2
vampir nasıl olunur ?
Vampirler aslında batıl inançlardan beslenmiştir. Vampir olgusu hakkında akla gelen ilk soru “vampir nedir? vampir nasıl olunur” soruları olmaktadır. Vampir veya vampirlik günümüz popüler bilgisinin kabul ettiği Dracula olayından daha öte bir takım uç noktada insanların kana duydukları susamışlıktır. Vampirler genel anlamda ise kan içicidir.
Bilinen bazı vampir özellikleri:
– Karanlıkta görme yetileri insanlara oranla çok daha fazladır.
– 5 duyu organları oldukça hassastır. Çok iyi koku alabilir, çok kısık sesleri bile duyabilir ve çok uzakları görebilirler.
– Saf kan olanları altıncı hisse sahiptir. Buradaki altıncı his, karşısında bulunan insanın düşüncelerini ve duygularını hissetmektir.
– Fiziksel güçleri insanlara göre daha fazladır.
– Yaraları hızla iyileşebilir, yüksek rejenerasyona sahiptirler.

Nasıl vampir olunur sorusuna cevap bulabilmek için Vampirlik olgusunun tarihsel derinliklerine göz atmak gerekir. Vampir veya vampirlik olayının Tarihi kökenlerine inildiğilde Antik Yunan, vampir efsanesinin en eski kaynaklarından biridir. Yazılı kaynaklar üç vampirimsi yaratıktan bahseder. Bunlar lamiai, empusai ve mormolykiai dir. Ayrıca vampir cadı olarak değerlendirebileceğimiz strige de bunların arasında sayılabilir. Strige, geceleri bebeklere saldıran ve kanlarını emen uçan bir “demon” olan Roma kökenli olan strix ten gelir.

Lamiai kelimesi kaynağını Belus ve Libya’nın kızı olan Lamia’dan alır. Lamia, Zeus’a aşıktır ve Zeus’un karısı Hera’nın öfkesiyle karşı karşıya kalır. Bunun neticesinde de çocukların kanını emmesi konusunda lanetlenir. Bu hareketi de saklanan bir canavara dönüşmesi ile mümkün olmaktadır. Benzer hikaye mormolykiai’de de vardır.

Lamiai şeytani bir varlıktır ve bir şekilde kendisini güzel bir kadın şekline sokabilmektedir. Bu özelliği ise Filostratus’un yazdığı Apollonius’un Yaşamı’ nda vardır. Ancak Lamiai, mormolykiai ve empusai kan emen birer ruhani varlıktır. Doğu Avrupa’daki vampirler, yani ölümden sonra dirilenler gibi değildir. Ayrıca vrykolakas kavramını da görürüz. Slav kültüründe olan vblk’b dlaka (kurt postu giyen) teriminden türetilmiştir ve büyük ihtimalle bu kaynaktan Yunan literatürüne girmiştir. Bu ölüm sonrası geri dönüşü anlatan en iyi örnek ise yine bir öyküdür. Flegon’un Filinnius’u anlattığı öykü her gece nişanlısı ile buluşan bir Vampir kadındır. Görüldüğü üzere daha ilk örneklerinde vampir arketiplerini görebiliyoruz. Geceleyin gözükmeleri, kan emmeleri geleneksel temellerdir.

12. yüzyıla doğru Hıristiyanlık, Balkan ve Slav ülkelerinde de etkili olmaya başlayınca Yunan Ortodoks Kilisesi’nin öğretileri, ülkelerin inançlarını etkiler ve benzer inançların doğmasına ya da var olanların kuvvetlenmesine neden olur.

Antik Roma, vampir mitosunu Yunanlılar kadar geliştirmemiştir. Ancak bu olmadığı anlamına gelmez. Cadılık, hayalet, hortlak arasındaki ayrımlar zor olduğundan vampir kavramını incelemek bir hayli zorlaşır. Romalılarda vampirimsi varlıklara örnek stirx lerdir. Gece uçan ve küçük çocukların kanını emen gece baykuşudur. Bu terim Yunancaya stiges, Rumence strigoi ve İtalyancaya strega olarak geçerek varlığını sürdürür.

Antik Asur ve Babil kaynaklarına bakıldığında ise ekimmu ile karşılaşırız. Ekimmu (Uttuku ile benzer karaktere sahiptir) huzur bulmak için ölü bir insandan ayrılan ruhudur. Ekimmu olmak için pek çok yol vardır ki bu noktada geleneksel vampir olma yöntemleri ile benzerlik gösterirler: Şiddet kurbanı olmak, uygun şekilde gömülmemek, aşkına kavuşamadan mutsuz bir şekilde gömülmek. Tüm bunlar diğer inançlar ile benzese de başka yolları da vardır: Boğulmak, hamilelik süresinde ölmek, açlıktan ölmek, vb.

Antik dönemden çıkıp Orta Asya’ya geçtiğimizde pek çok vampirle karşılaşırız. Budizm ve Taoizm kaynaklarıyla zenginleşen Çin’de en yaygın ve korkulan vampir kuang-shi (ch’ing Shih, chiang-shi) dir. Vampir bir cindir ve parlayan kırmızı gözleri, sivri dişleri ve pençeleri vardır. Modern ve geleneksel vampirle uyum içindedir.

Pek çok kültürün ve dinin buluşma noktası olan Hindistan’da ise çok farklı bir durum söz konusudur. Bazı vampirolojistler ve akademisyenler vampir inancının Hindistan’dan yayıldığını düşünürler. İnsanlığın temel korkuları Hindistan’da da vardır ve bunlar, ölüm, hastalık, kan ve gecedir. Tüm bu korkular vampirin doğasında vardır ve bu korkular vampirizmi doğurmuştur. Daha sonra bu kavramlar diğer kıtalara özellikle Avrupa’ya yayılmıştır. Zaten kan ve ölüm üzerine bir geleneği olan Avrupa da bunu geliştirmiştir. Tabiî ki bu durum bir hipotezdir ve doğruluğu tartışmalıdır.

Batılı araştırmacılar 19. yüzyılda Malezya’yı araştırdıklarında Yunan mitolojisindeki lamiai gibi bazı vampirimsi varlıklara rastlamışlardır. Hindu ve İslam kültürünün etkilerine rağmen bu inançlar muhafaza edilmiştir. Langsuyar ve pontinak lamiai ile yakın ilişkidedir. Langsuyar olağanüstü güzellikte olan ve yeni doğan bebeklere musallat olan uçan bir demondur (bu özellikleriyle Türk kültüründeki Çarşambakarısı ile benzerlik taşır). Bebeğe musallat olduğunda bir başkası tarafından fark edilirse en yakın ağaca uçar ve uzun tırnakları ve ayak bileklerine kadar koyu siyah saçı ile gözükür. Saçları bebeklerin kanını emmeye yarayan boynundaki deliği kapatır. Eğer bir kadın doğum esnasında ya da 40 gün içinde ölürse kendisi de langsuyar olur. Bu esnada çocuğu da pontinak olur. Ve her ikisi de baykuş şeklini alabilir.

Filipinler’de ise gündüzleri güzel bir kadın, geceleri ise uçan korkunç bir şeytana dönüşen aswang vardır. Aswang, gündüzleri evli, çocukları olan ve evinde sıradan bir hayat yaşayan bir kadınken, geceleri uzun ve ince diliyle kan emen, çoğunlukla da çocukları seçen bir yaratık şeklini alır.

Afrika kıtasında vampir inanışına daha az rastlanır. Montague Summers, araştırmaları sonucu obayifo ve asasabonsam diye iki örneği keşfeder. Obayifo kılık değiştirip insanlar içinde yaşayan bir cadıdır ve özellikle çocuklara saldırıp onların kanını içer. Asasabonsam da insan kılığındadır ancak demirden dişleri vardır. Afrika’da cadı ve doğal olarak kara büyü inanışı yaygındır. Bu özelliği ile pek çok araştırmacının dikkatini çekmiştir. Ve Nijerya kabileleri bunlar için birer maden gibidir. Örneğin Nijerya’nın Yakö insanları arasında vücudundan ayrılmış bir cadının insanlara uykularında saldırdığı yazılır. Onların kanını emer ve bir iz bırakırlar. Incubus/succubus gibi hareket ederek üzerlerine oturarak boğarlar (Türk kültürü içinde yer edinmiş olan Karabasan ile neredeyse aynıdır).

Bir örnek olarak Aborjin kültüründeki yara-ma-yha-who verilebilir. Bu vampirimsi yaratık küçük kızıl bir adam olarak tanımlanır ve kocaman bir kafası ve ağzı vardır. Dişleri yoktur ve yiyeceklerini bütün olarak yutar. En belirgin özelliği elleri ve ayaklarıdır. Ayakları ahtapot şeklindedir. Yara-ma-yha-who hikayesi yaramaz küçük çocukları korkutmak için anlatılır. İncir ağacının altında oturan birinin üzerine atlar ve onu elleri ve ayaklarıyla sarmalayarak kanını emer (incir ağacı Türk kültüründe de cinler ile ilişkilendirilmiş olup gece yarısı altından geçmenin cin çarpmasına neden olabileceği söylenir).

Güney Amerika kültürü daha çok Avrupa, Afrika ve Karayip izlerini taşır. Afrika’dan gelen köleler, beraberinde geniş bir folklorik öğeyi getirerek voodoo ve Afrika vampirlerini yeni kıtaya taşımıştır. Asema, Haiti’ye ait loogaroo ya çok benzer ve ikisi de Batı Afrika kökenlidir. Asema yaşlı bir adam ya da kadın görünümündedir ve gündüzleri normal hayat sürer. Ancak hava karardıktan sonra gizli bir değişime uğrar. Mavi ışık topuna dönüşerek hareket eder, böylece köylerdeki evlere sızabilir. Vampir formunda kurbanlarının kanlarını emer ve eğer emdiği kan hoşuna giderse kurbanının kanını ölene kadar emmeye devam eder. Yine loogaroo’da etkili olduğu gibi sarımsak en iyi korunma biçimidir. Brezilya’daki lobishomen ufak, kambur bir maymun görünümündedir. Sarı bir yüzü, kansız dudağı, siyah dişleri vardır. Kadınlara saldırarak onların kanlarını içer. Kan emerken savunmasızdır ve yakalanması çok kolaydır. Ancak lobishomen bir vampir değildir ve Portekiz’deki kurt adam inancıyla benzerdir. Büyücülükle ya da ailenin uygunsuz, ensest ilişkileriyle meydana gelir. Belirli aralıklarla hayvan formunu alır. İnsana döndüğünde tenindeki sarı ve solgun renk ile kendini ele verir (ayrıca elleri sürekli su toplar). Lobishomen çelik ile kesilirse öldürülebilir. Bu özellikleri kurt adamlıkla ve bruxa, yani Portekiz vampir inancıyla bağdaştırılır. Loogaroo ise Haiti folklorunda vardır ve Fransızca loup-garou (kurtadamlığa işaret eder) kelimesinden türemiştir. Genellikle şeytanla anlaşma yapan yaşlı bir adamdır ve şeytana her gece kan getirmek zorundadır. Bunu yapmak için ateş topu görünümünü alır ve kurbanının içine girer. Kurbanı uyandığında ise yorgun ve bitkin olur. Loogaroo’yu durdurmak için kapının önüne kum ya da pirinç saçmak yeterlidir. Loogaroo girmeden önce onları saymalıdır. Bu da bilinen genel vampir özelliklerinden biridir, tıpkı düğümleri açmak zorunda olması gibi.

Avrupa’da ise durum çok daha derindir, çünkü dinsel bir sorundur. Şeytan kadar gerçektir ve inkâr edilemez. Orta çağda Katolik Kilisesi vampirliği resmi olarak kabul eder. Vampir, tıpkı şeytan gibi bir güçtür. Yani kutsal olana karşıdır. Bu yüzdendir ki dini nesneler (dualar, haç, kutsal su) ona karşı korunmak için bir araçtır. Ancak Hıristiyanlık için tamamen yeni bir oluşum değildir. Vampirler Hıristiyanlık sonrası keşfedilmez, yalnızca var olan temelleri sağlamlaştırılır. Bir başka görüşte Jan L. Perkowski, vampirliğin Pagan ve Bogomil inançlarının bir sentezi olarak çıktığını ve kilisenin vampirliği ilk başta yok etmeye çalıştığını ancak bu kavramı daha da sağlamlaştırıldığını iddia etmiştir.

Güney Slav ülkeleri arasında vampirlik büyük bir etkileşim içindedir. Eski Yugoslvya Slav vampirlerin kökeni oluşturur. Vampir kelimesi ise Sırp kullanımı olan upirina dan alınmadır. ‘m’ harfinin eklenmesi ve Boşnakçadaki lampir kelimesinin kullanıılmasıyla “vampir” terimi oluşmuştur. Ayrıca Antik Yunan’da vrykolas, Hırvatistan’da vukodlak ve Arnavutluk’ta vurvulak olarak yer alır. Eski bir Slav terimi olan nosufuratu ise Yunanca’daki nosophoros (veba taşıyan) dan türemiştir.

Karadağ’da tenatz inancı vardır. Yerel vampir olan tenatz, yeni ölmüş biridir ve şeytani ruhlar tarafından esir alınmıştır. Geceleri dolaşır ve uyuyanların kanını içer. Mezarına geri dönmek için kendini fare kılığına sokar. Vampirlerin yerini belirlemek için atlar kullanılır ve huysuzlandıkları, ilerlemeyi reddettikleri yerlerin ötesinde vampirlerin oldukları anlaşılır. Kalplerine bir kazık çakılarak ve yakılarak ile yok edilirler.

Hırvatistan’da kosac, prikosac, tenjac ve lupi manari vampir varlıklardır. Arnavutluk’ta kukuthi ve lugat, Slovenya’da strigon, Makedonya’da shtriga kan emicilerdir. Slovenya’nın strigon’u kan emici bir cadıdır. Bu terim Latin kökenli striga (cadı) dan gelir. Shtriga ise halk arasında kılık değiştirerek yaşayan kızdır.

Vampirler ile özdeşleşen Romanya’da ise strigoi (dişi olan strigoaica) yine striga’dan türemiştir. Diğer bir terim moroi (dişi olanı moroaica) dir ve Eflak’ta yaygın kullanımı vardır. Romanyalılar ayrıca yaşayan vampiri (strigoi vii) ve ölü vampiri (strigoi morti) tanımlarlar. Strigoi vii ölümden sonraki vampir olarak nitelenir ve ruhunu çok uzaklara strigoi morti ile gönderir. Ölü vampir böylelikle ölümden sonra dirilmiş ve insanların kanını emmiş olur.

Sırbistan ise tarihte vampir salgınları ile ortaya çıkar. Ölümsüzleri vampir ve vukodlak olarak niteler. Vukodlak önceleri kurt adamlık için kullanılırken daha sonra vampirler için de kullanılmıştır. Sırp vampir tanımı folklorun temelini oluşturur: Bozulmadan muhafaza edilmiş bir ölü bedenin karanlık bastıktan sonra yerel halka saldırmasıdır. Kalbine kazık çakılması, ya da başının kesilmesi ve yakılması onları yok etmek için başvurulacak yöntemlerdir. Sırplar ve Boşnaklar, Çingene (Gypsy) inancı olan dhampir inancına da sahiptir. Çingene inancına göre vampirlerin sekse karşı doyumsuz bir açlığı vardır ve mezarlarından kalkarak genç kadınlarla ya da dullarla bu açlığını tatmin ederler. Vampirin ziyareti ise kadın hamile kalana kadar devam eder. Doğan çocuk ise genelde erkektir ve dhampir olarak adlandırılır. Olağanüstü güçlere sahipdirler ve vampirlerin yerlerini bulabilirler.

Rusya’da vampir kelimesinin ilk kullanımı 1047 yılında Rus prens “Upir Lichy” i ifade etmek için kullanılan upir ile olmuştur. Bu da büyük ihtimal Ukrayna kökenli upyr den gelir. Rusya’da vampir düşüncesi, sapkınlıkla bağdaştırılan, cadı ve büyücü kavramlarıyla bağdaştırılır. Buradaki sapkınlık Ortodoks Kilisesinin inançlarına ter düşen her şeydir. Kendisini kilisenin dışında tutanlar normal yollarla çürümezler. Hatta aforoz edilmiş sayılırlar. Bu durumda sapkın kişi, vampir, yani heretic olur. Bu ölümsüzler eretik, erestun ve eretica’dır ve kara büyü ile uğraşan, cadılık ile uğraşan ve ruhunu şeytana satmış kişilerdir.

Ülkemizde vampir kavramı yoktur. Gulyabani, çarşambakarısı, karakoncolos gibi hortlak inanışları varken cadılık ve vampirlik kendine yer edinememiştir. Balkanlara, Yunanistan’a ve Rusya’ya yakın olmasına rağmen İslami motiflere ait değerleri benimsemiştir. Ancak tarihte vampir örneği ile karşılaşılmış, çözümü ise komşu köylerdeki şeytan kovucu Rumlarda bulunmuştur.

Görüldüğü üzere çağlar boyunca vampir izlerine rastlamaktayız. Çağdaş dünyadan soyutlanmış ilkel kabilelerde, dinin yön verdiği Avrupa ülkelerinde, kara büyünün hâkim olduğu Afrika yerlilerinde, geleneksel Asya kökeninde, her yerde ve her dönemde vampirler karşımıza çıkmaktadır. Muhakkak ki efsaneler, mitoslar ortak bir kültürü oluşturmuş, bu kökenler de savaşların ve göçlerin etkisiyle dünyaya yayılmıştır. Din hususunu dolaylı olarak ilgilendiren bir duruma sahip olduğu için de çok daha sağlam temellere oturmuştur. Ancak tüm bunlar aklın ve mantığın ulaşabileceği yüzlerce sonuçtan biridir. Vampirlerin kimliği üzerine daha pek çok hipoteze ulaşmak mümkündür. Doğru bir sonuç ile vampir vardır ya da yoktur sorusunun cevabı ise konuya eğilen kişinin gerçeklik sınırıyla paraleldir. Bu çalışma ile vampirlere yalnızca tek bir çerçeve içerisinden bakılmıştır. Psikopatolji, antropoloji, evrimsel teoriler, başka dünyadan oldukları düşünceleri, astral bir bakış ihmal edilmiştir. Asıl önemli olan dar bir alanda vampirleri çalışmak, anlamaya çalışmak, daha sonra kurulacak zemine geniş bir çerçeveyle çatıdan bakmaktır.

bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.



  • bilimkurgu-fantastik

    2 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    torment

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...