp potansiyel rakiplerimi yokluyordum ara ara, gülümsedi ğimi görüp de deli olduğumu düşünmesinler diye. hepsi önlerindeki kâğıtlarda bulunan soruları, tüm ciddiyetleriyle yanıtlamaya u ğra şıyorlardı. tekrar kâ ğıda dönüyorum. yeni bir satır aracılı ğı ile ehliyetim olup olmadı ğını merak ediyor sevgili potansiyel şirket yöneticilerim. “sebep?! telefonla konu şcaz ulan alt tarafı, ne ehliyeti? çağrıları seyir halindeki tırda mı alıyoruz, nedir yani? kaza yaparız ulan salak mısınız.” diye içten içe konu şarak, gergin ortamı eğlenceli bir hale getirmeye çabalıyorum. bütün formu dolduruyorum bir şekilde. fakat formun sonlarına doğru yine aynı his teşrif ediyor . boğazım düğümleniyor. midem kasılıyor. huzursuz hissediyorum. kafamı kaldırıp odadaki insanları gözlemliyorum. birçoğu belki de yakında iş arkadaşım olacak. belki de günler sonra birçoğunun dertlerini dinlemiş olacağım. eski sevgilileri ile ilk tanışma günlerini ve sonra yine aynı eski sevgilinin onu ilk terk edişini, bu işten önce çalıştığı yerdeki müdüre nasıl kafa tutup, kafa tutmakla da kalmayıp burunun ortasına nasıl da kafa attığını dinlemek zorunda kalacağım belki de. belki de çok iyi bir arkadaş olacağım içlerinden birisiyle diye düşünüyorum. belki de şuan midemin tam ortasına taht kuran bu boktan hissin aynısı, onların midesinde de mevcuttur. kim bilir?

    not: beni işe uygun bularak benimle çalışmak istediklerini söylediler.

    dip not: ben çalışmayak için hazır olup olduğumu bilmediğimi ve bu kapıdan çıkıp bir sigara yakıp düşünmek istediğimi söyledim.

    en dip not: işi kabul etmedim ve istifa dilekçemi söndürerek hışımla içeriye girerek çalışmak istemediğimi söyledim ve hışıma dönerek "gidelim" dedim..




    konservatuarı yeni bitirimişim. tiyatro yapıyorum ama hayat çok pis üzerim geliyor gurbetteyim tabi. o dönemlerde yazdığım bir yazıydı bu. yıllar sonra paylaşmak istedim. hayat ne garip hakkatten..
  • 0
    biooody 1.3.2018 08:20
    tiyatro yapıyorum kısmından sonra "hamletin gay olması" başlığını açsa açsa bu adam açmıştır diye düşünmüştüm, doğru düşünmüşüm
  • 0
    aracfolyokaplama 1.3.2018 17:19
    ne kadar uzun bir paylaşım. sonuna kadar okudum desem yalan olur..
  • 0
    gameover 1.3.2018 21:38
    paragraflar haline getirirsen okurum, böyle midemi bulandırdı
    0
    henrychinaski 1.3.2018 21:40
    aslında öyleydi fakat buraya yapıştırınca bişeyler olmuş.