gece saçlı kız - mert (bölüm 8)

    7
    utopikbeyin 4.3.2018 15:15

    günler neredeyse birbirinin hep aynısı geçiyordu. sabah kalkıp nezaket'e kahvaltı için yardım ediyordu. o sırada mehmet hariç herkes uyanmış oluyordu. evde en uzun süren yemek saati kahvaltıydı. baba, önüne önceden koyulmuş gazeteyi yavaşça okurken bir yandan da kahvaltısını ediyordu. ela birkaç şey atıştırdıktan sonra kızı da alıp bahçeye çıkıyorlardı.

    o geceden sonra ela da çok yakın davranmıyordu gece saçlı kız'a. ancak yanından da ayırmak istemiyor, havadan sudan sohbet ediyorlardı. öğleye doğru güneş iyice yakmaya başladığı için ela eve giriyordu. ancak kız, çamaşır asmaya yardım etmek için nezaket'in yanına gidiyordu. boyu iplere yetişmese de sepetten ıslak çamaşırı alıp, silkeleyip düzgün bir şekilde nezaket'e veriyordu. kız birkaç defa evin penceresinden ela'nın onları izlediğini görmüştü.

    öğleden sonra ela kitap okurdu genelde. kız, o saatlerde özellikle uzak durur, rahatsız etmek istemezdi. nezaket ile mutfakta otururlardı. sohbet etmeseler dahi aralarındaki sessizlik rahatsız edici değildi.

    akşama doğru nezaket yemekleri yapardı. sofra kurulur, toplanır, herkes yataklarına giderdi.

    standart günler, haftalar aktı. gece saçlı kız bu sıradanlığa alışmıştı artık. ela ile de soğuk değildi araları. hatta son bir haftada yaptıkları esprilere gülümsemişlerdi bile.

    yine normal bir günde ela kitabını okurken birey mutfakta oturmuş meyve suyunu yudumluyordu. nezaket alışveriş için dışarıya çıkmıştı. hava sıcak olduğu için de kızı yanında almamıştı.

    mutfağa, mehmet'in hizmetçisi girdi. zayıf vücutlu, tombul yanaklı, hafif çekik gözlü esmer bir oğlandı. kolları oyuncaklarla doluydu. zar zor ilerliyordu.

    kız hemen kalktı ve oğlana yardıma koştu. geldiği günden bu yana yalnızca adının mert olduğunu biliyordu. onu da mehmet'in seslenişinden duymuştu.

    "dur yardım edeyim."

    "teşekkürler."

    kız, oyuncakların neredeyse yarısından çoğunu kollarına almıştı. ancak tek bir zorlanma belirtisi göstermiyordu. mert şaşırmıştı.

    "nereye gidecek bunlar?"

    "bayağı güçlüsün sen."

    kız gülümsedi. mert afallamış gibi ona baktı. kız bu uzun süreli bakışmadan rahatsız olmuştu. kaşlarını kaldırarak sorusunu yineledi.

    "nereye gidecek bunlar?"

    mert uykudan uyanır gibi irkildi. parmağıyla, bahçe ile mutfağı ayıran camekanı işaret etti.

    "şuraya."

    "tamam sen önden git. kapıyı aç bana."

    "tamamdır."

    mert'in elinde iki-üç oyuncak kalmıştı. tek eliyle onları tutarken diğer eliyle kapıyı açtı. kız dikkatlice geçti.

    "şimdi nereye gidecekler."

    "bırak buraya. mehmet nereye isterse oraya gidecek."

    "söylemedi mi?"

    "buraya kadar olduğunu söyledi."

    kız omuz silkerek oyuncakları oraya bıraktı. doğrulduğunda mert'in dalmış yüzüyle karşılaştı. yanakları kızarmıştı.

    "teşekkürler birey."

    "rica ederim mert."

    bir süre daha öylese kaldılar. o sırada içeriden mehmet'in sesi geldi.

    "mert! buraya gel! şu oyuncakları unutmuşsun!"

    mert gitmesi gerektiğini belirten bir işaret yaptıktan sonra garip bir şekilde içeriye yöneldi. sık sık başını çevirip kıza bakıyordu. kız bunun olacağını önceden tahmin etmişti. kahkahalar ile gülerken ayağı kapının dibine takılıp yere düşen mert, utangaç bir gülümseme ile düştüğü yerden kalktı. işte şimdi tam bir mert olmuştu ona göre. uzun zaman sonra ilk kez bu kadar gülmüştü. ancak uzun sürmedi. babasının bombalanma anı belirdi gözünün önünde. sustu. başını önüne eğdi. anıları onu kovalamaya devam ediyordu.



  • 0
    horseman 5.3.2018 11:10
    hissediyorum azrail tirpanini okşuyor. her şey bu kadar güzel olamaz olmamalı
    0
    plumerion 5.3.2018 12:41
    pek de güzel bir şey değil ki sentor usta.

    mert'in yemi suyu verilen yük eşeğinden ne farkı var adamların gözünde.
    0
    horseman 5.3.2018 12:47 ~ 12:47
    aşkı da güzel yapan bu ya işte. kusurların sınıfların engellerin bir anlamı kalmıyor. ben aşkın doğacağını kastederekten dedim hocam :)
    0
    plumerion 5.3.2018 12:53 ~ 12:55
    hocaam kızmayın ancak mümkünse aşk maşk olmasın.

    insanların cektiği bütün acıların sorumlusu, onları dünyaya getirten "aşk"tır. aşk'ın kötü niteliklerinin iyi niteliklerinden kat be kat fazla olduğu ortada.

    iki kişinin aşkı yüzünden çocuk yaşında bir kendisinin bombalarla parçalanmadığı kaldı kızın.
    0
    horseman 5.3.2018 19:34
    hocam bunun kökeni adem ile havvaya kadar gider o zaman :) bu tamamen insanlıkla alakalı. aşk'ı ne kadar biliyoruz ve yaşıyoruz, günümüzdeki bütün ilişkilerin çoğu hormonal kaynaklı hevesten ibaret bence. aşk konusunu ustasına sormak lazım (pi: @bbefsun) :)