gece saçlı kız - umut (bölüm 2)

    13
    utopikbeyin 27.2.2018 17:42 ~ 17:43
    "kalk kızım. hadi gidiyoruz."

    gece saçlı kız, annesinin sesiyle doğruldu. onun hayatında uyanma sonrası beş dakikalık keyif diye bir şey yoktu. daima hareket halinde olmalıydılar. bombalanan yerin bir daha bombalanmama gibi bir garantisi yoktu. ölüm tüm sokaklarda kolgeziyordu.

    gece saçlı kız küçük boyuna rağmen güçlüydü. bunu özelikle babasına göstermek istiyordu. onu gururlandırmalıydı.

    boyunun yarısı kadar olan ağır çantaya battaniyeyi ve yastık yaptığı eşyaları koyduktan sonra çantayı kapattı. arkasına geçip her iki kayışından kollarını geçirdi ve çantayla birlikte ayağa kalktı. hafifçe tökezlese de başarmıştı. tökezlemesini babasının görüp görmediğine bakmak için gözleri babasını aradı. ileride diğer erkekler ile bidondan akıttıkları su ile yüzünü yıkıyordu.

    "hazırlandın mı kızım?"

    kız hevesle başını salladı. annesi başındaki yazmayı düzelttikten sonra bir öpücük kondurdu.

    "aferim benim kızıma."

    "hadi hanım. gidelim."

    gece saçlı kız, babası yanına gelince daha da heyecanlandı. minik kalbi pırpır etti. annesinden ziyade babasına daha çok benziyordu. onun da saçları simsiyahtı. son bir senede akları iyice artmıştı ancak o hala muhteşemdi küçük kızın gözünde. ikisi de derin bakışlı ela gözlere sahipti. birbirlerinin gözlerinde buluyorlardı kendilerini.

    baba eğilip küçük kızının önüne düşen bir tutam saçı kulağının arkasına koydu. yanağına küçük bir öpücük kondurduktan sonra kızına karşı her zaman kullandığı nazik ses tonuyla konuştu.

    "bugün biraz fazla yürüyeceğiz kızım. gece gelen sesi duydun. biz ne kadar uzaklaşırsak onlar da o kadar yaklaşıyorlar bize. en yakın güvenli bölge biraz uzakta. bana gerçeği söylemeni istiyorum. dayanabilecek misin?"

    küçük kız hayatının en büyük fırsatını yakalamış gibi hissediyordu. bu soru ona yıldızlara çıkma isteği ile aynı hevesi veriyordu. babasını gururlandıracak, güçlü bir kız olacaktı. ışıl ışıl ela gözlerini babasının gözlerine kilitledi. ayrık çocuk dişleriyle gülümsedi.

    "dayanabilirim babacığım."

    baba kocaman gülümseyerek kızına baktı. kızını kendine çekip çantanın engellemesine aldırmadan sıkıca sarıldı. küçük kız şu anda yıldızlarda gibi hissediyordu kendini.

    "bey, gitme vakti."

    baba ve kız istemeyerek bitirdiler sarılmayı. bir ömür öyle kalabilirlerdi.

    küçük kız ve baba yanyana fabrikadan çıktılar. son bir aydır otuz kişilik bir kafile ile yollarına devam ediyorlardı. onun öncesinde yalnızca annesi, babası, amcası ve dayısı ile birlikteydi. bir patlamada dayısı ve amcasını kaybedince yolda karşılaşılan onlarca kafileden birine girdiler. kırk beş kişilik olan grup bir ayda otuz kişiye düşmüştü.

    çoğu ölümü görmüştü. açlıktan ölen kadın, enfeksiyon sonucu olan üç bebek, çatışmanın ortasında kalan on insan ve geride kalıp mayına basan çocuk. her birini tek tek hatırlıyordu. bazı geceler korku oyunu düzenliyordu aklı ona. oyuncuların hepsini tanıyordu. en azından sima olarak.

    güneş tepede en derin sıcaklığıyla terletiyordu onları. anne başındaki yazmasını çıkartıp gece saçlı kız'ın başına koydu. küçük kız cengaverlik yapıp annesine geri vermeyi düşündü ama hava bu cesaretine engel oldu.

    "bu güvenli bölgenin gerçekten güvenli olduğuna emin misin?" diye sordu anne.

    annesi elindeki ağırlığı sırtına vurarak bir nebze olsun kendine kolaylık yarattı. babasına karşı sorulan soruda baba hiçbir şey söylemedi. küçük kız hemen yanında yürüyen babasına baktı. gözleri daima ilerideydi. o da kendi yıldızına ulaşmak istiyordu sanırsa.

    "bu dünyada hiçbir şeyden emin değilim hanım. şansına yaşıyoruz."

    "bir bilinmezliğe mi götürüyorsun aileni?"

    babası keskin bir bakış fırlattı annesine. küçük kız annesi için üzülürken babası için de üzüldü. o bakışların ardındaki endişeyi görebiliyordu. annesinin de görmesini diledi.

    "neyi biliyoruz ki bunu da bilelim?"

    annesi, alnında biriken teri kıyafetinin koluna sildikten sonra adımlarını hızlandırıp öne geçti. küçük kız babasına baktı. babasının gözleri annesindeydi. özlemle bakıyordu. neden büyükler bu tür şeyleri görmüyorlardı. kişiyi yalnızca sözlerinden anlamanız mümkün değildi. o sözlerin altında yatan duygular asıl önemli olandı. birbirimize karşı duvarlar örene kadar köprüler yapsaydık belki şimdi her şey daha farklı olacaktı.

    babası sıkı sıkı tuttu kızının elini. güneş, esmer olan teninin daha da koyulaştırmıştı. yanaklarındaki kırmızılık üzerinden ince şeritler halinde terler akıyordu.

    herkes birbirine uygun adımda ilerlerken herkesin alışmış olması gereken ama bir türlü alışılamayan o sesler duyuldu.

    silah sesleri.

    "herkes yere yatsın!"

    "saklanın!"

    "dağların ardındalar!"

    "sığının!"

    insanlar patlayan silah sesleri eşliğinde bir bir yere yığılırken gece saçlı kız, babasının eline korku dolu gözlerle sıkı sıkı tutundu. babası kızının sırtındaki çantayı çıkarıp kızını kucağına aldı ve eğilerek kurşunların toprağı havaya kaldırdığı toz duman eşliğinde virane bir eve sığındı. aynı eve sığınmayı tercih eden diğer siviller ile nefes nefese durdular. silah sesleri tüm hızıyla devam ediyordu.

    gece saçlı kız ağlamaklıydı. ancak kendini tutuyordu çünkü halihazırda onu yıldızlara götüren çantasına sahip çıkamamıştı, korkmuştu ve utanmıştı. neden bilmiyordu ama utanmıştı işte. korkmamalıydı. çünkü güçlü bir kızdı.

    ama o anda kız çok daha büyük bir şeyin eksikliğini hissetti. annesi. annesi yanlarında değildi. küçük odanın bir köşesine sinmiş olan babasına baktı. elini sıkıca tutan bu sefer babasıydı. yorgun gözleri küçük kızı ile birleştiğinde anladı. ancak ağzından çıkamadı kelimeler.

    "baba, annem?"

    babası bir umut susan silah seslerinden cesaret alarak yarı açık pencereye soğru yürüdü. doğrudan katliamın yapıldığı sokağa bakıyordu.

    korku dolu saniyeler saat gibi gelirken baba kafasını yavaşça pencereden çıkardı. küçük kızın boyu pencereye yetişmiyordu. babasının mimiklerinden hayal etmeye çalışıyordu sahneyi. önce hüzün sonra kızgınlık ve sonra umut. umut mu? bu hayatı yaşayanlar için umut bir başka lükstü. umut edemezdiniz çünkü eninde sonunda sizi öldürürdü.

    küçük kız gördüklerine emindi. babası umut etmişti. ağzından küçük bir inilti yükseldi. hemen küçük kızının yanına eğildi.

    "sen burada kal. sakın dışarıya çıkma."

    babası cümlesini bitirdikten sonra son hızla dışarıya çıktı. küçük kız normal zamanda babasını dinlerdi. ancak şu an normal değildi. o yüzden babasının peşinden gitmeyi maruz görmedi.

    minik adımlarla kapıya yöneldiğinde bir haykırış duydu. en derinden, yürekten kopup gelen bir haykırıştı bu. acı mı barındırıyordu yoksa mutluluk mu, aşikar değildi.

    dışarıya attığı bir adım sonra durdu küçük kız. babası yerde kanlar içinde delik deşik yatan annesinin başını göğsüne yaslamıştı. yeni bir acı dolu çığlık babasının dudaklarından gökyüzüne savruldu. bin bombadan daha etkiliydi bu haykırış, duymasını bilene.

    küçük kız dolu gözleriyle bir adım daha attı ömür boyu hafızasına kazınacak bu sahneye doğru. sesi oldukça cılızdı.

    "anne..."

    babası yine de duymuştu. kıpkırmızı suratıyla acıdan kasılmış, açık kalmış ağzıyla bakakaldı kızına. yüzüne, ellerine, kıyafetine kanlar bulaşmıştı. sevdiği kadının kanıydı bunlar. öylesine kutsal, öylesine değerli.

    küçük kız bir adım daha atmak istedi. ancak babası bir eliyle sevdiğinin başını göğsünde tutmaya devam ederken diğer kolunu kaldırıp kızına orada durması gerektiğini işaret etti. konuşamıyordu. düşünemiyordu. ama kızının orada olmaması, bu acıları yaşamaması gerektiğini biliyordu. güçlü kız numarası yaptığının farkındaydı küçük kızının ama bozuntuya vermiyordu. insanların elinden umutlarını aldığınızda o kişiden geriye bir şey kalmadığını biliyordu. bu umutsuzluk zengini dünyada umut her zaman lükstü ve en azından bu lüksü kızının yaşamasını istemişti.

    gözleri tekrar eşine döndü. bu, onu dünya gözüyle son görüşü olmuştu.

    küçük kız babasının işaretiyle olduğu yerde kaldı. gökyüzündeki yıldızları tek tek kayıyordu. ve her kayan yıldızda aynı dileği diliyordu. daha fazla yıldız kaymasın.

    gece saçlı kız bir adım geri giderek kapının pervazına tutundu. ancak tam o esnada bir kol onu geriye doğru çekti. daha ne olduğunu anlayamadan babasına son bir bakış attığında kulakları sağır edici bir gürültü ile parlak bir ışığın babasını ve annesini yuttuğunu gördü. minik bedeni bombanın enerjisi ile geriye savruldu.

    (pi: @ultim) buyurunuz efenim. :)
  • 2
    plumerion 27.2.2018 22:50 ~ 28.2.2018 04:13
    okumadık sanmayın (=

    ancak yorum yapamayacak kadar dağınık kafam. üzücüydü yine, her şey gibi.
    1
    utopikbeyin 28.2.2018 08:02
    üzüldüm hayatınızın kötü gitmesine. içiniz daraldığında bana anlatabilirsiniz. anlatılan şeyler benden çıkmaz merak etmeyin. :)
    0
    horseman 28.2.2018 12:24
    hocam iyisinizdir inşallah bi mevzu varsa bi isliginiza bakarız
  • 1
    horseman 28.2.2018 12:23
    bende şimdi okuma fırsatı buldum sayın yazar :) gece saçlı kız daha neler çekecek bu yaşta çekmediği acı kalmadı. umarım ilerde yüzü güler ya. "bin bombadan daha etkiliydi bu haykırış, duymasını bilene" cok etkileyiciydi bu
    1
    utopikbeyin 28.2.2018 13:24
    evet, duymasını bilene daha neler var aslında ama işte körleştik.
  • 1
    muratbasaran76 28.2.2018 13:21
    ömür boyu hafızasına kazınacak bu sahneye doğru** en güzel cümle buydu.
    0
    utopikbeyin 28.2.2018 13:24
    :)
  • 0
    ultim 28.2.2018 13:34
    hikaye gittikçe güzelleşiyor,eline sağlık :)

    ve ufak bir isteğim olucak,hikayeyi biraz bilim kurgu tadı verebilirmisin?
    1
    utopikbeyin 28.2.2018 14:57
    vermem imkansız çünkü hikayenin bilim kurgudan çok uzak bir yere gitmesi gerekiyor. üzgünüm. ama bir gün bilim kurgu da yazmayı deneyeceğim.
    0
    ultim 28.2.2018 15:04
    hmm..anladığım kadarıyla hikaye savaştan kaçan yetim-öksüz bir kızın hayatını anlatıyor(sun).
    bu hikayeyi bitirince bilim kurgu hikayesine başlarsın artık(umarım yani) :d
    0
    utopikbeyin 28.2.2018 18:57
    bakalım kısmet. :)