12

mahşer günü - çöpteki hayaller

Dunka, Yeni Dünya'nın sokaklarında yürürken, aklına takılan o soru tekrar zihnine yerleşmişti. "Ahh Tanrım, herkesi neden eşit yaratmadın?"

Beş dakika kadar yürüdükten sonra, Silka'nın birahanesine daldı. Kafasını sorulardan ve düşüncelerden uzak tutmak için, votkanın iyi gideceğini düşünüyordu.

-Hey, Silka. Nasılsın dostum.
-Dunka! Seni uzun zamandır görmüyorum ahbap. Nerelerdeydin?

Silka, kafasında üç beş tel saç kalmış, anlı geniş ve suratı buruşuk olan bir Alman'dı. Gözlerinde ki maviliği, garip bir sinsilik ve derinlik alıyordu. Yüzünün tombul oluşu ve kirpiksiz oluşu da onu bir hayli garip ve tiksindirici yapıyordu. Fakat Dunka'nın kanı bu adama daha ilk günden ısınmıştı.

Dunka sıkıntılı bir gülümsemeyle;
-Ah Silka, dünya denen yerden nefret ediyorum. Keşke dünya hayal ettiğimiz şekilde dönebilseydi, bu sayede etrafa saçılmazdık.
-Bir kadeh votka al ve her şeyi unut. İşin sırrı bu.
-Mümkün mü? Yani... Unutmak mümkün mü? Bir çırpıda her şeyi silmek... unutmak! Ah neler vermezdim, unutmak için.
-Neyin var Dunka? Yoksa birisi canını mı sıktı?

Dunka önce duraksadı. Çünkü o an, o çaresiz an damarlarından bir his gibi beynine doğru süzüldü. "O... Hayır. Neden, Neden? Ah, çocuk neden gelmedim ki peşinden? Oysa yapacağım şey çok basitti. Affet beni. Bende zalimlerden oldum. O bakışlarını nasıl unutacağım? Göz bebeğindeki ıslak ışıltıyı nasıl unutabilirim? Cesaretim mi yoktu? Utandım mı, yoksa senin benden korkma ihtimalinden mi korktum?"

Dunka beş ya da on dakika düşündü bunları. Tam düşüncelerinin içindeyken Silka onu sarstı;
-Hey! Dunka hasta mısın? Yüzün bembeyaz olmuş.
-Bir şeyim yok Silka. Yalnızca... Neyse, bir şey yok. Hadi iyi akşamlar Silka.

Dunka kapıdan çıkarken, Silka endişeli gözlerle onu izliyordu. Başında bir iş olduğundan korkuyordu.

Dunka, ay ışığı kaldırımlarda düşünceli düşünceli yürüyordu. Sokak lambalarının altında, güneşsiz gölgesinin peşinden, tabanlarını sarsa sarsa gidiyordu. Sonra birden bir elin onu tuttuğunu hissetti. Arkasına hızla dönüp baktı, ama kimse yoktu. Dunka o elin vicdanı ve yahut o çocuk olduğunu düşünüyordu. İkisinin de aynı şey olduğunu anlaması uzun sürmedi.

Dunka evine giden yolu uzatarak, kestirme yerine, evinin iki üç sokak yanından gitmeye karar verdi. Çünkü gittiği yolda bir nehir ve köprü vardı. Burada durup biraz düşünmek ve hatta etrafta kimse yoksa nehre gözlerinden birkaç su damlacığı bırakmak istiyordu.

Yaklaşık on dakika süren bir yürüyüşün ardından Dunka, nehre vardığında köprüde küçük bir çocuk gördü. Beynin de şimşekler çakıyordu. Acaba o muydu? Dünkü çocuk muydu? Dunka, çocuğu gördüğünde utancından, önce kaçmak istedi. Sonra aynı hatayı bir daha yapmanın vermiş olduğu vicdan azabına katlanamayacağını düşündü ve kaçar adımlarla çocuğa doğru yürümeye başladı. Ayaklarıyla kupkuru toprakta, bir bataklığın içindeymiş hissiyle ağır ağır ilerliyordu. Gitmek ve gitmemek konusunda kendi içinde savaşırken, çocuğun yanına geldiğini fark etmemişti. Çocuğu birden karşısında görünce, kanı çekildi. O heybetli omuzları yere doğru serildi, dev bir kambur gibi dikiliyordu çocuğun karşısında. Dudakları, bıyıklarıyla birlikte senkronize bir şekilde titriyordu. Fakat bir kaç saniye süren bu şok anını atlattı ve çocuğa döndü.

Çocuk kestane sarısı saçları ve simsiyah kaşlarıyla, gecenin içinden geçen bir yarasa gibi parlıyordu ayın altında. Yüz hatları sivriydi, elmacık kemikleri ile yanakları arasında, bir çukur vardı. Üstünde paçavra denebilecek, yırtık kıyafetler vardı.

Dunka'nın yüzünde utancının sardığı bir gülümseme vardı. Sanki o an gülmek zorundaymış fakat içindeki bir şey yüzünde ki sahteliğe katlanamıyormuş gibi.

Dunka, bir anne şevkati ile;
-Gecenin bu saatinde dışarıda ne işin var. Evinde olman gerekmiyor mu?
-Bir evin yoksa, gittiğin her yer evin gibidir.
-Ailen yok mu senin?
-Yok. Hiç kimsem yok.
-Peki şu zamana kadar nasıl geldin?
-13 yaşına kadar, o iğrenç çocuk yetiştirme yurdunda kaldım. Daha sonra oradan kaçtım. Bir akrabam veya yakınım yok. Varsa bile benim haberim yok.
-Adın ne senin?
-Yedvay.
-Ben de Dunka. Sen o gün çöp tenekesinin orada gördüğüm çocuk musun?
-Evet o bendim.

Dunka'nın dizlerinin bağı çözülmüştü. -Yaptığı kötülük, bir çok insanın gözünde çok anlamsızdı. Fakat onun merhameti diğer insanlar gibi umursamaz ve vurdumduymaz değildi. Yaşadığı her şeyi saniyesi, saniyesine hatırlıyor ve yaptığı her kötülüğün ve pişmanlığın acısını çekiyordu.- Suratı incecik bir ipin altında eriyen mum gibiydi.

Duyulur duyulmaz bir sesle;
-Ne yapıyordun sen orada? -Dunka aslında her şeyi biliyordu, fakat bilmemezlikten gelerek içini rahatlatmaya çalışıyordu bir çok insan gibi.-
-Hiiiiç. Ben bir şey yapmadım.

Dunka, Yedvay'ın bu sevecen ve utangaç tavırlarını görünce, içinde ki sıkıntı birden kayboldu. Onun yerine, hayatında ilk kez tattığı bir duyguyu hissetmişti yüreğinin en derin yerlerinde. Bu duyguya "babalık" diyorlar yanlış hatırlamıyorsam. Yedvay'ın o masum ve içten çekingenlik hali, Dunka'nın içinde yıllardan beri uyanmayan bir takım duygular uyandırmıştı. Dunka bundan sonraki konuşmalarında, çocukla eğlenerek konuşmaya başladı.

-Ne yapmadın?
-Ben oyuncak falan almadım çöpten.
-Peki almadığın oyuncağı bana tarif eder misin?
-Şey... böyle kahverengi bir ayıcıktı. İşte bu kadar büyüktü. -Bunu söylerken ellerini kocaman açmıştı- Bir de şeyi vardı... heh, pofuduk bir suratı vardı. Kahverengi bir ayıydı. O kadar tatlı ve yumuşaktı ki...
-Demek o ayıyı çok sevdin.
-Evet hem de çok sevdim. Biliyor musun benim daha önce hiç oyuncağım olmadı.

Yedvay bunları söylerken, Dunka'nın gözlerinin içine bakıyordu. Dudakları büzülmüş, elleri aşağıda bir şeyi tutuyordu. Evet ayıyı tutuyordu. O gün hiç bırakmamıştı onu. Sanki tek varlığı oymuş gibi korudu onu.

-Peki yeni bir oyuncak ister misin?
-Alıcak mısın? -Çocuk "Alacak mısın?" sorusunu o kadar ani ve bekliyormuşçasına sordu ki, harflerden birini "ı" diye çıkarttı.
-Hadi takıl peşime.



....


=> yorumlarınız benim için değerlidir. :)




  • 0
    ghostrider 6 ay önce
    ben yine kararımı değiştirip, mahşer gününü hikaye şeklinde yazmaya karar verdim. linç geliyor...
  • yazmak üzerine

    deneme, makale, fıkra gibi konular hakkında yazıların yazıldığı bölümümüzde amaç öğretmeyi ve bilgilendirmeyi gütmektedir.

    193 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    ghostrider
    plumerion

  • bu bölüm #sosyal bölümünün alt bölümüdür.
  • =>konu dışına çıkılması yasaktır.

    =>paylaşılan yazılar bölümle alakasız ise kaldırılır. 

    =>+18 paylaşımlarda +18 ibaresi işaretlenmelidir.

    =>küfür, hakaret vb. söylemler kesinlikle yasaktır.

    =>yazarlar uzman olduğu veya deneyimi bulunduğu konular hakkında yazılar yazmalıdır.

    =>yazılan yazının mutlaka bir başlığı olmalıdır.