gece saçlı kız - ateş (bölüm 5)

    10
    utopikbeyin 2.3.2018 07:50 ~ 07:51
    kız hissettiği sarsıntılar ile gözlerini açtı. arabanın hafif sarsıntısı onu uyutmuştu. birkaç gün boyunca yattığı yataktan kaldırılmış, bir arabaya bindirilmişti. hissizlik yerini bilinmezliğin endişesine bırakmıştı. harap olduğu evlerin bulunduğu bir sokaktan geçiyorlardı. eskiden çocuk seslerinin hakim olduğu bu yer ölüm sessizliğine bürünmüştü.

    gece saçlı kız yanında oturan kadına baktı. hemşirelerden biriydi. pencereden dışarıyı izliyordu. az sonra kızın ona baktığını fark etti ve o mide bulandırıcı gülümsemelerinden birini kıza gönderdi.

    "merhaba güzel kız." saçlarını okşadı.

    kız o anda kendinde bir farklılık hissetti. uyku mahmurluğuyla kaldırıldığı yataktan daha farklı bir görünümde hissetti kendini. açık olan saçları iki yandan örülmüş ucuna pembe kurdeleler takılmıştı. üzerinde küçük yırtıklar olan tişörtü hala duruyordu ancak pantolonu yerine dizinin üstünde biten bir etek giydirilmişti. beline büyük geldiği için iki yandan iğneler ile tutturulmuştu.

    "nasılsın bakalım?"

    küçük kız kadına baktı. ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. kadın, kızın kaşlarını parmaklarıyla havaya kaldırarak düzeltti.

    "çatma bakayım kaşlarını. dilsiz numarası da yapma. konuşabildiğini biliyorum. şok yüzünden konuşmadığını sanıyordum ancak istemediğin için konuşmuyorsun. belli ki zeki bir kızsın. kulaklarını aç iyi dinle. sana iyilik yapıyorum. hayatını sokaklarda veya bilmem kimin evinde geçireceğine sana sabit bir ev sunuyorum. bunu ne kadar reddedersen o kadar aptalsın. gülümse. şansını daha da arttır."

    "senin şansını demek istedin herhalde."

    kadın, kızın bacağını çimdikledi. "şuna bak hele. dili de pabuç kadar. dilini de tut."

    kız hiçbir şey söylemeden başını kendi tarafındaki pencereye çevirdi. virane evler yerini daha iyi görünümlü evlere ve yaşamın olduğu sokaklara bırakıyordu. çok iyi değildi evler ancak yaşam belirtisi gösterecek kadar yaşanılasıydı. büyükler yaşamları için oradan oraya koştururken çocuklar yapması gerekeni yapıp ayun oynuyorlardı. onların daimi görevi bu olmalıydı.

    araba çok daha temiz bir sokağa girdiğinde yavaşlamaya başladı. bir süre daha gittikten sonra gece saçlı kız'ın görmüş olduğu en büyük kapının önünde durdu. arabanın kapısını yavaşça açtı ve dışarıya adımını attı. kadın hemen yanıbaşında belirdi. kaçacağını düşünmüş olmalıydı. ama kızın aklına bu gelmemişti. onun aklı kapının büyüklüğünde ve iki tarafından devam eden duvarların uzunluğundaydı.

    "muhteşem, değil mi?"

    kadın kızın omuzundan tutup ileriye doğru adımlattığında ihtişamlı kapı yavaşça aralandı. kız, içeriden gelen mis gibi koku karşısında mest oldu. kapının ardında beliren sıradan giyinimli bir adam güleç yüzüyle onları karşıladı.

    "merhaba."

    "merhaba, hoşgeldiniz. buyurun içeriye girin."

    kadın adamı başıyla selamladıktan sonra kızın elinden tutup kapıdan içeriye geçirdi.

    gece saçlı kız bambaşka bir dünyada hissetti kendini. sanki az önceki sokaklar, ıssızlık, ölüm, bombalar bu dünyaya ait değildi. burası güzelliğin, mis kokunun, zerafetin dünyasıydı.

    dümdüz taşlarla bezeli yolda yürürken ilk defa taşların bu kadar düzenli durabildiğini farketti. başını soluna çevirdiğinde o güzel kokunun kaynağını gördü. gül bahçesi vardı. ismini duymuştu ancak ilk kez görüyordu. bu kadar güzel koktuklarını hayal dahi edemezdi.

    başını sağ tarafa çevirdiğinde salıncakları ve kaydırağı gördü, hemen ilerisinde de hiç durmamacasına akan bir su çeşmesi gördü, gözlerini karşıya çevirdiğinde de asıl ihtişamın ta kendisini gördü. hayatında gördüğü en büyük ve en güzel evdi bu. üç katlıydı ancak eni oldukça uzundu. içini bir hafta da anca gezebileceğini düşündü.

    "fikrin değişti değil mi?"

    değişmemişti aslında. yalnızca her şeyin bu kadar çok ve büyük olmasına şaşırıyordu. kimdi bunlar? neden böyle bir yerde yaşıyorlardı? bir sene önce kaldığı ev bunun bir odasından bile daha küçüktü ancak yine de mutluydular. buradaki insanları onlardan ayrıcalıkla yapan neydi?

    evin kapısı açıldı ve içeriden evin hanımı olduğunu düşündüğü kısa siyah etekli, beyaz gömlekli, önünde önlüğü olan bir kadın çıktı. saçlarını tepesinden topuz yapmıştı. küçük kız, evin hanımı yemek yaparken onları rahatsız ettiği için utandı. ancak kadının kocaman gülümsemesi bir nebze olsun rahatlattı onu.

    "hoşgeldiniz. içeriye girin lütfen."

    kadın kapıyı ardına kadar açtı. kız ve yanındaki kadın içeriye girdiler.

    "beni takip edin lütfen."

    kız tedirginliğini üzerinden atıyordu. evin hanımı oldukça iyi biriydi.

    geniş holden geçip ondan daha geniş bir odaya girdiler. evin hanımı geniş bir koltuğu gösterdi. yeşil kumaşlıydı ve başlıkları parlak taşlarla işlenmişti.

    "buyurun oturun siz. beyefendi birazdan teşrif ederler."

    "teşekkür ederiz."

    "rica ederim efendim."

    "biz senin efendin değiliz. sen bir bireysin."

    evin hanımı şaşkın bir şekilde gece saçlı kız'a baktı. bu boydaki bir kızın kafasından çıkacak bir cümle değildi. yine de bozuntuya vermeden hafifçe gülümsedi ve kızın başını okşadı.

    "pardon siz kusuruna bakmayın. bazen böyle olabiliyor. evin hanımı neredeler acaba?"

    kız, şaşkınlıkla yanında duran kadına baktı. aptal olup olmadığını düşündü. evin hanımı karşısındaydı. bu davranışına hafifçe gülümsedi ancak pek uzun süreli olmadı.

    "sorun değil. hanımefendiler bir iş için şehir dışına çıktılar. ne zaman dönecekleri meçhul."

    bu sefer kız kendini aptal gibi hissetti. evin hanımı değilse, kimdi o?

    "peki teşekkür ederim."

    "rica ederim. bir şeyler içmek ister misiniz?" bakışlarını küçük kıza yöneltti. "sen küçük hanım? bir şey ister misin?"

    kız başını iki yana salladı. kadın da gülümseyerek uzaklaştı. o sırada küçük kız kolunda bir acı hissetti. kadın yine çimdiklemişti.

    "dilini tut diyorum sana."

    kız acıyan kolunu ovuşturarak kaşlarını çattı. gözleriyle etrafı incelerken bu yeri hiç sevmediğini hissetti. tavanda parıldayan büyük avize, büyük televizyon, büyük koltuklar, büyük halılar, büyük, büyük, büyük her şey... ama içindeki neşe, huzur, mutluluk da bir o kadar küçüktü. insanlar ne zaman unutmuştu asıl önemli olanın bunlar olduğunu. ne kadar büyük alırsan yine de doymaz, istersin. ama ne kadar büyük hissedersen o kadar varsın. eşyalarla dolu ev aslında bomboştu.

    gelen ayak sesleri ile düşüncelerinden uyandı gece saçlı kız. iri yarı, göbekli bir adam salondan içeriye girdi. yalnızca başının iki yanında birkaç tutam saç kalmıştı. üzerinde oldukça temiz ve pahalı duran bir takım elbise vardı. ayakkabısı ışıl ışıldı. o an kız kendisinin ne kadar pis olduğunu fark etti. rahat oturduğu yerde minik ayakları yere basana kadar öne kaykıldı ve delikli tişörtü çok belli olmasın diye kollarını önünde bağladı. kendini çok aciz hissetti. bunu asıl hissetmesi gereken o olmadığı halde.

    adam odaya girdiğinde kadın ayağa kalktı. elini uzattı ancak adam umursamadan direk karşı koltuğa yayıldı. kalın ve uzun kaşları doğduğundan beri çatıkmış gibi duruyordu. gür bıyıkları simsiyahtı. boyattığı aşikardı.

    uzattığı eli havada kalan kadın bozuntuya vermeden elini indirdi. yüzüne sahte gülümsemesini yapıştırıp yerine oturdu.

    "efendim..."

    "gelme sebebini biliyorum. hizmetçim önceden haber verdi."

    gece saçlı kız şaşkınlıkla kaşlarını çattı. "hizmetçi mi?"

    adam onu ilk kez farketmiş gibi baktı. ancak her zamanki umursamazlığıyla görmezden gelip dikkatini yeniden kadına çevirdi.

    "size söylemesi için birini göndermiştim. boşuna bu kadar yol geldiniz. hizmetçi bulduk bile. gerek kalmadı."

    "ama..."

    "sizin neden hizmetçiniz var?"

    gece saçlı kız adamın tekrar dikkatini çekti. adam kızı baştan ayağa incelerken kız tedirgin oldu. kadın da tedirgindi. ama bakışlardan dolayı değildi. kızın, kellelerini uçurtmasına az kalmıştı. tekrar çimdiklemek istedi ama kendini tuttu.

    "çünkü bu ev büyük ve benim çok işim var."

    kadın o an eriyip yok olmak istedi. hangi cesaretle adamla böyle konuşabilirdi. hemen araya girdi.

    "efendim kusura bakmayın çocuk işte. ne dediğini bilmiyor. affedin lütfen."

    "o senin efendin değil. affedilecek bir şey de yapmadık."

    kadın daha fazla dayanamayıp kızın kolunu tutup sıkmaya başladı. kız ilk başta tepki vermemeye çalıştıysa da daha fazla dayanamadı ve bir inilti döküldü dudaklarından.

    "herkesin ait olduğu bir yer vardır." dedi adam.

    kadın adamın sakin cevabı karşısında elini gevşetip kızın kolundan çekti. yeni bir riske karşı hemen araya girdi. parasını almadan gitmek kellesiz olarak bu evden çıkmaktan daha iyiydi.

    "biz kalkalım efendim. lütfen kusurumuza bakmayın. hadi kalk."

    kız oturduğu yerden kalktığında ince bir kız sesi duydu.

    "babacığım."

    adam hemen ayağa kalktı. o göbeğe oranla oldukça atik bir kalkıştı bu.

    kız, başını sesin geldiği yöne çevirdiğinde tekerlekli sandalyede güzel bir kız, gece saçlı kız'ın şimdi fark ettiği eğik bir rampadan inerek salona girdiğini gördü. yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı. babasının esmerliğine inat kumral saçları tepeden toplanmıştı. küçük kızın gördüğü en güzel elbiseyi giymişti. ayakkabıları tertemizdi.

    "söyle ela'm."

    ela sandalyesini biraz daha yanlarına yaklaştırdı. gözleri gece saçlı kız'ın üzerindeydi. ela en fazla iki yaş büyük gibiydi.

    "onun kalmasını istiyorum."

    adam kimin olduğunu soracağı sırada kızının bakışlarını takip ederek gece saçlı kız ile gözgöze geldi.

    "sanmıyorum hayatım. şimdi gidiyorlardı zaten."

    "ama kalmasını istiyorum. arkadaşım olarak."

    "sokakta bulduğumuz bir kızı hemen arkadaşın olarak evimize sokacağımı da nereden çıkardın?"

    gece saçlı kız donup kalmıştı. o sokaktaki herhangi bir kız değildi ki. daha birkaç gün öncesine kadar anne ve babasının elini tutan, babasını gururlandırmak için güçlü olan bir kızdı.

    "mehmet'in bir arkadaşı var ama. onun da benim arkadaşım olmasını istiyorum."

    "o farklı bir durum kızım."

    "hadi ama baba. tüm gün bu iki tekerlek üzerinde oturup o saçma dersleri almak istemiyorum. üstelik hocalarımın hepsi sohbet edebilmek için çok yaşlı. ne zaman sohbet konusu açsam ya duymazdan gelip ders anlatmaya devam ediyorlar ya da ağrıyan romatizmalarından bahsediyorlar. lütfen baba. hem mehmet'inki gibi bana hizmet de edebilir."

    "ben hizmetçi değilim."

    kadıni kızın saçını hafifçe çekip uyardı. ama baba ve ela onu duymamış gibiydiler. kız, ela ona bakmasa bile dudağının kenarıyla hafifçe gülümsediğini farketmişti.

    ela'nın gözleri dolmaya başlamıştı. babasının o gözlere odaklı olduğunu biliyordu. kızlarının gözyaşları, babaların en zayıf taraflarıdır. gece saçlı kız bunu çok iyi biliyordu.

    "peki tamam öyle olsun, kalabilir."

    ela sevinçle ellerini çırparken adam onlara döndü. kadın, parasını alacağı için ne kadar mutluysa; gece saçlı kız bu bomboş evde kalacağı için bir o kadar mutsuzdu.

    adam kadına bir şey söyleyeceği sırada ela babasını yanına çağırıp kulağına bir şey söyledi. adam gözleriyle bir an kadına bakıp başıyla onayladı.

    ela neşeli sesiyle gece saçlı kız'a seslendi.

    "gel hadi. sana odamı göstereyim. hizmetçiye de söylerim senin odanı hazırlar. hatta istersen benim odamda bile kalabilirsin. ikimize yetecek kadar yer var..."

    gece saçlı kız, ela ile salondan çıkıp düğmeli kabin gibi bir yere girdiklerinde kızı dinlemeyi bırakmıştı. dikkati salondan gelen seslerdeydi.

    "bırakın beni! paramı almadan gitmiyorumé bırakın! o kızı ben buldum! hakkımı verin ba..."

    dış kapının çarpma sesiyle birlikte kadının sesi de yok oldu. gece saçlı kız içinde hissettiği bir ateş ile rahatladığını hissetti. bu hisse ilk kez tanık oluyordu. ateşin rahatlattığını hiç düşünmemişti.

    kızın yüzünde hafif bir tebessümle kabinin kapısı kapanırken bu ateşin intikam ateşi olduğunun farkında değildi. ve küçük çocuklar ateşle oynamamalıydı.

    (pi: @ultim)'i dikkate alarak, sabah ve akşam olmak üzere günde iki bölüm yayınlamaya karar verdim. hem böylece hikaye daha hızlı bir ritme kavuşur hem de sizler okurken çok fazla bölünmeye maruz kalmamış olursunuz. umarım beğenmişsinizdir bölümü. :)

  • 0
    darkier 2.3.2018 12:52
    dürüst olmak gerekirse puiv'de olduğum süre zarfında kimi zaman mecburen kimi zaman unutarak bu ve diğer hikayelere henüz başlayamadım. sabah attığın için arada kaynadı sanırım. güncele çıkması için atıyorum bu yorumu. umarım en kısa zamanda okumak için gelirim.
    0
    utopikbeyin 2.3.2018 14:45
    çok teşekkür ederim. aynen sabah açılan başlıklar genelde kaynıyor arada ancak okumak isteyen insanlar var. ana hata çıkmasa da olur hikaye. okumak isteyen insanların okuması yeterli benim için. :)
  • 1
    horseman 2.3.2018 18:09
    barındırdığı verdiği mesajlar detaylar tek kelimeyle müthüş.babasının göbeğine göre atikligi de iyiydi :d azcik mutlu olsun ya böyle gece saçlı. kız ha şöyle sayın yazar fjdjjddg
    0
    utopikbeyin 2.3.2018 18:10
    bakalım bu yeni hayat kızımıza ne getirecek. :)
    0
    horseman 2.3.2018 18:14
    ılımlı olmak gerekirse gül gibi yaşar günler neşeli geçer, okur büyür güzel bi doktor olur elanin ailesine de zor da sahiplenir ama hep bi yerlerde derinlerde kendi acısı vardır.
    ütopik olmak gerekirse kan vahşet gözyaşı görüyorum :d
    1
    utopikbeyin 2.3.2018 18:41
    elf gözlerin neler görüyor öyle horseman. :)
  • 0
    ultim 3.3.2018 16:03
    eline sağlık :)
    soktumun kotası bittiği için zırt pırt internet kesiliyor,bildirimlere yeni baktım :d
    0
    utopikbeyin 3.3.2018 16:32
    teşekkür ederim. :) ah şu internet zırvalıkları...
  • 0
    plumerion 5.3.2018 12:28
    yahu cidden kusura bakmayın ancak her bölümde insan ırkına olan nefretim yeniden alevleniyor.

    ancak bu hikayenin güzelliğini tabi ki de etkilemiyor. ellerinize sağlık.