4

başlama noktası - bölüm 1 - kalabalık mısın ?

neden ? neden her gece uykusuz kalmak zorundayım ? ben kötü biri miyim ?

ipeğin başında beklemek istedim. yanına yatamayacağım için yatağının sol çaprazındaki masaya oturup uyuyakalmışım. uyandığımda saat yaklaşık 9'du. ipek çoktan yatağından kalkmış, yatağını toplamış ve sanırım gitmişti diye düşünürken sandalyede belimi kütlettim. merdivenlerden aşağıya doğru inerken yine "arnavut kaldırımı" kulaklarıma doldu. yavaş ve sakin adımlarla beni neyin ve kimin beklediğini düşünmeden aşağıya indim. sesler mutfaktan geliyordu. onu hiç böyle görmedim. saçlarında dağınık bir topuz, üstünde salaş sis rengi uzun bir gömlek ve altında kalp desenli gri yine salaş bir pijama birde pembe panduflar. aslında onu sevmek için bir sebep daha olabilirdi ama sadece onu görüyordum sesini duymamıştım bile. omzumu kapıya dayayarak hafif gülümseyen bir ses tonuyla. "bu yemek seni buraya getirdiğim için mi yoksa yukarıda üşüdüğüm ve senin battaniye getirmediğinden kendini affettirmek için mi bilemedim ?" cevap gelmedi. "peki demek konuşmak istemiyoruz. eğer kendini mahçup falan hissediyorsan böyle bir hisse kapılma çünkü yapmak istemeseydim emin ol yapmazdım." neden cevap vermiyordu ki ne yapmıştım yada bişey mi dedim bilmeden bilmiyorum. yanına yaklaştım. biberleri keserken ona yardım etmek için domatesleri yıkayıp doğramaya başladım. ikimizde ağzımızı açmadan yemek yapmaya odaklandık. masaya karşılıklı oturduk ve artık en azından bir afiyet olsun duymak istedim. yaklaşık 20 saniyedir gözlerimize bakıyorduk. 1 dakika kadar gözlerimize baktıktan sonra 5 dakikalık ufak çaplı bir şok geçireceğim o mesaj geldi.
"1 yeni mesaj
ipek
seninle konuşuyorum ama duymamakta ısrarcısın. konuşma engelliyim. afiyet olsun :)"

mesajı okuyup kafamı kaldırdım. ben ne yapacağımı bilmezken o gülümseyip tabağındaki yemeği çatallamaya başladı. sadece onu izleyebiliyordum. bazen kendi kendime gülüp gerçek olmamasını diledim. bazende nasıl anlaşacağım hakkında teoriler ürettim. tüm açlık hissim bitmişti içimde milyonlarca soru göğsümü ve beynimi doldurmuştu. ipek ise hiç birşey yokmuş gibi yemeğini yemeye devam ediyordu. şimdi ne diyecektim. ne diyebilirdim. onu dışlamamalıydım. garipsememeliydim de. o cümleyi buldum sonunda. "bana seninle konuşabileceğim bir dil öğretmelisin" ağız dolusu gülümseyerek kafasını hayır dercesine salladı. çok güzel. hanımefendi arkadaş olmak istemiyordu. en azından bu kadar yüzsüz davranmasaydı sizcede iyi olmazmıydı ? eller telefonuna gitti. "dil öğrenmene gerek yok yanımda bol miktarda not kağıdı kalem ve telefonum var birde kartuşu bitmeyecek gözlerim." yine ön yargılarıma esir düştüğümü anladım. gerçekten gözlerinde istediklerini bırakabiliyordu. ama gözleri ne kadar açık kalacaktı. şu an önemli olan benim için bu değildi sanırım onu çözmek istiyordum. masayı toplarken ailesinin olmadığını kendisinin kaldığını öğrendim. neden olmadıklarını sormadım vücudum fazlasını kaldırmazdı sanırım. televizyonun karşısına geçtik. bira açıp getirdi. tercihlerimi sormadan "kaybedenler kulübünü" açtı. her repliğini ezbere bildiğim filmi izlemek ilk defa bu kadar heyecan vermişti. telefonuna "etrafım çok kalabalık ama çok yalnızım, sende kalabalıktan yanamısın yoksa dinler misin beni dışlamadan." yazıp ekranı bana çevirdi. neden dışlanmıştı ki çok güzel bir kızdı hayatında kimse mi dinlememişti, bu kadar dışlanmamalıydı en azından kız arkadaşları olmalıydı. gülümseyip "biran ve kaybedenler kulübün oldukça muhtemelen kalabalıktan yana olmayacağım." dedim. gözlerinde umutlanmış bir çocuk, heyecanlanan bir kız, başını huzurla yastığa koyan bir genç gördüm. rahat etmem için yada sanırım biraz daha kalmam içinde olabilir sürekli "birşey ister misin ?" diye soruyordu. 4. soruşundan sonra "bak, bana "yoksa beni dinler misin ?" diyerek yönelttiğin soruyla maalesef evinin yetkisini verdin yani bu demek oluyor ki canım birşey isterse söylerim olur mu ? tedirgin olma lütfen" dedim. masumca kafasını salladı. film bitesiye kadar sadece bira tazeledi ve filmi izledik.

saat 12de film bitti. yorgun olduğumu gitmem gerektiğini söyledim. gözlerinde biraz mutsuzluk sezdim yada daha doğrusu yeni tanışmış olduğumuz için kal diyemediğini, gözlerine anlam olarak yüklemişti. montumu giyip kapıdan çıktım. "kendine dikkat et ve bugün yoruldun, dinlen toplama etrafı." dedim. selamlaştıktan sonra arkama bakmadan bahçe kapısından çıktım, ben arabaya bindiğimde ipekte içeri girdi. gitmeli miydim yoksa kalmalı mıydım ? annemi arayıp eve gelmeyeceğimi söyledim. ilaçlarıda arabada kalmıştı. arabayı düzgünce parkedip bahçe kapısından girdim. zile basıp biraz bekledim. açmadı. ikinci kez elimi uzatırken kapı yarım açıldı. beni görünce kapatıp zinciri söküp tekrar açtı. kapıya yaslanıp ilaçları biraz havaya kaldırdım. "ilaçların arabada kalmış ve benim aklımda sende kaldı bu yüzden seni biraz yoracağım ama bana battaniye ve yastık bulabilir misin ?" eliyle içeriyi gösterip bacaklarını biraz kırarak başını eğdi padişah selamlar gibi, gülümsedi. lavaboya gittim, döndüğümde televizyonun karşısındaki kanepeye battaniye ve yastık koymuş yastığın üzerine ise "teşekkür ederim. :)" notu bırakmış. "önemli değil hadi sende kapıları kontrol edip uyu, dinlenmelisin." dedim. iyi geceler dilekleri sonrasında aklımdaki tüm sorularla uyuyakaldım.
  • 1
    alalade 6 ay önce
    oturdum ve hepsini baştan sona okudum. çok güzel ve merak uyandırıcı bir şekilde ilerliyor :)
  • kitap

    Bazen yalnız kaldığınızda en büyük dostunuzdur kitaplar. Dili olmadan bir şeyler anlatan ve sizi olabildiğince yükseğe taşıyan yegane şeylerden biridir. Öneri, tanıtım ve düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Abone olmayı unutmayın!

    91 takipçi
  • abone ol
  • moderatörler
    dream0
    doganturgut
    puivundik

  • bu bölüm #kültür-sanat bölümünün alt bölümüdür.

  • karalama, aşağılama vs kesinlikle yasaktır.

    şahıslar, yorumlarve siyasi düşünceler hakkında küfür yasaktır.