0
erdoğan kadın düşmanlığında mussolini ve loffredo ile aynı safta
erdoğan kadın düşmanlığında mussolini ve loffredo ile aynı safta

recep tayyip erdoğan’ın kadem’in açılışında yaptığı konuşmadaki ifadeleri hem jinefobik (kadın korkusu) hem de mizojinik (kadın düşmanlığı) düşüncelerinin yeni bir örneği oldu. kadını koruyup kollarmış gibi görünse de aslında onu toplumsal yaşamdan soyutlayıp erkek kontrolünde bir varlığa indirgeyen bu yaklaşım konusunda erdoğan’ın kimlerden etkilendiği önemli.

okuyup yazmayla pek ilgisinin olmadığı bilindiği için kadın nefreti/düşmanlığı hastalığından mustarip diğer zevatın sözlerinden, açıklamalarından haberdar mı bilemem ama ifadeleri fena halde başkalarını anımsatıyor. o başkaları ki, kimi akılsızlar dışında sevenleri sayanları olmayan, tarihin en berbat sayfalarında kalmış en çirkin figürler.

verili alanı kadınla paylaşmama tutumu erdoğan ile zihniyet arkadaşlarında çok yaygın. bunların kadınları kontrol altında tutma çabası da artık hastalık düzeyinde. bunu erdoğan’ın malum konuşması sayesinde bir kez daha anlamış olduk.

erdoğan’ın kadem hizmet binasının açılışında yaptığı konuşmada sarf ettiği “kadının iş hayatındaki konumu onun anneliğini asla geriye atmamalıdır. çalışıyorum diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. anneliği reddeden, evini çevirmekten imtina eden bir kadın iş hayatında ne kadar başarılı olursa olsun eksiktir, yarımdır” ifadeleri 1930'da büyük ekonomik bunalımın yaşandığı sıralarda kadınların çalıştıkları işlerinden ayrılmaları emrini veren italya’nın faşist lideri benito mussolini’nin sözlerini anımsatıyor. o da kadının “yarım “olduğuna inanıyordu: “kadın boyun eğmelidir. bir analiz gücü varsa da sentez gücü yoktur onun. bazı kadınların günümüzde, bazı ekonomik zorlukların baskısıyla, evinin dışında çalışma durumuna düştüğünü biliyorum. ama modern toplumda kadının gerçek yeri, geçmişte olduğu gibi aile ocağıdır”.



“anne olan kadın” ile “olmayan kadın” ayrımı konusunda da üç çocuk ısrarında da erdoğan’ın akla getirdiği bir başka isim faşist sosyolog ferdinando loffredo. loffredo “devletin güç ve kan hazinesini yaratanları öne geçirmek için, anne olan kadınlarla öbür kadınlar arasında bir hiyerarşi kurulmalıdır” diyor, ayrıca kadınları devletin hizmetinde daha çok çocuk doğurmaya davet ediyordu.

erdoğan’’ın “insanlığın yarısını oluşturan kadın, zerafetiyle, estetiğiyle, anneliğiyle değerlidir” sözleri yine loffredo’nun kadını “bir yılın dörtte üçü süreyle, bedeninin içinde çocuğunu olgunlaştıracak bir yapıyla yaratılmış bir varlık” olarak gören düşüncelerinin aynısı. kadın erdoğan için de loffredo için de sadece doğurmak için var.

“türkiye büyük hedefleri olan bir ülkedir. bu hedeflere ulaşabilmek için milletimizin her ferdini harekete geçirmemiz gerekiyor. evinin kadını, çocuklarının annesi olarak zaten çok önemli bir işi üstlenen kadınlar, artık iş hayatında da daha fazla yer almaya başladı. kadının iş hayatındaki konumu onun anneliğini asla geriye atmamalıdır” diyerek anne olduktan sonra kadının iş hayatından çekilmesini öneriyor erdoğan. meclise sunduğu 28 kasım 1933 tarihli yasa gücünde kararname metninde mussolini de anneliği korumak için kadınların iş hayatının dışında tutulması gerektiğini şu sözlerle savunuyordu: "devlet kurumları, eleman almak için açılacak sınavlarla ilgili ilanlarda kadınları dışarıda tutacak koşullar koymaya yetkilidirler. kamu görevlerinde çalışan kadınların artışına karşı bir sınır belirlemek zorunludur".

erdoğan’ın “bir devletin en önemli görevi nedir? neslin güvenliğidir” sözleri de yabancımız değil. kendisinden yıllar önce dile getirilmiş ancak çürütülmüş bir görüş bu. ıı. dünya savaşı sırasında almanya'nın fransa'yı işgali sırasında fransa'nın vichy kentinde kurulan nazi yanlısı vichy devleti’nin sloganı da “iş, aile, vatan" dı. vichy devleti de, tıpkı erdoğan gibi kadın bedeni hakkında konuşmak, tasarruflarda bulunmak hakkını kendinde buluyordu. 7 mart 1942’de “çocuk düşürenler ile bu suça ortak olanlar”ı ölüm cezasına çarptıran bu “devleti” “kürtaj cinayettir” diyen erdoğan’dan daha iyi kim anlayabilir?

ha şimşek ha mussolini

erdoğan hükümetinin bakanlarından mehmet şimşek’in kadın düşmanlığını açıkça yansıtan görüşleri mussolini ile aynı. şimşek, “işsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. özellikle kadınlar arasında kriz döneminde iş gücüne katılım oranı daha artıyor” demişti biliyorsunuz. ülkesindeki işsizlikten kadınların iş hayatına girmelerini sorumlu tutan mussolini 1943’te aynen şunları söylüyordu: “"günümüzde, makina ve kadın, işsizliğin iki büyük nedenidir”.

kadın düşmanları “enternasyonal”i

erkek egemen toplumun söylemini siyasette bir marifetmiş gibi kullanan, hasbelkader erkek yaratılmış olmalarını bir hayli abartan figürlerle dolu dünyamız. kimisi inandığı diniden, kimileri ideolojisinden, bir bölümü geleneklerinden gerekçeler bularak kadın düşmanlığını sürdürmeye devam ediyor.

dindışı gericiliğin de kadına bakışı erdoğan ile benzerlerinden farklı değil. tutucu bir toplum oluşuyla bilinen japonya’da yakın zamanda yaşanan bir olay buna örnek verilebilir. tokyo belediye meclisi’nin bir erkek üyesinin kadınları erdoğan gibi değerlendirdiği bir olaydı bu. aynı zamanda liberal demokrat parti’nin de başında bulunan akihiro suzuki adlı politikacı, bir toplantı sırasında annelere yardımcı olmak için alınacak önlemler hakkında soru soran bir kadın üyeyi “sen çabuk ol ve evlen" diye azarlamıştı. sorun sadece bu değildi, sorun, adı geçen politikacının anne olmadığı için kadını tıpkı erdoğan gibi “yarım” ya da “eksik” gördüğünü belli eden şu soruydu: “ çocuk yapamıyor musun sen?"

suzuki bu sözleri nedeniyle, ındependent gazetesinin “2014’ün en cinsiyetçi politikacıları” listesinde birinci sırayı kapmıştı. ikinci sırada ise tecavüz hakkında konuşurken “bir asansöre bindiğinizi ve bir kadının üzerinize geldiğini düşünün. sutyenini ve eteğini çıkarıyor, sonra dışarıya bağırarak çıkıp onu taciz ettiğinizi söylüyor” sözleri nedeniyle ispanya’nın vallodolid kentinin belediye başkanı león de la riva.

“kadın iffetli olacak. mahrem-namahrem bilecek. herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. nerede öyle yüzüne baktığımız zaman yüzü hafifçe kızarabilecek, boynunu öne eğebilecek kızlarımız’‘ ifadeleri nedeniyle bülent arınç’ın da listenin üçüncü sırasında olduğunu anımsatalım.

recep tayyip erdoğan, kadına önem verdiğini iddia ederek sosyal yaşamda da iş hayatında da kadının varlığından rahatsız olan biri. bu, kadının “neslin” sürdürülmesi için doğurmasına, sağlıklı neslin sadece annenin çocukla ilgilenmesine bağlı olduğu inancından kaynaklanıyor. çoğalmayı islam peygamberinin önerdiğini ileri sürmesi de durumu kurtaracak gibi değil çünkü mussolini de diğer batılı faşist kuramcılar da çok çocuk doğurmayı önerirken bunun hıristiyanlık’ın emri olduğunu vurguladılar hep.

erdoğan muhtemel mussolini’ye de hitler’e de karşıdır. sorulsa alacağımız yanıt bu olacaktır elbette. ama kadın konusundaki görüşleri onlarınkiyle bire bir uyum içinde. karşı olduğunu iddia ettiği uğursuz figürlerle “zihniyet akrabası” olmak toplumsal adaletin erdoğan’a verdiği bir ceza olmalı.

*

hiç biri yarım ya da eksik değildi

kimi bilgisayarı buldu, kimi matematiği geliştirdi

erdogan-kadin-dusmanliginda-mussolini-ve-loffredo-ile-ayni-safta-145397-1.erkekliklerini fazlasıyla abartıp kadınlar hakkında ileri geri konuşanlar kadınları anneyken bile “tam” görmüş değiller. recep tayyip erdoğan’ın “anne olmayan kadın eksiktir, yarımdır” laflarına bakıp sanki anne olanları değerli gördüğü sanılmasın. zatın daha önceki ifadeleri anımsanmazsa gerçek düşüncesinin ne olduğu anlaşılamaz.

anne olsun ya da olmasın kadınları erkeklerle eşit görmeyen biri recep tayyip erdoğan. bu sır değil. vaktiyle “yaratılış gayesine ters düştüğü” için “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” demiş oluşunu anımsayalım.

recep tayyip erdoğan’a anne olsunlar ya da olmasınlar tarihin akışını değiştiren, bilimde atılımlar yapan çokça kadını anımsatabiliriz. kadınların “yarım” olmadığını anlatma çabası bile kadınlara hakaret aslında ama biz yine de anımsatalım. erdoğanları ikna etme derdimiz yok elbette. onlarla da kadın konusundaki ilkel görüşleriyle de dalga geçmek için bir fırsat sayın bunu.

erdoğan’a birileri 1776 doğumlu sophie german’ı anlattı mı acaba? öğrenmiş olsaydı matematik konusunda bu hanımefendiye neler borçlu olduğumuzu görebilirdi. herhalde zaman zaman kullandığı bilgisayarın geliştirilmesinde büyük katkıları olan 1815 doğumlu ada lovelace’ı da biliyor olsaydı keşke. bugün bilgisayarla resim ya da müzik yapılabiliyorsa ona borçluyuz.

erdoğan ile zihin akrabaları, dna’nın yapısının gerçek mucidinin 1920 doğumlu rosalind franklin olduğunu bilselerdi “kadınlar yarımdır” türü saçmalıklar dile getirmezlerdi. 1878 doğumlu alman kadın fizikçi lise meitner çekirdek füzyonu kavramını ortaya atarak, çekirdek bölünmesi için teorik temelleri sunan bir fizikçiydi. erdoğanlara göre yarım insan olan bu büyük kadın atom bombasına yaptığı muhalefetle de biliniyor. madame curie’nin öğrencisi olmuş remziye hisar’a “yarım kadın” diyenin dilleri tutulsun. ilk türk kadın doktor safiye ali ile ilk kadın avukat güzide lütfü’ye “erkeklerle eşit değildir” diyenin evine ateş düşsün.

al sana müslüman kadın liderler

erdoğangillerin hoşuna gidecek “elinin hamuru ve yarım akıllarıyla” büyük iş başarmış türk ya da müslüman kadınlardan da söz edelim madem.

örneğin doğum tarihi bilinmeyen altun can hatun büyük selçuklu sultanı tuğrul bey’in eşiydi. tuğrul bey’in üvey kardeşi ibrahim yınal hamedan’da taht iddiası ile isyan başlattığında altun can hatun’un emrindeki oğuzlar ve türkmenler’den oluşan bir orduyla kocası tuğrul bey’in yardımına koşmuş, isyancıları dağıtmış, tuğrul bey’i kuşatmadan kurtarmıştır. büyük selçuklu devleti’nin parçalanmasını ve yıkılmasını önlemiştir derler.

mö 6. yy’da yaşamış olan saka türklerinden tomris hatun kumanda ettiği saka ordusuyla savaşa girdiği persleriş yenip kral büyük kiros’u ölü olarak ele geçirmiştir.

doğum tarihi bilinmeyen ama 1240’da öldüğünü bildiğimiz raziye sultan 1236 ila 1240 yılları arasında delhi türk sultanlığı’nı (hindistan) yönetmişti. babası sultan şemsettin il-tutmuş, erdoğan gibi düşünmemiş, “yarım” görmediği kızını tahta geçirmiştir. başarılarının tarihte kayıtları vardır.

daha yüzlerce örnek verilebilir elbette. kadınlar hakkındaki görüşlerinden haberdar olmalarına rağmen gecesini gündüzüne katarak akp’nin seçimleri kazanması için çaba harcayan kadınlar arasındaki çok sayıda çocuksuz kadın da var. erdoğan o kadınlara hakaret ediyor açık açık.

teşekkür etmesi, minnet duyması gereken o kadınlara.

mustafa k erdemol

kaynak: erdoğan kadın düşmanlığında mussolini ve loffredo ile aynı safta

bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.



  • siyaset ve politika

    burada ülke gündemini otrurup tartışabiliriz.

    13 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    gamteli

  • önemli tek kural; buraya yazan herhangi birisi diğer yazan kişiye hiç bir türlü aşağılama ve hakarette bulunamaz.

    herhangi bir konuda atıfta yada suçta bulunmak için yazılı veya görsel kaynak gereklidir.

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...