allah bu dünyadaki kötülüklere neden müsaade ediyor? zulüme, haksızlığa ve kötülüğe seyirci kalmak, adaletsizlik değil mi?

    19
    sevde 9.5.2018 23:41
    allah bir şeyi yaratırken hayırlı neticeler vermesi için yaratmaktadır. kainattaki düzene baktığımızda hiç bir eksikliğe ve başıbozukluğa rastlanmamakta ve kainattaki düzeni gören her akıl sahibi allah'ın büyüklüğünü tesbih etmekten kendisini alamamaktadır.

    ancak insanlar kainatta yaratılan bu hayırlı şeyleri kendi iradeleriyle şerre çevirebilmektedirler.

    mesela ateşin yaratılması hayırdır. ancak bir insan gidip elini ateşin içine sokarsa, ateş o insan hakkında şer olmuş olur. halbuki allah ateşi, insanlar onunla ihtiyaçlarını görebilsinler diye yaratrmıştır. ancak o insan kandi iradesiyle elini ateşe sokmuşsa artık allah neden bu ateşi yaratmış, neden bu ateş benim elimi yaktı, allah neden buna müsade etti gibi bir iddiada bulunmaz. çünkü allah'ın kainatta koymuş olduğu kanunlar vardır. ona riayet edersen menfaat elde edersin, riayet etmezsen zarar görürsün. bu misaller çoğaltılabilir.

    insana gelince, kur'an-ı kerim'in ifadesi ile allah insanları kendisine ibadet etsinler diye yaratmış ve kötülüklerden, fuhşiyattan, azgınlıklardan uzak durmasını emretmiş ve buna uymayanları şiddetli bir azabla cezalandıracağını buyurmuş ve yüz binden fazla peygamber göndererek insanları her hususta ikaz etmişlerdir.

    ancak vazifesini yapmayıp ve bu emirleri dinlemeyip hiçe sayan insanlar, elbette bu yapıklarının cezasını çekecektir.

    allah'ın bu dünyada kötülüklere direkt engel olmaması ise, imtihan dünyasında olmamızdandır. bu dünya bir imtihan salonudur ve yanlış yapana da doğru yapanada müsade edilmiştir. eğer yanlış yapanlara müdahale olsaydı bu imtihan salonunun bir anlamı olmazdı.

    sevap işleyenlarin başına güller saçılsaydı ve günah işleyenlarin başına da dikenler atılsaydı, artık bu dünya bir imtihan salonu olmaktan çıkacaktı.

    musibete uğrayan kişiye gelince, bu musibet netice itibariyle o insan hakkında rahmet olacaktır. eğer günahları varsa onlara keffaret olacaktır. günahı yoksa gelecekte işleyeceği günahlara keffaret olacaktır. ayrıca başına gelen bu musibetler belkide onun cennete gitmesine vesile olacaktır. yani allah o musibetzede kuluna rahmetiyle muamele edecek, vereceği mükafatlar o musibeti hiçe indirecektir.

    bizler olayların içyüzünü bilemediğimiz için, zahiren kötü olan bir olayı hemen kötüye yorumlayıp neden bu böyle oldu, neden şöyle oldu diye itiraz etmekteyiz. elbette bela ve musibet istenilmez. ancak geldiği zamanda isyan değil sabredip şükretmek ve mükafatını düşünüp "kahrında hoş lutfunda hoş" diyebilmektir. bu kulluğun üst mertebesidir.

    her musibet kahır değidir; her musibeti, her hastalığı yahut her felaketi mutlaka bir kahır tecellisi olarak görmemek lâzım.

    bir hadis-i şerifte de şöyle buyruluyor:

    “belâların en büyüğü peygamberlere, sonra evliyaya, sonra diğer has kullara gelir.”(bk. münâvî, feyzü’l-kadîr, 1/519, no: 1056; el-hâkim, el-müstedrek, 3/343)
    belâ, denilince “musibetlerle imtihan olmayı” anlıyoruz. ağır imtihanların neticeleri de büyüktür. memur imtihanıyla, meselâ kaymakamlık imtihanında sorulan sorular elbette bir değil. birincisi ikinciden ne kadar kolaysa, ikincinin sonucu da birinciden o kadar önemli.

    konuyla ilgili harika bir tespit:

    “kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. ondan gelen şer de hayırdır. çirkinlik de güzeldir.” (sözler)
    insan öncelikle kendi bedenini şöyle bir gözden geçirmeli. her organını ayrı ayrı düşünmeli. ve sormalı kendi kendine: hangisinin yeri, şekli, büyüklüğü, vazifesi en güzel şekilde takdir edilmemiş? sonra kendi ruh dünyasına intikâl etmeli ve aynı düşünceyi o âlem için de sürdürmeli: hafıza mı gereksiz, hayal mi? sevgi mi fazlalık, korku mu?

    beden bütün organlarıyla bir bütün teşkil ettiği ve ancak o zaman fayda sağladığı gibi, ruh da bütün duyguları, hissiyatı ve lâtifeleriyle bir bütün. o da ancak böylece netice verebiliyor. insan ruhundan, akıl ve hafızayı çekip alsanız hiçbir fonksiyon icra edemez olur. endişe duygusunu alsanız tembelleşir; ne dünyasına çalışır ne âhiretine. korkuyu çıkarsanız, hayatını koruyamaz hale gelir. sevgi hissi taşımasa, hiç bir şeyden zevk alamaz.

    işte insanın, hem bedeni hem de ruhu en güzel ve en hikmetli bir şekilde tanzim edilmiş. buna “bedihi kader” deniliyor. aynı şekilde, insanın bir ömür boyu başından geçen hâdiseler de nizamlı ve intizamlı. buna da “mânevî kader” denilmekte. bedihi kader, mânevî kaderden haber veriyor. her ikisinin de her şeyi güzel... elbette ki, cüz’i iradeyle işlenen günahlar, isyanlar hariç.

    mânevî kaderin irademiz dışındaki tecellileri karşısında, aciz bir kul olarak, ne yapacağımızı şaşırdığımız, bocaladığımız zaman, hemen bedihî kadere ve ondaki sonsuz hikmetlere nazar etmeliyiz. meselâ, anne rahmindeki rahimane terbiyemizi hatırlamalıyız: o dönemde ilâhî hikmet ve rahmet bizi en güzel şekilde terbiye ediyordu ve biz olanların hiçbirinin farkında değildik.
    şimdi de aynı rahmetin başka cilveleriyle yaşıyoruz.

    “allah’a karşı hüsnüzan ibadettir.”(bk. ebû nuaym, hilyetü’l-evliyâ, ııı/263)
    hadisinden dersimizi tam alarak, bizi o gün öylece besleyen, büyüten ve her şeyimizi en güzel şekilde tanzim eden rabbimizin rahmetine itimat etmeliyiz. karşılaştığımız her hâdiseyi bir imtihan sorusu olarak değerlendirmeli ve nefsimizin hoşuna gitmeyen olaylarda da bir rahmet tecellisi aramalıyız. insan sadece nefsini ölçü aldı mı yanılır. bir gencin nefsi, okula gitmemek ve oyun oynamaktan yanadır. ama akıl bunun karşısına çıkar. istikbâldeki güzel makamları, yahut çekeceği sıkıntıları gösterir, onu oyundan vaz geçirir. demek ki, nefis için güzel olan, akıl için güzel olmuyor.

    kalp ise apayrı bir âlem. o, iman ile nurlanırsa, her şeyi ve her hâdiseyi ilâhî isimlerin birer tecellisi olarak görür. “allah’ın bütün isimleri güzel olduğu gibi, onların bütün cilveleri, bütün tecellileri de güzeldir.” gerçeğine ulaşır. artık bu bahtiyar kul için, çirkinlik diye bir şey kalmaz ortada.

    “kahrın da hoş, lütfun da hoş.” diyenler, bu makama varmış bahtiyar insanlardır. bu zatlar, “allah onları sever, onlarda allah’ı” sırrına ermişlerdir.

    nur küllayatı'nda, güzellik iki kısımda incelenir: “bizzat güzel” ve “neticeleri itibariyle güzel” diye. bu sınıflandırmaya bazı örnekler verebiliriz: gündüz bizzat güzeldir, gecenin de kendine göre ayrı bir güzelliği vardır. biri uyanıklığı, diğeri uyumayı andırır. ikisine de ihtiyacımız olduğu açık değil mi?

    öte yandan, meyve bizzat güzeldir, ilâç ise neticesi itibariyle güzel.

    insanın muhatap olduğu hâdiseler de ya gece gibidir, yahut gündüz gibi. sıhhat gündüzü andırır, hastalık ise geceyi. hastalığın günahlara kefaret olduğu, insana âczini ders verdiği, kulluğunu ikaz ettiği, kalbini dünyadan kesip rabbine çevirdiği düşünülürse, onun da, en az sıhhat kadar büyük bir nimet olduğu görülür. sıhhat bedenin bayramıdır, hastalık ise kalbe gıdadır.

    “gece ve gündüz” bu kâinatta aralıksız faaliyet gösteren “celal ve cemal” tecellilerinin sadece bir halkası. elektriğin eksi ve artı kutupları, gözün karası ve akı, kanın al ve akyuvarları gibi daha nice halkalar var. iç dünyamızda ve dış âlemde bu ikililerle kuşatılmışız ve her birinden ayrı faydalar ediniyoruz.

    konuyla yakından ilgili bir âyet-i kerimenin meâli şöyledir:

    “olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız, halbuki o, hakkınızda bir hayırdır. ve olur ki, bir şeyi seversiniz, halbuki hakkınızda o bir şerdir.” (bakara, 2/216)
    âyet-i kerime cihatla ilgili, ama hükmü umumî. ve bu âyetle bir başka “ikili” nazarımıza veriliyor: harp ve sulh. sulh yani barış gündüz gibidir, herkesin hoşuna gider; harp ise geceyi andırır. ama gerektiğinde harp etmeyenlerin istikbâlleri kararır, nesilleri daimi bir zulmete boğulur. cihatta şehit olanlar ise bir anda velayet makamına çıkarlar ve kaybettikleri dünya hayatı onların bu yeni hayatları yanında gece gibi kalır.

    ölümden daha ileri bir musibet düşünülebilir mi? âyet-i kerime, nefsin hoşlanmadığı bu olayın altında büyük hayırlar bulunduğunu haber vermekle, dünyanın diğer belaları, hastalıkları, felaketleri için bizlere büyük bir teselli vermiş olmuyor mu?

    bir hadis-i kutsî:

    “rahmetim gazabımı geçti.”(bk. aclunî,keşfü’l-hafâ, 1/448)
    bu hadis-i kutsîye şöyle bir mânâ verilmiştir:

    “her musibetin altında allah’ın nice rahmet cilveleri vardır ki, o musibetin verdiği elemleri, acıları geçmiştir.”
    ebediyet yanında ömür bir an gibi de kalmıyor. bu kısa hayatta başımıza gelen hastalıklar, belâlar, sıkıntılar ebedî hayatımız hakkında hayırlı oluyorsa, ne gam! sonsuza göre yetmiş-seksen yılın ne hükmü var?!.. bu dünyanın bütün fânî belâları ve sıkıntıları ebedî saadet yanında hiç hükmünde kalmıyor mu?

    ama, insanın nefsi, peşin zevkin tâlibidir; istikbâle nazar etmez. o saha, akıl ve kalbe aittir. az önce de değindiğimiz gibi, her musibet mutlaka “kahır” değildir. nefsimizin hoşuna gitmeyen ve fâni dünyamızı karartan olaylar: ya ilâhî bir ikazdır, bizi yanlış yoldan geri çevirir. veya, günahlarımıza kefarettir; acımızı bu dünyada çektirir, ebedî âleme bırakmaz. yahut, insan kalbini geçici dünya hayatından, allah’a ve âhirete çevirmeye bir vasıtadır.

    öte yandan, musibetler insan için sabır imtihanıdır; bu imtihanı kazanmanın mükâfatı ise çok büyüktür.

    son olarak, bunlar ilâhî bir tokat, bir kahırdır. umumî musibetlerde bunların hepsinin de hissesi olabilir. bir grup için kahır, bir başkası için ikaz, bir diğeri için günahlara kefaret...

    münferit belâlarda ise, bize göre en selâmetli yol, şu olsa gerek:

    musibet kendi başımıza gelmişse, nefsimizi suçlayalım; onu tövbeye sevk edelim. başkalarına gelen belâ ve âfetleri ise onların terakkilerine vesile bilelim. böylece hem nefis terbiyesinde yol kat etmiş, hem de başkaları hakkında kötü düşünmekten kurtulmuş oluruz.

    selam ve dua ile...
  • 0
    zıdan 9.5.2018 23:48
    fazlasıyla düşündüm, ama sınav dendiği için böyle kendi irademizle hakeret edip karar veririz, ama saçma gelen önceden zaten bilinmesi bunların.
    0
    sevde 9.5.2018 23:51
    ama şöyle düşün sana irade verilmiş ki mesela öğretmenin sana deseki senin 20 alacağını biliyorum sınav yapmaya gerek yok otur sana 20 dese haksızlık olduğunu düşünmez misin? aynen öyle de allah biliyor irademize bırakıyor ki itiraz hakkı doğmasın. yani allahın bilmesi imtihana engel değil
    0
    zıdan 9.5.2018 23:52
    biliyorum
  • 4
    taokan 9.5.2018 23:48
    zaten o tür kavramlar olmasa, dünyanın da bir anlamı kalmıyor. oturmaya mı geldik buraya, imtihan oluyoruz.
  • 1
    payrooo 9.5.2018 23:49
    bütün ruhları serbest bırakıp hakedenleri cennete haketmeyenleri cehenneme gönderecek tanrı. kesin ve net. şu dünyadaki göreceğimiz en büyük adalet budur
    0
    sevde 9.5.2018 23:53
    burası imtihan dünyası olduğu için hakiki adalet yok
    zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar.
    sözler - 50 demek ki ileride hakiki adalet var. boynuzsuz keçi boynuzlu geçide hakkını alacak diye hadi var.
    0
    payrooo 9.5.2018 23:59
    yazının tamamını okumadım başlığına göre yazdm kısa bir şeyler. diğerlerine yaz sen takılıyorum ben buralarda
    0
    newlife 10.5.2018 02:27
    sozler nedir? kuran delili neyinize yetmiyor? yeterince mubin degil mi kuran? sozler 50 60 70 den delil getireceginize kurandan sure ayet delili getirin insaallah.
  • 3
    8bit 9.5.2018 23:56
    böyle yazılar görmek güzel. eline sağlık.
    0
    sevde 9.5.2018 23:59
    teşekkürler
  • 0
    mcak 10.5.2018 00:06
    şimdi baştan söyliyim din ile aram hiç yok ama olmadığı kadar da çok belki kalkıp taşlarsınız belki oturup alkışlarsınız. konuya cehennem ile başlıyayım.
    nedir cehennem ?
    alevler zebaniler kısacası.
    cennet nedir ?
    seralar, ırmaklar, huriler.

    bir giriş gerekirse asrın insanları çöllerde yaşamış suya hasret, sıcaktan bunalmış insanlardı. bu insanların neyden korkması gerekirdi? susuzluk, sıcak, ateş vs. şimdi bu yeni nesillere cehennemı böyle değil söyle anlatalım internet yok, iletişim ağı yok, elektirik yok.. gibi gibi diğer türlü anlatırsan korkmazlar.

    peki ya cennet? o dönemde susuzluk çeken insana sudan, ırmaklar daha güzel ne sunabilirdin?

    konu başlığına gelince bu kadar kötülük zulüm diyelim neden müsade ediyor diyelim allah(c.c.) neden yeryüzünde kaosa izin versin? peki soruyu şöyle sorayım? kötülüğü yaşayan insan birşeylerin bedelini ödüyor olamaz mı? içi yanıyor olamaz mı? cehennem sadece teninin vucudünün fiilen yanacağı yer mi ?

    anlatmak istediğim anlaşıldıysa ne âlâ.

    belirtiyim kişisel şahsi görüşüm ve saygım sonsuz.
    0
    sevde 10.5.2018 00:12
    cehennem sadece vücudun yandığı bir yer değil vicdanın ruhun diğer tüm duygularının ile beraber yanıp temizlediği bir yer. ayrıca allahın musibetlere neden izin verdiğin yazdım yukarı da tabu bu konular daha tafsilatlı ama cennet için şunu biliyorum öyle bir rahman, öyle bir âlemde, öyle has ibadına öyle ikramlar edecek; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutur etmiştir. âmennâ...
    sözler - 77
    0
    mcak 10.5.2018 00:18
    bana tek bir sorunun açıklamasını yapın o zaman? hatta 2 olsun biraz sinir biraz sınır zorlıyalım.
    hatta 3 olsun torba dolsun.

    hrıstiyan ve müslüman bebek arasında ki fark ?
    tecavüze uğrayan bir bebek?
    hristiyanlık ve müslümanlık arasında ki fark ( iki dinde allâh'à inanıyor biri tanrı diğeri allâh diyor.)
    1
    piiuv 10.5.2018 01:16
    1 ) ikisi arasında fark yok zaten çünkü ikiside fıtrat olarak islam üzerine dünyaya geliyor ve aklı ergen olana kadar islam üzerine yaşıyor...

    2 ) tabikide tecavüz haberleri hoşnut olunacak şeyler değiller insan olan herkesin içini acıtacak şeyler ancak hakikat gözüyle bakarsan düşündüğümüz kadar içlee acısı bir durum değil nasılmı ? şöyle ki o bebek islam üzerine dünyaya geldiğinden otomatikman sonsuz bir cennet hayatına geçiş yapıyor ve unutmayalımki orada sonsuz kalacak !!! halbuki dünya da uzun yıllar yaşasa belki de amellerinin sonucu olarak cehenneme gidecekti aslında görünürde kötü gibi duran bu olay netice itibarıyla ona sonsuz bir cenneti kazandırdı

    3 ) aslında kaynak olarak iki dinde semavidir yani kaynağı allahtır ancak hristiyanlık hükmünü yitirimiş ve yerine islam gelmiştir kaynağı semavi olduğu için diğer kitaplarda da islamın delillerini bulabilirsiniz...
  • 1
    thenamyelus 10.5.2018 01:18
    ellerine sağlık çok güzel
  • -1
    kahrmn_kemal 10.5.2018 01:47
    bu sıralar fazla din konuşuluyor.. yanlış bir durum.. konuşacak daha güzel birşey yok mu
    1
    sevde 10.5.2018 05:46
    estağfurullah din konuşmak çirkin bir şey mi o zaman okumayın bu kadar basit
  • 0
    newlife 10.5.2018 02:17
    "sakın, allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor." ıbrahim suresi. 42. ayet.
    14:22 - iş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "şüphesiz ki allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. o halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! ben, önceden beni allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!

    14:27 - allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve allah, dilediğini yapar.
  • 0
    newlife 10.5.2018 02:31
    allah sozler bilmemkactan degil kurandan hesaba cekecek. bahsettiginiz kelama ornek olabilecek bir suru ayet varken kuranda, daha dun ölüp gitmis bi hocanın risalesinden incil bolumu okur gibi "sozler 77, sozler 50" diye paylasim yapmanız ne kadar utanc verici.
    0
    sevde 10.5.2018 06:03
    o ayetleri biliyoruz sadece iman etmeyen neden sonsuz cehennemi hakediyor bunu anlamaya çalışıyoruz yazının tamamını okumadınız galiba
  • 0
    ersals 10.5.2018 06:16 ~ 06:18
    olayları musibet ya da hayırlı olarak ayiran anlayış aslında yaradan in faaliyetini yargilamaktadir. 

    bunu da din adına yapmakta malesef. 
    bir dini kaynağı temel alıp başka hiçbir kaynağı okumayan ve kendini geliştirmek yerine aynı metinleri aynı kafa ile defalarca okuyan kişiler in algi düzeyleri malesef gelişmiyor. 

    en azından okuyorlar o da ayrı bir konu .

    ancak bu tarz kişilerin argümanları kaynaktan yüzeysel beslendikleri için curutulmeye mahkum......



    not bu yorum manevi kaynağı hedef almamakta. bunu anlamak zor değil ancak sadece tek kaynağı olan kişiler bunu anlamıyor malesef
    yazmak zorunda kaldım
  • 0
    umutbaygeldi 30.6.2018 23:12
    bu konu hakkında sadece dr zakir naikin allah'in varlığının ispatı adlı videoyu youtubeden izleyerek istediğin sonuca varabilirsin.