5

bozkır tanrısı 1. bölüm

bunu yapamazsın.
congay belindeki mavi kumaş kuşağın arasına koyduğu hançeri sol eliyle pelerinini siper yaparak sağ eline aldı ve iki hamlede çıkartıp doğay'ın kaburgasının bitimine sapladı. doğay yaşadığı şok yüzünden gözleri yerinden fırlamış halde elleriyle tutunacak yer aradı. yakaladığı sandalyeye oturmaya çalışırken acıyla gözlerini kıstı ve karnındaki hançeri iki eliyle kavradı.congay sol ayağıyla sandalyeye sağlam bir tekme atıp acı içinde kıvranan doğayı düşürdü. çektiği acıdan dolayı bağırmaya başlayan doğayın yanına eğilen congay, doğay’ın zayıf elleriyle tuttuğu hançeri kavradı ve karnının içinde çevirmeye başladı. zaten tehlikeli bir şekilde akan kanlar daha da hızlandı. congay öbür eliyle doğayın kafasına bastırdı ve kulağına doğru eğilip şu sözcükleri fısıldadı “ bunu yapabilirim “ sonra hiç beklemeden hançerini çekti, ayağa kalktı. kırmızı pelerininin üzerindeki kanlar belli olmuyordu. içeri giren soluk ışık yerdeki kan gölünde parlıyordu. congay kafasını ışığın sızdığı tarafa çevirdi. ayaklarını sürüye sürüye ışığın sızdığı yere doğru gitti. kanları damlayan bıçakla iki kat keçeden yapılmış çadırın yamalanmış ancak ışık sızan kısmını tek seferde boyu kadar yırttı. ardından yırttığı kısımdan çıktı. etrafta iki çocuk dışında kimse yoktu. kanlı bıçak elindeydi. çocuklar ellerindeki tahta kılıçlar ile dona kalmışlardı. congay elini sallayarak “selam çocuklar” dedi ve ardından çok güzel bir kahkaha atarak hiçbir şey yok gibi ellerini sallaya sallaya uzaklaştı. sonra birşey unutmuş gibi döndü ve şaşırmış gibi yaparak çocuklara yaklaştı. çocuklar istemsizce geriye doğru adımlar atarken congay iyice yaklaşmıştı.” siz birşey gördünüz mü?” dedi. çocuklar solmuş benizli kafalarını hayır anlamında salladılar ama congay bir kaplandan farksız üstlerine atladı. yakındakine ağır bir yumruk vurarak yere devirdi ardından sağ elindeki bıçakla sağ tarafından dönerek ileriye doğru hamle yaptı ve öbür çocuğun çenesinin altından kesti. çocuk acı bir inleme çıkarmakla yetinebildi. ardından yere devrildi. şah damarından kanlar fışkırırken öbür çocuk daha yeni kafasını kaldırabilmişti. congay işinin bu kadar uzamasının mutsuzluğu ile bıçağı sol eline alıp yerdeki çığlık atan çocuğun böğrüne batırdı. hızla orayı terk etmeliydi. sesleri duyan birileri illa vardır.sonuçta herkes uyanıktı. işinde gücündeydi. gün daha yeni doğmuştu çünkü. congay koşarak ilerideki ağaca bağlı atına atlayıp kaçtı. kaçarken hançerini düşürmüştü.congay kaçıp gittikten,gözden kaybolduktan sonra sesleri duyan genç bir kız oraya bakmaya gelmiş gördüğü manzara karşısında dehşete kapılıp bayılmıştı. önünde boynu kesilmiş ancak hala hareket eden ve boynundan kanlar fışkıran bir çocuk ve böğründen bıçaklanıp yerde yatan bir çocuk daha.














erkang güneş doğmadan çıktığı avdan güneş tepedeyken döndü.obada normalin dışındaki bir kargaşanın olduğunu farketti.atını biraz daha hızlandırdı. erkang’ı gören insanlar ellerini sallayarak bağırıyorlardı. erkang obaya girince atından atladı ve etrafta toplanan kalabalığın yakarışları ve bağırışlarını dinlemeye çalıştı. kalabalığı yararak gelen iri yarı kel adamı gören erkang hemen “bogay neler oluyor” dedi. iyice açılan ahalinin arasından hızla ilerleyen bogay terlemiş ve kızarmış alnını elinin tersiyle silip birkaç soluk aldı ve konuşmaya başladı “ han’ım bir suikastçi, gelip gündüz vakti, tamda siz, siz ava çıktıktan sonra, güneşin ilk ışıklarıyla, doğay’ın çadırını basmış doğan kanlar içinde yerdeydi. sonra da iki çocuğuda öldürmüş. ben… erkang ahalinin uğultusundan ve feryatlardan, ağlaşmalardan artık bogayı duyamaz olduğunda atına binip bogaya çadıra gelmesini söyledi. ancak duyduklarıyla deliye dönmüştü. ellerini sıkı sıkı atına bağlamıştı. kesin abçarlardan dedi. abçarlar onların otlaklarına akonmayı hedefliyordu.birkaç ay önce de erkang ve alpleri abçar obalarına saldırmış ve yerleştikleri ovaları onlardan geri almıştı. göçebe abçar kabileleri haraç ödemeyi de kabul etmiyorlardı. ancak çok sinsi ve kötü kalpli insanlardı. erkang’ın obasına zarar verebilirlerdi. bu nedenle onları uzaklaştırmışlardı. kurallarına uymayanlara gerçekten çok sert davranmışlardı.bazen hiç doğru kabul edilmeyecek kadar yağma yapmışlardı ancak böyle bir göçü kaldırabilecek enerjisi yoktu. bu yüzden erkang obasının ve insalarının güvenliği için abçarlara yıldızhan ovasını dar etmişti. erkang kofay larından yani istihbarat teşkilatından da uzun süredir herhangi bir abçarın yıldızhan ovasına yaklaşmadığını biliyordu. tabi bunun sebebi göçmenlere bu denli haşin davranmasıydı fakat bu da oba içindeki bazı kişilerin hoşgörü anlayışına ters politikaları eleştirmesine neden oldu. erkang ise böyle boş konuları kurultaya asla sokmuyordu. hedefinde yıldızhan ovasına yakın bir bölgede keşfedilen demir madeni vardı. o madeni işleyebilmek adına birtakım hazırlıklar yaptırmıştı ancak daha çok yolu vardı. ve gizliden gizliye de bu konuda ciddi enerji ve para sarf ediyordu. şimdi belkide bu planı bir şekilde işitilmiş, belkide abçarların kulağına gitmişti. abçarlarda unutulmaya başlayan konuya tekrardan üflemişler. sönmekte olan bu kıvılcımları büyütmek istemişlerdi.olabilirdi, erkang çadırına geldiğinde atından hızla inip içeri girdi ve sol taraftaki keçeyle kapatılmış bölmeye geçti. planlarını bu odada yapardı. av yorgunluğunu üzerinden atabilmek için kıyafetlerini çıkartıp bir süre uzandı. birkaç dakika sonra bir muhafız odanın deri ile örtülü kapısının ardından içeriye seslenerek “han’ım bogay geldi.” dedi. erkang ayağa kalkıp üstüne kıyafet giydi ve “gelsin” dedi. birkaç saniye sonra içeriye bogay adımını attı ve erkangın önünde eğilerek selam verdi. ardından erkang çalışma masasına geçip oturdu ve bogayı da oturağa oturmasını işaret etti. bogayın endişeli ve terli hali devam ediyordu. bu nedenle erkang’ın söze başlamasını bekledi. bir dakika sessiz kaldılar, bu sürede bogay sakinleşmeye çalışmıştı. erkang ise bogayın kafasını toplamasını ve daha sakin anlatmasını istiyor bu nedenle susuyordu. erkang bir süre sonra içeriye bir muhafız çağırıp su istedi. muhafız çıktıktan sonra suyu alan bogay birkaç yudum alıp bardağı iki eliyle tuttu ve erkangın yüzüne bakarak söyleyeceklerini topladı ve konuşmaya başladı. “sizin atınızı o sabahki av için erken kalkıp hazırlamıştım. sonra da gidip yattım. günün ilk ışıklarında tekrar uyandım zaten ve kalkıp hava almak için çadırımın dışında otururken bir çığlık duydum. daha çok can çekişme gibiydi ama obanın bir ucundaydı. ilk başta dikkatimi çekmedi, yani ayağa kalkmadım. sonra sesler çoğalmaya, ağlama sesleri gelmeye başladığında içeriden kılıcımı alıp seslerin geldiği tarafa doğru gittim, diğer insanlarda o tarafa doğru gidiyordu. ben vardığımda büyük bir kalabalık toplanmıştı. doğay’ın çadırı olduğunu sonradan farkettim. çadırın içinde tegoy vardı. bende herhalde doğay bayıldı falan sanmıştım. ancak biraz daha ilerlediğim çünkü sesler çadırın arkasından geliyordu. o sırada bana birisi doğayın öldürüldüğünü söyledi. ben şaşkınlıkla bağırdım ve doğayı görmek için çadırın kapısına doğru kalabalığı yararak gittiğimde içeride üstü örtülü bir şekilde doğay yatıyordu ben orada ağlamaya ve bağırmaya başladım. çadırın içindeki tegoy beni farketmedi bile. o içeriye girmeye çalışanları çıkarmaya çalışıyordu. bende işine mani olmamak için çıktım. çadırın arkasından da ağlama sesleri geliyordu ancak bu kadın sesiydi. kalabalığı aşıp çadırın arkasına geldiğimde yerde yatan iki çocuk gördüm. çok kötü ölmüşlerdi. sonra çocukların başında ağlaşan kadınları gördüm. durumları çok kötüydü. orada birkaç alp daha gördüm ve onlara doğru gittim. kalabalıktan sıyrılarak alplere durumu sordum. onlar da benim kadar habersizlerdi durumdan. ben ve 2 alp durumu araştırmak adına hızla işe koyulduk. ileride ben bir hançer buldum. kanlıydı. katilin kullandığı bıçak kesinlikle bu idi. hem vir alp de at izleri olabileceğini söylediği izlere rastladı ama takip etmemiz bir yerde olanaksızlaşıyordu. çünkü ormanlara doğru giren atlı, izini belli ettirmiyordu. belki obadaki iz sürücüler o kısmıda takip edebilirler ama eminim ki bu yeterli olmayacaktır. katil çoktan kaçıp gitmiştir. ancak ardından düşürdüğü hançer bize ipucu verebilir.” dedi ve hançeri belindeki kınından çıkarıp masaya koydu. üzerinde kurumuş kan olan hançeri erkang aldı ve ilk bakışta bunun yan komşuları olan
cidehan obasının töresel yöntemiyle yapıldığını fark etti. sinirle hançeri masaya sapladı ve bağırarak ayağa kalktı. bu suikast hem bir sürü yaygaraya sebep olacaktı, hem de muhtemel bir cidehan krizi daha olacaktı. çünkü babasının cidehan üzerindeki baskısı ve gücü erkang döneminde daha barışçıl politika izlenmişti. erkangın babası cidehanın büyük bir otlağını ele geçirmiş ve orada cidehanın girişini yasaklamıştı. bu nedenle cidehan dan alınan otlakda sürekli kofay birlikleri bulunuyordu. erkang ise kendilerine kat kat yeten otlaklarının yanında cidehandan alınan otlağın gereksiz olduğunu düşünüyordu. bu nedenle başa geçer geçmez cidehan dan alınan bu otlağı cidehan a aylık haraç karşılığı bırakmıştı. hem böylece orada sürekli bekleyen kofay birliklerini de ihtiyaç olan bölgelere aktarmıştı. şimdi bu suikasti gerçekleştirenin muhtemelen cidehan olduğunu biliyordu. bogaya teşekkür ederek onu odadan çıkarttı ve cidehan a bir mektup yazdı. mektubu gönderdiği askerlere hiçbir açıklama yapmamalarını söyledi. sorulan soruları yanıtsız bırakmalarını tembihleyip yolladı. ancak erkang’ın içinde hala bazı şüpheler vardı eblbette. hala kesin değildi herşey. bu suikast muhakkak ki ya cidehan ile ya da abçarlar ile ilgiliydi. cidehan hançerleri hem çok pahalı hemde o paraya değecek bir özelliği olmayan hançerlerdi fakat tek özelliği keskin kısmından başlayarak sapına kadar uzanan ve kızgın demirlerle işelenen motiflerdi. genelde oldukça belirleyici şekilde çizilirlerdi fakat erkangın elindekindekinin motifleri eskimiş, aşınmış gibiydi. yani belkide eski olduğundan ucuza satılmıştır. eğer ucuz olursa da abçarlardan biri bunu satın alabilmiştir. erkang suikastin amacının 2 olası sebebi üzerindeki ihtimalleri böyle düşünüyordu. ancak işler bu kadar basit değildi.peki neden doğay öldürülmüştü. doğay iyi bir savaşçıydı. yanlız yaşar çok konuşmazdı.erkang onu geçen yaz 3. muhafız birliğinde onbaşı yapmıştı. bu muhafız birliği obanın yerleşik olduğu yıldızhan ovasının son sınırını korumak ile görevliydi ve nöbetleşe belli noktalardaki kulübelerde kalırlardı. doğay erkangın babasının zamanında obaya gelmişti. babasına savaş konusundaki maharetlerini gösterdiğinde onu ilk başta eğitime göndermişti. doğay söylediği kadarıyla batı daki devasa bir imparatorluktan ayrılıp gelmişti. batı hakkında anlattığı hikayeler çok çarpıcı ve ilginçti. özellikle denizde yüzen şeylerle ilgili anlattıkları tüm obayı hayran bırakmıştı.obadaki 5. yılıydı. obadaki kimse onun neden batıdan kaçıp geldiğini de bilmedi. belki de aranan bir suçlu falandı ve batı ülkesi onu bulup öldürmesi için birini yollamıştı. uzak bir ihtimaldi bu tabii.erkang bir süre sonra çalışma masasında dalıp gitti. sonra av yorgunu gözleri
kapanıverdi. tüm bu olanlar acaba av sırasında 500 adım öteden vurduğu ufak geyik yüzünden miydi? oysa kuracağı demir madeninin girşini bir hafta içinde açmayı planlıyordu.
o yılki vergilerin büyük kısmıyla ötükenden sağlam baltalar, kürekler ve kazmalar alınmıştı. bu hafta içinde de son nakliyat bitecekdi. hatta planlara göre yarın giden kervana kazmalar yüklenmiş olmalıydı. şimdi bunun gibi bir olayın üstüne ne yapmalıydı da herşeyi çözebilmeliydi? gerçekten hala dışarıda onun çıkıp birşeyler demesine ihtiyacı olan insanları duyuyordu. ama ne diyeceğini ilk defa, ilk defa bilemiyordu. çünkü kendi de bilmiyordu. şimdiye kadar oba halkına hep çok emin konuşmuşt. ağzından çıkan şeylerin kesin olduğunu bilmeyen yoktu. peki şimdi ne diyecekti? biraz önceki düşünceleri toparlamaya çalışıp insanlara uzun uzun gevezelik mi edecekti? hayır, şimdi çıkacak ve herkesi çadırının girişindeki platformun etrafına toplayacaktı. evet tam şuan, hemen bunu yapmalıydı. odadan çıktı ama hızını bir anda kesip ani bir dönüş yaptı ve üstüne hafif deri zırhını giydi. kafasına hiçbirşey takmamıştı. sadece saçını biraz düzeltti. gür ve uzun saçları sabahki avdan dolayı terli ve karmaşıktı. çadırından çıkınca kapıdaki bir muhafıza halkın toplanmasını duyurma emri veri. asker hızla ve kararlı adımlarla çadırın önündeki kalabalığa karıştı ve bir süre sonra bir davul sesi duyuldu. davulu çalan kişi sayısı artmaya başladı ve birkaç asker obanın farklı yerlerinde bağırmaya başladı. “erkang herkesi çadırına çağırıyor.”erkang ise titreyen elllerini arkasında birleştirmişti. bir süre sonra insanlar toplanmaya başladı. erkang kalabalığın arasından bogay ,tegoy ve şahşem i çağırdı. bu üçlü erkangın en iyi adamlarıydı. bogay çocukluk arkadaşı ve erkangın ahırının yöneticisiydi. tegoy da obada yetişmiş bir çocuktu ve esk şifacının çırağıydı. şimdi 3 taneçocuk eğitiyordu. şahşem ise obanın erkangın gözünde en iyi savaşçısıydı. 1. ordunun kumandanıydı. ancak bir süredir nefes almasıyla ilgili sıkıntılar yaşıyordu. bu yüzden bir mevsimlik izinliydi. erkangın soluna geçen bu üçlü erkangın konuşma yapmasını kaygı dolu bir heyecan ile bekliyorlardı. erkang ileride yaklaşan acılı anneleri gördü. gözüne hücum eden yaşlara karşı verdiğ isavaşda yenilmemeliydi. gözlerini silmeyi düşündü ama bu insanları daha da dehşete düşürür diye yapmadı.arkasında bitiştirdiği ellerini bıraktı ve konuşmaya derin bir nefes alıp başladı. “çöl gibi acımasız insanlar var,bizleri boğmak için sıraya geçmişler, gök gibi enginler, gece kadar karalar, ama bizler kadar sabırlı değiller, bizler kadar güçlü değiller,onlar çöl kadar acımasız olsun bizler bulutlar kadar cömert olalım, onlar gök kadar engin olsun, bizler deniz kadar engin olalı, onlar gece gibi üzerimize karanlıklar ile gelsinler, biz bu karanlıkta yanan meşale olalım, artalım ateş olalım, artalım yangın olalım biz büyüdükçe etrafımızı daha da sarsınlar, onlar daha da sardıkça biz daha da gür yanalım,babam tongayhan’ın emaneti otlaklarda, ovalarda, nehirlerde her gün, daha da gür yanalım, bizler yanalım ki cihan aydınlansın. bugün olan bugün için değildir, geçmiş yada gelecek için de değildir. bu sonsuzdan sonsuza uzanan iyi ve kötünün kavgasıdır. gür yanan kazanacaktır. bugün ölen çocuklarımızın kanı yerde kalırsa böğrüme cihanın en uzun kılıcı gök girsin kızıl çıksın.” tüm konuşma sırasında yer yer feryatlar edildi, yer yer ağlandı, ancak isyan edilmedi. çünkü toplananlar tengrinin
ölen çocukların katilini görüyordu. erkang onu elbet bulabilirdi. halk “erkang çok yaşa, erkang çok yaşa” derken uzakda çadırların arasında bir grup insan ruhsuzcasına izliyor ve konuşuyorlardı. elbet dışarıdaki düşman kadar içeride de düşman vardı.












































  • 1
    ghostrider 2 ay önce
    biraz okudum, betimlemelerin hoştu. kendini bu yolda geliştirebilirsin.

    bu arada noktalamalara dikkat et gözünü seveyim. yazıyı okurken akıcılığı bozuyor yanlış yapılmış noktalamalar. bu okuyucuyu yazıdan uzaklaştırır.
  • 1
    eminist 14 gün önce
    kör oldum
    0
    adolfbey 13 gün önce
    ıyk 5. nesil ıyk
  • yazmak üzerine

    deneme, makale, fıkra gibi konular hakkında yazıların yazıldığı bölümümüzde amaç öğretmeyi ve bilgilendirmeyi gütmektedir.

    192 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    ghostrider
    plumerion

  • bu bölüm #sosyal bölümünün alt bölümüdür.
  • =>konu dışına çıkılması yasaktır.

    =>paylaşılan yazılar bölümle alakasız ise kaldırılır. 

    =>+18 paylaşımlarda +18 ibaresi işaretlenmelidir.

    =>küfür, hakaret vb. söylemler kesinlikle yasaktır.

    =>yazarlar uzman olduğu veya deneyimi bulunduğu konular hakkında yazılar yazmalıdır.

    =>yazılan yazının mutlaka bir başlığı olmalıdır.