8

mutlak yalnızlığım, kendimden şikayetim, beynimdekileri kusmak okuyan biri yokmuşçasına ya da gerçekten yoktur belki.

her seferinde kendime hatırlattığım acı bir gerçekten bahsedeceğim ilk olarak: yalnızlığa mahkumum ben. ve sanırım bu insanlarla alakalı bile değil. bu, asla tatmin olmayan ruhsal açlığımla alakalı ya da inkar ettiğim narsistliğim (psikiyatristimin iddiası o yönde)... belki de sarkastik kişiliğimdir beni çekilmez kılan, ya da sadece kötü biriyimdir belki bilemeyeceğim.

insanlarla çok yakınken bile yalnızlık çektim, hep beni anlamamalarından yakındım sanki mızmızlanmamı dinlemek zorundalarmış gibi. en sonunda beni asla anlamayacaklarını fark ettim. sıkılıp uğraşmamaya karar verdim anlaşılmak için. aslında başından beri saçmaydı insanların başını ağrıtmam.

durun öncelikle neden puivi kullanıyorum kendimi anlatmak için biraz bahsedeyim. kendimi bir şekilde anlatmalıyım dostlarım. günah çıkartıp temize çıkmalıyım. "bize neden anlatıyorsun, bize ne senden, git başımızdan" dediğinizi duyar gibiyim. ya da "git rahibini başka yerde ara" da diyebilirsiniz. acıma ve merhamet beklemiyorum ya da anlaşılma arzum yok. sadece zihnimin içinde savaşırken düşünceler, yazmak 5 dakikalık bir ateşkes gibi geliyor, bir an olsun dindiriyor ruhumu. annem kağıtlara ve microsoft office word belgelerine döktüklerimi her seferinde bulup bir şekilde okur, daha kötüsü psikiyatristime gösterir. dolayısıyla bu "az sosyal" platformu seçtim beynimdekileri kusmak için, kusura bakmayın. hatta okumayın bile sadece vakit kaybı. neyse devam edeyim ben.

hayatıma insanlar girdi, insanlar çıktı hayatımdan, ne yalan söyleyeyim pek çoğu çıkmayı tercih etti. zor bir insanım sanırım, bir challenge'ım belki de çoğu kişi için... çok yakın arkadaşlarım oldu gerçekten bağlandım onlara ve sonra hiçbir şey olmamış gibi terk edildim. kimileri bedenleriyle terk etti beni, kimileri fiziksel olarak benimleydi ama ruhları çoktan gitmişti.

flörtten ileri gitmez "aşk" hayatım kimseyle, insanları sevebilme ihtimalim olduğu zaman hemen bırakırım -aşk sadece üzüntü verir, insanlara bağlanmam çünkü herkes bir gün gider, terk edilmek favori aktivitem değildir genelde- ya da insanlar bırakır beni "büyük" aşklarına "büyük" karşılıklar vermediğim için. öncesinde yoğun olarak suçlayıp trip atarlar. ben sussunlar diye yapılan tüm suçlamaları kabul ederim. bana olan kinlerinin esas nedenini anlamasam da öğrenmeye çalışmam. kayıtsızlığım onları daha da sinirlendirir ve en sonunda da sanırım uğraşmaktan sıkıldıklarından susarlar. eh ben de her zamanki gibi daimi yalnızlığımla baş başa kalırım. böyle zamanlarda yalnızlık, trip atan kindar bir erkekten çok daha dost canlısı görünür gözüme. ah onlara tahammül edemem, gerginlikten de hoşlanmam.

en başından beni beğenenleri zevksizlikle itham ederim zaten. çirkin olduğumu söyler, bu sefer de aksini iddia ederlerse yalancılıkla suçlarım onları. kendime olan saygısızlığım had safhadadır yine de utanmadan(!) makyaj yaparım.

rujumu, rimelimi sürdükten sonra bir an için kendimi güzel bulsam da instagramda yapmış olduğum stalklar sonucu bunun sadece bir sanrı olduğunun farkına varır, "off bunlar insansa ben neyim" diyerek sırasıyla bulunduğumu sandığım tür, cins, familya, takım, sınıf, şube ve alemi sorgularım. sonrasında geri dönüp insan olduğuma tekrar karar veririm ve tanrının güzel insanlar üzerinde gösterdiği sanatçılığına bir kez daha hayran kalırım. ufak bir sitem de ederim içimden beni de öyle yaratmadığı için. sonra bu sitemi yersiz bulup sadece anneme kızarım dünyada bu kadar sarışın varken sıradan, esmer ortadoğu genleri taşıyan bir adamla evlendiği için. aslında annem daha esmer ama babamı sevmem o yüzden hazır berbat biri oluşundan şikayet ederken genlerini de katarım rutin sitemime.

artık kendi berbatlığıma odaklandığım için de eskisi kadar hatırlamıyorum babamı gerçi. kendime isyanım ona olan sinirimi de unutturuyor çoğu şey gibi bana. ah sanırım psikiyatristimin koyduğu "narsist kişilik bozukluğu" tanısını biraz daha anlaşılır kılıyor bu.

neyse yine her zamanki gibi boş yaptım; yazının başını, başlığını ve yazmaya başlarkenki amacımı unuttum. aslında hatırlamak için okuyabilirdim tabi ama üşendim. laf kalabalığı yapıp konudan konuya atladım, büyük ihtimalle buraya kadar okumuş olan biri de yoktur zaten. ben normalde de çok ve boş konuşurum. genelde pot kırarım ve bu her zaman şirin görünmez.

kendime açtığım savaş ne zaman son bulur bilmiyorum ve saçmasapan yazıma doğru düzgün bir sonuç cümlesi bulamadığım için burada susuyorum. (burayı da kişisel bloga çevirdim iyice ama olsun kfjhgkjfhgkdfjghkd)
  • 0
    aliveli49elli 6 ay önce ~ 6 ay önce
    sorun sende seğil sana bunu hissettiren insanlarda belkide

    yaşadiğin birkaç durumun aynısını bende yaşıyorum ne kadar berbat olduğunu senin kadar iyi biliyorum.ayrıca içini dökmen hoş olmuş ve rahatlamışsın sanki ama boş yaptığın zaman bile seni şirin görücek birine rastlayacaksın umarım.
    2
    cahilinbiri 6 ay önce
    aslında hareketlerimden dolayı şirin görüyorlar ama istemeden oluyor yani aslında ciddiye alınmayı isterdim ama mizacım saçmasapan jdshfksjd
  • 0
    slentcop67 6 ay önce
    boş koy kardeşş
  • 0
    harleyyguinn 6 ay önce
    sonuna kadar okudum :)
    bir şey söylemek istiyorum. insan bazen o kada alışıyor ki terkedilmeye, yalnız kalmaya, mutsuzluğa bir yerden sonra mutluluğu da kaldıramıyor bünyesi. iyi anların tadını çıkaramıyor her an oluşabilecek kötülükleri düşünmekten. iyi günlerinde bile her zaman içinde bir kaygı, huzursuzluk oluyor.
    bazen insanlar sana sahip çıkıyor, daha fazla yalnız olmaman için ama güvenemiyorsun, alışamıyorsun. benden sana tavsiye artık karşına çıkan güzellikleri elinin tersiyle itmek yerine onları benimse. aksi takdirde gerçekten hiç mutlu olamayacaksın.
    şu baba mevzularından ben de çok çektim. takmayacaksın.
    0
    cahilinbiri 6 ay önce
    ah gerçekten çok haklısın. "iyi anların tadını çıkaramıyor her an oluşabilecek kötülükleri düşünmekten" bu cümle benim özetim. ama mızmızlanmayı bırakıp değişmeye çalışacağım. :)
  • 0
    hedap 6 ay önce ~ 6 ay önce
    ortak bir paydamız var bu büyük aşklara bıyık karşılıklar verememek konusunda.
    insanlar cidden severken bokunu çıkarıyorlar. her şeyin karşılığını beklerken yaptıkları hareketlerle aslında kendilerinddn soğutuyorlar farkında değiller.
    bir insanı seviyorsan yada çok büyük bir aşk yaşıyorsan huzur ver yeter kardeşim ne öyle alengirli yollara giriyorsun. sadelik anlayış ve huzur bu olsun yeterli.
    öyle çok gösterişli sözler hareketler, bağlanma felan...
    gerçekten bu zamana kadar hep terk edilip sonra da duygusuz, vicdansız bilmem ne gibi hakaretlere maruz kalıp onlara bile tepkisiz kaldıktan sonra karşında ki kişinin en büyük düşmanın olması içten bile değil 😀
    aslında normal olan bu ama ortalıkta mükemmel ilişki yaşadığını zanneden göstermelik tiplerin fazla olması sanki onların normal olduğu fikrini çıkarıyor ortaya.

    sen ne yaparsan yap, olman gereken kişiliğinden veya olman gereken "insan"dan, durman gereken noktadan ve çıkman gereken zirveden ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş hayat seni evirip çevirip bir şekilde seni tüm bunların merkezine koyar.

    arkana dönüp baktığında da tüm bunların ve tüm yaşadıklarının seni sen yapan veya olman gereken kişi yapan-olman gereken noktaya getiren- yokuşta çıktığın ve geride bıraktığın basamaklar olduğunun farkına varirsin. hatta bu basamaklar öyle fazladır ki şaşırırsin bu enerjiyi kendimde nasıl buldum diye veya şimdi olsa tekrar çıkabilir miydim diye sorarsın ki bu farkındaliga eriştiğin an zaten tüm manzaranın ayaklarının altına serildiği andır.
    işte o andan sonra sadece izlersin ve yaşamaya devam edersin.
    kimsenin seni anlamasını beklemeye ihtiyaç duymadan, birileri tarafından desteklenmeye ve iteklenmeye ihtiyaç duymayan ve ayakta durabilmek için sadece gereken gücün kendinde olduğunu farkettigin hatta kimsenin de yardımına ihtiyaç duymadığini anladığın o an:)
    tüm bunların sonunda yaşadığın her anın keyfini öyle bir sürüyorsun ki sadece amaca ve varlığına ve varlığını sana armağan etmiş yaratıcıya duyduğun minneti tamamlamaya çalışmanın verdiği o gücü hissediyorsun.

    aşırı derecede karmaşık bir aleti icat eden mucitten başka, o aletin prensiplerini ve inceliklerini bilen olmayacağı gibi onun tamiratını da o mucitten başka bilen olamaz.
    bizim yaradılısimiz da bu bu prensipler ve incelikler bizim içimize kodlanmış. zamanla anlıyor, anladıkca öğreniyor, öğrendikce kendi zihnimizde yapılması gereken tamirin de bizden başka kimse tarafından yapılamayacağını fark ediyoruz.
    işte bu farkındalık başladığı zaman yaşadığın karanlığına ışık olursun. karanlıkta yürürken görmediğimiz için çarptıgimiz duvarlar, düştüğumuz çukurlar ve bu yüzden aldığımız hasarları görüp onarmaya ve kendi içimizde ki ışıkla farkındalıkla aydınlattığimiz yolda adımları bilerek atmaya ve ilerlemeye başlariz.
    kendinin ve benliğinin farkında ol, amacının farkında ol. kendi ışığını kendin yarat.