7
pelikan mı? sazan mı?
geçen günlerde bir dosya yayınlandı. başbakan ahmet davutoğlu ve cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan arasındaki çekişmeyi anlatıyordu. gündeme bomba gibi düşen bu dosyaya tabii ki de hemen muhalifler atladı. "akepede kavga var" diye sosyal medyada hede hödöler baş gösterdi. aslında olan şey yeni sisteme geçiş için hedef saptırarak gündem değiştirmekti. nasıl mı? şöyle ki:

7 haziran seçimleri

cumhurbaşkanı erdoğan'ın olmadığı ak parti'nin gireceği ilk seçimdi. bu zamana kadar erdoğan'ın şahsı ile bütünleşen ak parti ilk defa kendi oy potansiyelini görecekti. bunun için aktif, bilgili ve sempatik bir o kadar da karizmatik bir lider gerekiyordu. fakat bu liderin zamanı geldiğinde de başkanlık sistemi için koltuğu bırakabilmesi gerekliydi. başbakan adayları bülent arınç, abdullah gül, binali yıldırım'dı. taban bu isimlerden birini bekliyordu. fakat erdoğan beklenmedik bir hamle yaptı ve ahmet davutoğlu'nu işaret etti. millet şok millet vefat.

neden davutoğlu?

adayları tek tek inceleyelim.
bülent arınç: 40 yıllık siyaset hayatının 20 yılını mecliste geçirmiş biri. tecrübeli. başbakanlığı istiyor. hakkı olduğunu düşünüyor. isteksiz de olsa ailesi durumundan cemaatle temas içinde. seçim atlatıldıktan sonra başbakanlığı bırakmayabilir. en kötü durumda ise cemaatle iş birliğine gidebilir. partide hayran ve karşıt kitlesi var.

abdullah gül: tecrübeli, cumhurbaşkanlığına kadar yükselmiş siyasi hizmetini tatlandırmış biri. fakat gezi olaylarında ve 17-25 aralık operasyonlarında ki sessizliği nedeniyle tereddütle yaklaşılmaya başlandı. pasif bir karaktere sahip. 7 haziran seçimlerinde ise aktif bir karaktere ihtiyaç var. parti içinde hayranları ve karşıtları var.

binali yıldırım:tecrübeli, başarılı, solcular tarafından da sevilen biri. fakat binali yıldırım da baskın bir karakter değil. 7 haziran seçimleri için baskın karakterli ve enerjik biri gerek. parti içinde hayranları ve karşıtları var.

ahmet davutoğlu: akademisyen. teşkilatsal bağlamda tecrübesi yok. siyasi bağlamda tecrübeden fazlası var. stratejik derinlik adlı kitabı avrupa'da ders kitabı olarak okutuldu mesela. hareketli bir kişiliğe sahip. söylem geliştirebilecek ve laf sokabilecek biri. parti içinde hayranı ya da karşıtı yok. siyasi geçmişi ya da iddiası olmadığı için başbakanlığı bırakabilme yüzdesi en yüksek şahıs.

bu kriterlere baktığınızda gerek parti tabanında kutuplaşmaya neden olmayacak ve gerekse aktifliği ve canlılığı kaldırabilecek tek aday ahmet davutoğlu'ydu. nitekim erdoğan'ın tek yapması gereken ahmet davutoğlu'ndan "başkanlık için gerektiğinde görevi bırakmac sözünü almasıydı. bunu da sağlayan erdoğan boşalan koltuk için davutoğlu'nu işaret etti.

7 haziran seçimleri sorunu

7 haziran seçimlerine davutoğlu önderliğinde hazırlanan ak parti'de genel merkez değil, yerel teşkilatlar gevşeklik gösterdi. milletvekili listelerinin yanlışlığı konusunda yerel teşkilatlar hem fikirdi. fakat bu bahsedilen yanlış listelerle %41 alınmıştı. demek ki teşkilatlar biraz daha özverili çalışsa, milletvekili listelerinden şikayet etmeyip 4 elle sarılsa iktidar da alınabilirdi. (canla başla çalışan teşkilatları tenzih ederim)

7 haziran'da halka vaat verilmedi. çılgın projeler anlatıldı. başkanlık sistemi üzerinde duruldu. fakat ne halk ne de teşkilat başkanlık sisteminin detaylarını bilmiyordu. anlatılamadı. 7 haziran'da sandıktan koalisyon çıktı.

7 haziran 1 kasım arası

7 haziran'ın şoku atlatılamadan terör örgütü ve onun siyasi twmsilcileri konuşmaya başladı. en büyük amaçları meclise girmek olan hdp "halkımız silahlansın" çağrıları yapmaya başladı. meclise girdikleri için kutlamalar yaptılar. fakat işin komiği iktidara yaklaşamayan chp ve mhp'de kutlama yapıyordu. demek ki amaç farklıydı. maksat birilerinin meclise girmesi değildi. maksat ak partinin gitmesiydi. teröristler eylemlet yapmaya başladı. devlet de çözüm sürecini bitiren örgüte demir yumruğunu vurdu. işte burada halk bu kutlamaların asıl amacının meclise girmek değil, türkiye'de istikrarın bitiminin kutlaması olduğunu anladı. koalisyon çalışmaları sonuç vermedi.

1 kasım seçimleri

1 kasım'da ak parti seçim bildirgesini yayınladığında seçimin kazananı belli olmuştu aslında. halk ufak tefek şeyler iatiyordu. "madem geliştik ekonomimiz iyi diyorsunuz asgari ücreti arttırın" diyorsu halk. kimi 5000 kimi 2000 tl yapacağını söylüyordu. ak parti 1300 lira dedi. bu bile yetti. daha bir çok vaat zaten 3 ay içinde gerçekleşti.

7 haziranda meselenin ak parti değil aslında devleti düşürmek olduğunu anlayan halk 1 kasım'da ak parti'yi destekledi ve çoğunluğu verdi. bütün olay bundan sonra başlıyor aslında.

1 kasım sonrası

çok değerli okuyucum buraya kadar yaşadığın ve gördüğün bir süreçti. fakat şu başlığın altındakiler yaşayacağın ve göreceğin süreçlerdir.

hükümet alındığına göre şimdi dans başlamalıydı. edinilen kazanımların mühürlenmesi gerekiyordu. bu da ancak başkanlık sistemiyle olabilirdi. çünkü parlementer sistemin başına ileride ters birileri gelebilir ve bu kazanımları bir çırpıda silebilirdi. fakat başkanlık sisteminde böyle bir şey mümkün değildi. neden mi?
1- başkanlık sisteminde partiler yoktur. belli hayat görüşleri olan insanların kendilerini yansıttığını düşündükleri adaylar vardır.
2- partiler olmadığı için milletvekillerini parti genel başkanları değil halk bire bir seçer. bir şehirden 60 tane aday varsa hepsinin ismi listede olur isteyen istediğine basar. en çok oy alan milletvekilleri meclise gider. yani milletvekili genel başkana değil halka karşı sorumludur.
3- başkanlık sisteminde parası olan ya da halk tarafından bağış yapılan kişi seçime katılabilir. devlet partilere verdiği gibi seçim ödeneği vermez. bu da devletin üzerinden bir yük kaldırır.

yani diyeceğim o ki başkan kim olursa olsun, direk halka karşı sorumlu olan milletvekilleri halkın zararına bir yasaya asla ama asla oy vermeyecektir. çünkü bir sonraki seçimde tekrar halkın beğenisine "şahsi" olarak sunulacak ve beğenilmezse vekil olamayacaktır. bu aslında ilk meclisteki vekillerin seçilme şeklidir. siyasi partiler değil görüşler seçilecektir.

ayrışma olması mümkün değildir. çünkü başkan ya da milletvekili seçilmek isteyen şahıslar toplumun her kesiminden oy istemek ve her kesiminin ihtiyacını karşılamak zorunda kalacaktır. ideolojiler bir kenara bırakılacak ve bütünleştirici olunacaktır. bu sistemi muhalefetin istememesinin en büyük nedeni de budur. türkiye'deki kitlesel tek parti ak partidir. diğerleri ideolojilerde kalmıştır. hdp ülkücülerden, mhp kürtçülerden oy alma derdinde değildir. bunun için de deyim yerindeyse "ölse umrunda olmaz".

başkanlığın gelmesi için ahmet davutoğlundan alınan sözün yerine getirilmesinin vakti gelmişti. fakat bu öyle bir şekilde olmalıydı ki bir algı yönetimiyle beraber olmalıydı." başkanlık artık bir zorunluluk" dedirtilmeliydi halka. bunun için bir blogda yazı yayınlandı. temelde bir komplo teorisi olan ve hiç bir belgeye dayandırılmadan gündeme oturan bu basit yazıyı gündeme taşıyan yine tabii ki her zaman her gündem çalışmasına sazanlayan "muhalefet"ti. ama onlar da n'apsın. ak parti kendi parçalanmazsa onu egale etmeye ne güçleri ne de fikirleri yetecekti. gündeme taşınması için atılan her yeme atlayan muhalefet tekrar atlamıştı. ve artık davutoğlu'nun sözünü tutmasının vakti gelmişti.

hdp'lilerin dokunulmazlıkları kalkacak içeri atılacak, meclisteki sandalye sayısı azalacak ve onun tamamlanması için ara seçime gidilecekti. işte bu ara seçimden önce o eksik kalan vekillerin yerini almak için her parti koşturacaktı. ama bunun için ak partinin farklı bir planı vardı. başbakan olacak kişi daha pasif biri olacak ve erdoğan aktif siyaseti başbakan yerine yapacaktı. böylece ara seçimde boşalan 80 küsur milletvekilinden en fazla payı alarak 400 vekil sayısına ulaşılacak ve başkanlık gelecekti.

gökten 3 dingil düştü. biri chp'nin, biri mhp'nin biri de hdp'nin başına... onlar varsın muhalefetine biz çıkalım kerevetine...
  • 0
    keyiftuccari 7 ay önce
    reis niye anlattin bütün planlarimizi ?
    0
    sitefin 7 ay önce
    muhalefetin çaresizliği batıyor bana. güçlü muhalefet daha güçlü ülke demek bence :)
  • 0
    secko 7 ay önce
    rejimler değişir bu ülkede ama kafalar ideolojiler asla değişmez. ülkenin eğitim seviyesi ve siyaset anlayışı ortada. ayrıca ne istediğini bilmeyen bir seçmen kitlesi var ortada. kimi mecburiyetten kimi yokluk ve yoksulluktan kimide ideolojinin ağır basmasından gidiyor sandığa. böyle bir seçmen kafası olan ortamda çok partili siyasi yaşamı bitiremezsin. baştaki partiyi indirmek zorlaşır fakat partininde düşmesi içinden bir grubun ayrılması bölünmesi ile gemwn iktidar kaybedilebilir.

    asıl başkanlık sistemi iktidarı zora sokar. ülkeyi özellikle türkiye gibi bir ülkeyi yönetmek bu dünyada sayılı ayrıcalıklardandır. tabi bunun birde düşüşü var. allah göstermesin hani diyorlar ya kutuplaşma var diye. bu ülkede siyasette mafya raconu gibidir. intikam gecikir ama eskimez. 20-30 yıl saltanat sürüp ölmeye yakın sürgün hayatı zindan hayatı çekme riskinizde var. üniter devlet yapısıyla laiklikle rejimle felan bunlarla oynamaya açıkçası ben iktidar olsam götüm yemezdi. zaten sınırsız yetkilerin var ve sen tutup bilmediğin birşeyi denemeye kalkarsan içinde patlama ihtimali çok yüksek. dış müdahaleye bir şekilde dur dersin ama içerde bir kargaşa yada ayaklanma çıkarsa elindeki güçte halkın bir parçası olduğundan bu kargaşayı bastırmakta zorlanırsın.

    kimse son 90 yılda elde ettiği kazanımı kaybetmek istemez en destekçi en hükümet yanlısı adam bile bir anda karşı tarafta yer alabilir.

    allah bu ülkeye bu durumu yaşatmasın benim tek tedirginliğim korkum budur...
    0
    sitefin 7 ay önce
    düşüncen doğru. şu sistemde kim gelirse gelsin ister sol ister sağ. 20 yıl en fazla saltanatı sürer ve sonrasında tüm kazanımlar kaybolur. fakat başkanlık sistemi bu şekilde değil. başkanlık sistemi ideolojileri değil şahısları ön plana çıkarır. misal olarak yaşadığım şehirde chp'li bir eğitimci milletvekili adayı oldu. adamı tanıyorum. meclise gitmesini de isterim fakat chp'nin listesinde olduğu için gidemiyor. başkanlık sisteminde işte bu kalmayacak. ak partiden de meclise gitmesini istemediğim adamlar var. ama ak partinin listesinde olduğu için gidiyor. başkanlık sisteminde parti kalmıyor. bu sefer olay sempatizanlık ya da fanatiklikten çıkıyor. çünkü bireysele dökülüyor. geçiş süreci, alışma süreci tabii ki biraz sıkıntılı olacak fakat 3 yıl önce "parlementer sistem tartışılacak. başkanlık araştırılacak" deseler gülerdim. fakat hepsi toplumun algısına bakıyor. geldiğimiz noktada işte bunu tartışıyoruz. başkan gittikten sonra yerine gelecek kişi de yine topluma mal olmak zorunda. hata yapamaz. yaparsa silinir.


  • siyaset

    başlık ve yorumlarınızda yapıcı olmaya özen gösteriniz taraftarı olduğunuz ideolojiyi bu platformda temsil ettiğinizi unutmayınız . ideolojinizi övmek diğerlerini aşağılamak yerine davranışlarınızla nerede olduğunuzu gösteriniz .

    49 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    mortal

    kaygusuzyazar
    sbb3
  • -başlıklarınız içerik hakkında aydınlatıcı olmalıdır dikkat çekmek için saçma başlıklar açmayınız 

    -herhangi bir ideoloji,siyasi parti hakkında aşağılayıcı küfür içeren tahrik edici başlıklar yasaktır

    -t. c. veya herhangi bir uluslar arası organizasyonda terör örgütü kabul edilen oluşumlar hakkında propaganda yapmak , övmek  yasaktır . hakkında bilgiler verebilirsiniz 

    -herhangi bir olay hakkında paylaşım yapıyorsanız tarih belirtmeye özen gösteriniz .

    -yazı yazdığınız konu hakkında ufak bir bilgilendirme yada kaynak ekleyiniz

    -kaynak göstermekten çekinmeyin direk haberleri de kopyala yapıştır yapmayınız . haberi kaynak gösterip kendi yorumlarınızı yazın 


popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...