9
cesaretiniz var mı?
hayatınızda söylediğiniz en büyük yalan ne sizce?
  • 1
    mein_diana 16 gün önce
    sınıfta dogruluk cesaretmi oynarken sevdiğin biri varmı sorusuna her seferinde hayır demek
    1
    pandababy 16 gün önce
    aha ben
  • 2
    pacard 16 gün önce
    herkese çok duygusuz bir imaj veriyorum halbuki tam tersiyim
  • 9
    champ 16 gün önce
    3 çocuğum var ama aslında gayım
    1
    banabubade 16 gün önce
    wtf champ me oluyo olm sjjdsj kendine gel
    0
    furis 16 gün önce
    ilgi çekici.
    0
    binaenaleyh 16 gün önce
    hep toplum baskisi
    0
    tazekan 6 gün önce
    bende dayım
  • 0
    gokkusaklikus 16 gün önce
    anladık hocam
  • 1
    banabubade 16 gün önce
    ben başlı başına bi yalanım zaten hacı
    kimse daha gercek beni görmeden gocup gidicem buralardan
    0
    furis 16 gün önce
    bade hanım da gelmiş
    1
    banabubade 16 gün önce
    lanne hanımı olm
    aslan gibi erkegim ben
    hemide ismim fatih
    bi yürünmeyen ben kalmıştım oda oldu shsjsj hem bade değil bana buba de
  • 1
    selinengin 16 gün önce
    neye karşı cesur olmam gerektiğine bağlı.
    0
    furis 16 gün önce
    selin hanım siz şu karamel saçlı selin misiniz?
    0
    selinengin 16 gün önce
    hayır
    0
    furis 16 gün önce
    olamazsınız da zaten.
    0
    zabador 16 gün önce
    hsjshsjsh
    0
    furis 16 gün önce
    selinengin offline...
  • 2
    furis 16 gün önce
    (pi: kendimi seviyorum) sürekli söylerim bu yalanı kendime.
    ama kendimi üzmekten başka bir şey yaptığım yok.
    0
    shewolf 16 gün önce
    kıyamam :( yapma öyle
    0
    furis 16 gün önce
    ama öyle be dişi kurt.
  • 3
    nirvanascoffee 16 gün önce ~ 16 gün önce
    askerdim ve görevim harici habercilikti. görevim icabı her gün sabah 8 akşam 5 dışardaydım. genelde öğleye kadar bana verilen görevleri yapıyor öğleden sonra da şehrin caddelerini arşınlamak suretiyle boş boş geziyordum. derken bir gün büyük bir tesadüf eseri bir üniversite öğrencisi kızla tanıştım. tanışır tanışmaz kendisinden hoşlandım ve her şey o andan itibaren gelişmeye başladı.
    aslında bir yalan söyledim, sonra o yalan başka yalanlara neden oldu ve o da başkalarına ve derken bir süre sonra işler o kadar içinden çıkılmaz bir hale geldi ki ona anlattığım şeylerin aslında gerçek olmadığını açıklamak zorunda kaldım. o açıklama deneyimi hayatım boyunca yaşadığım ve yaşayacağım en zor deneyimdi.
    yalanlar zinciri de aynen aşağıda anlatacağım gibi gelişti:
    tanışmanın ilk evresinde kız bana "okuyor musun" diye sordu.
    "evet" dedim.
    ardından okulumu sordu:
    "gazi üniversitesi işletme fakültesi" dedim
    tesadüfe bakın ki o da gazi'de bilgisayar öğretmenliği okumaktaymış. o bölümde okuyan arkadaşları varmış.
    sınıfımı sordu: "2" dedim.
    neyse ki arkadaşları 2. sınıf değilmiş yoksa işler en baştan berbat olabilirdi.
    fakat tanışıklığımızın ilerlemesi ve sıhhatli bir biçimde sürmesi için bir yalan daha söylemeliydim. bu yalan da niçin hiç okula gitmiyor olduğumu açıklamalı idi. ki ilerleyen süreçte kendisiyle okulda buluşamama sorunumuz dikkat çekmesin.
    o an aklıma ceza aldığım ve bu yüzden de okuldan 2 dönemlik geçici uzaklaştırma verildiği yalanı geldi ve tereddüt etmeden söyledim.
    inandı tabi, üzüldü ve uzaklaştırma alma nedenini sordu:
    yalan yine o an aklıma geldi:
    bir arkadaşımın yerine sınava girdiğimi ama gözetmenlerin bunu anlayıp tutanak tuttuğunu ve okul yönetiminin de iki dönem okuldan uzaklaştırma cezası verdiğini söyledim.
    bu son yalan kızın gözlerinde minik bir parlama meydana getirdi ve şöyle dedi: "çalışkan bir öğrencisin sanırım, arkadaşların senden kendi yerlerine sınava girmeni istediklerine göre."
    "evet" dedim. tanışmanın ilk evresini bir avuç yalanla bu şekilde geçiştirdim ama tuhaftır söylediğim her yalan kızı biraz daha bana yaklaştırdı. o kadar ki yalanlar bittiğinde kızın omzu ile benim omzum yan yana temas halindeydi.
    sonra yalanlar devam etti:
    "nerede oturuyorsun?"
    "bahçeli evler yedinci caddede." (çok elit bir aileden geliyorum)
    "ailenle mi yaşıyorsun?"
    "evet"
    "kardeşlerin var mı?"
    "iki tane ağabeyim var."
    "onlar ne yapıyorlar?"
    "biri abd'de. mit'de doktora sonrası araştırma görevlisi olarak eğitim görüyor. diğeri almanya'da yüksek mimar. içlerinde en başarısız ve en az zeki olanı benim."
    itiraz etti kız, benim de en az onlar kadar zeki olduğumu sadece tercihlerimin farklı olduğunu söyledi.
    anne ve babamın işi için de marjinal meslekler seçmeyi ihmal etmemiştim tabi: annem psikolog babam da yüksek bürokrattı.
    ilk buluşma bu yalanlar zincirinin birbiri ardına ulanmasıyla sona erdi ve sonra işler tuhaflaştı. kız bana adeta tapınmaya başladı. gece uyumadan ve sabah uyandıktan hemen sonra mesaj atıyordu, güne benimle başlamak ve günü benimle bitirmek zorundaymış. mesajlarım bir kaç dakika geciktiğinde edişe krizlerine giriyordu, başıma bir şey geldiğinden şüpheleniyordu. günde üç öğün ne yediğimi soruyor ve diyetimi sürekli kontrol ediyordu. bazen ben uyurken gece sabaha kadar yüzlerce çağrı bırakıyor ve sabah "bu çağrıların hepsinin onun yüreğinin derinliklerinden kopan birer sevgi damlası olduğu"nu belirten mesaj atıyordu. her gün bana daha bir başka aşık oluyor, bana aşık olmaktan kendisini alamıyordu.
    o ışık hızında bana olan aşkını ilerletirken ben de işlerin yavaş yavaş kontrolden çıkmakta olduğunu hissediyordum. basit bir er olarak iğrenç bir birliğin iğrenç eratında yaşıyordum. günler böylece geçip giderken meselenin zihnimde yarattığı stres ve baskı da artıyordu. böyle olmayacaktı. her şeyi açıklamak zorundaydım.
    bunu yüz yüze yapamayacağımı anladım. açıklama işini günlerce erteledim. bir şeylerin değiştiğini hissetse de kızcağızımın bana olan o büyük aşkı sönmüyor, tükenmiyordu. ve bingo!
    bir pazar sabahı kendisine internetten mesaj attım ve çok önemli bir şey konuşacağımı söyledim. çok zor oldu tabi. hayatının en büyük şokunu yaşadı. üzüldü, ağladı, ne söyleyeceğini bilemedi. bense tepkisiz bir şekilde öylece kaldım.
    sonra iki soru sordu:
    soru 1: "bunu niye yaptın."
    "çünkü senden çok hoşlanmıştım ve eğer asker olduğumu söylersem benden hoşlanmazsın sanmıştım."
    soru 2: "benim yerimde olsan ne yapardın?"
    "kesinlikle affetmezdim. hayatımda bir saniye bile kalmana izin vermezdim. ne yapsan ne söylesen haklısın."
    "ama" dedim "bir ikinci seçenek daha var."
    "neymiş" dedi.
    "beni affedebilirsin. çünkü tüm bu yalanların hepsini seni sevdiğim ve seninle birlikte olmak istediğim için söyledim."
    hayatımın en büyük yalanlarından biri buydu ve bu yalan bana hayat hakkında çok şey öğretti.
    0
    papaya 16 gün önce
    adam yalan makinesi :) sonra ne oldu peki merak ettim?
    0
    nirvanascoffee 16 gün önce
    sonra ne oldu? birazdan anlatacam puvo, halletmem gereken bir kaç işi bitirir bitirmez...
    1
    masum_yalanlar 16 gün önce
    peki sonrası yani kız arkadaşının tepkisi neydi?
    0
    nirvanascoffee 16 gün önce
    son soruyu sorduktan ve ben de yanıtını verdikten sonra artık yazmıyordu.
    o da ben de dağılmıştık resmen. sabahın 10’unda bir internet kafenin ücra bir köşesinde gerçekleşmişti yazışmalar. olan biten her şeyin derinlemesine zihnime kazındığı bir andı.
    bir süre boş boş ekranı izledim. hiç bir tepki yoktu. ekrandan ayrılıp dışarıya çıktım ve bir sigara yaktım. sigara bitince tekrar ekrana döndüm. hiç bir şey yoktu. ekrana bakma ile sigara içme eylemi arasında gidiş gelişim kaç kez sürdü bilmiyorum ama yazmıyordu. o yazmadıkça ben bekliyordum. telefon edemiyordum ya da sms atamıyordum. sonuna kadar suçluydum ve cezam neyse çekmeye hazırdım. en büyük ceza ilişkinin bitirilmesi olacaktı ki bu seçenek resmen beynimde fırtınalar yaratıyordu.
    öğlen 12’ye kadar sadece dışarıya çıkıp sigara içme ve ekrana dönüp “bir şey yazmış mı acaba” diye umutsuzca kontrol etmekle geçti. ondan hiç bir kıpırtı yoktu ve ben akşama kadar o ekranın başında beklemeye kararlıydım.
    12’de telefonum çaldı. o arıyordu. telefonu açtım. “alo” diyemedim. o da bir şey söyleyemedi. nefesini duyar duymaz elimde olmadan, tamamen bilinçsiz bir şekilde ağlamaya başladım. aynı anda o da ağlamaya başladı. hayatımda ilk kez ortalık yerde hıçkırıklara boğulmuş bir şekilde ağlıyordum. içeriden arkadaşlarım sesime koşup geldir. olan bitenden haberleri olmadığı için deli gibi bağıra çağıra ağlayışıma bir anlam veremediler. o da ağlıyordu ve “neden, neden, neden” diye bağırıyordu. sadece konuşamayacağımı, birazdan kendimi toparlayıp yeniden arayacağımı söyleyebildim ve telefonu kapadım. arkadaşlarıma bir şey söylemedim.
    deli gibiydim ve bu böyle olamazdı. su içtim, elimi yüzümü yıkayıp azıcık toparlandım ve yeniden aradım. bu kez durum biraz daha iyiydi ama yine de konuşamıyorduk. binbir güçlükle, ağlamaklı bir sesle “lütfen seni görmeme izin ver” diyebildim sadece. o da sadece “tamam gel” diyebildi.
    internet kafenin hesabını bile ödemeden deli gibi metro durağına koştum. kaldığı yurt beşevlerdeydi. yurdun yakınındaki sürekli buluşma noktamız olan küçük bir parkta buluştuk.
    onu görür görmez yeniden ağlamaya başladım. o da ağlıyordu. banklardan birine oturup bir süre ağlaştık. dilime gelen tek cümle “özür dilerim” idi. sürekli, sadece özür diledim bir süre. arka arkaya sigara yakıyordum ve bir yerden sonra daha fazla içmeme razı olmadı.
    yüzüne bakamıyordum. ona dokunamıyordum.
    bu haleti ruhiye bir süre öylece hiç konuşmaksızın sürdü. sonra sessizliği bozan o oldu. konuştukça kalbim güm güm atıyordu. zihnimin derinliklerinden gelen tek soru vardı: “acaba bitirecek miydi?” sanki şu an söylenmiş gibi hatırladığım, beyin devrelerime resmen kazınan şu cümleleri kurdu ve sonra ilginç bir şey yaptı:
    “olan oldu. artık hiç bir şeyi geriye almamızın imkanı yok.” bu cümle tipik bir ayrılığın giriş cümlesi gibiydi ve kalbimi yerinden çıkacakmış gibi çarptırmaya yetti.
    “normal şartlar altında seni terketmem gerekiyor. bu ilişkiyi kalbime gömüp yoluma devam etmem gerekiyor. “ iki cümleyle kızım benim, rüzgarı tersine çevirip bir umut yeşertti içimde.
    “ben bunu yapamam. bu kadar güzel bir şeyin hiç olmamışçasına yok olmasına izin veremem.”
    “seni hayatımdan çıkaramıyorum.” “yapılması gerekenin bu olduğunu biliyorum ama bunu yapamam.”
    “aklım sabahtan beri karmakarışık. hiç bir şey düşünemiyorum bile. düşünebildiğim tek şey bunu bitiremeyeceğim.”
    boynuna atıldım resmen. “çok teşekkür ederim, çok teşekkür ederim, çok teşekkür ederim” demeye başladım.
    “bana bir daha asla yalan söylemeyeceğine söz ver” dedi.
    “söz” dedim.
    zaman aktı ve çarşı iznimin sonu geldi. sarıldık ve ayrıldık. yolda şöyle bir mesaj geldi: “sen bütün o şeyleri anlatırken en çok neden korktum biliyor musun? aramızdaki bu şeyin bitmesinden” dedi. cevap yazdım, “sana bütün o şeyleri anlatırken benim de en çok korktuğum şey seni kaybetmekti.”
    1
    furis 16 gün önce
    şeytan ile bir tanışıklığınız var mı hacı?
    0
    nirvanascoffee 16 gün önce
    şeytan ile tanışıklık ne alaka? şu dünyada yalan söylemeyen insan var mı?
    0
    furis 16 gün önce
    şakadan anlamıyorsun puvo...
    0
    nirvanascoffee 16 gün önce
    pardon puvo, yanlış anlamak istemezdim :)
    0
    furis 16 gün önce
    estağfirullah puvo
    0
    tazekan 6 gün önce
    furullah mı firullah mı
  • 0
    disiavei 16 gün önce
    kocisim olarak gördüğüm bey sence biz neyiz dediğinde kanka demek
    0
    furis 16 gün önce
    puvo sen kız mıydın ?
    0
    disiavei 16 gün önce
    he valla sanırım öyleyim
  • 1
    aliveli49elli 16 gün önce
    yengemi yedim
    0
    tazekan 6 gün önce
    yanında ne vardı
    0
    aliveli49elli 6 gün önce
    meze
    0
    tazekan 6 gün önce
    güzel, iyi gider
  • 0
    urghc 16 gün önce
    genelde içim kan ağlamasına rağmen "ne kadar olumlu bir insansın" dedirtecek kadar neşe dolu ve optimist görünmem.

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...

g20 yükleniyor...

g20 yükleniyor...