0
boraltan köprüsü faciası
sözün bittiği, gözyaşlarının konuştuğu, türk'ün şanlı tarihine kara lekenin sürüldüğü köprüdür boraltan köprüsü. çok acı bir hikayesi vardır.
sovyetler döneminde, moskof yönetiminden illallah diyen 146 azeri aydını, stalin'in zulmünden kaçıyor ve aras nehri üzerinden boraltan köprüsü'nü geçerek türkiye'ye sığınıyorlar.
öz gardaşlarıyla kucaklaşıyorlar. stalin türkiye'den bu azerilerin iadesini istiyor. dönemin hükümeti, sınırdaki karakola telgraf çekiyor, inönü hükümeti, mültecilerin iadesini emrediyor. karakol komutanı gözlerine ve kulaklarına inanamıyor. emri defalarca teyit ettiriyor. ancak ankara'dan gelen emir nettir: "mültecileri iade edin". durumu anlayan azeriler türk askerlerinin boynuna sarılıp yalvarıyorlar: "bizi teslim etmeyin. bizi burada kurşuna dizin, kendi bayrağımız altında ölelim". ancak karakol komutanı çaresiz 146 azeri'yi teslim ediyor. boraltan köprsünü geçen azeriler, köprünün diğer tarafında türk subaylarının gözünün önünde elleri bağlanarak infaz ediliyor. karakol komutanı da bu manzara karşısında dayanamayıp intihar ediyor.
bu acı hadiseden geriye, çok ama çok acı bir ağıdın dizeleri kalıyor:
boraltan bir köprü, aşar geçer aras’ı,
yuğsan aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.
düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.
dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine.
  • -1
    ibrahimisbilir 2 ay önce
    olay 1944 tarihinde gerçekleşir.

    dönemim cumhurbaşkanı ismet inonü, başbakanı şükrü saraçoğlu'dur

    boraltan köprüsü katliamı meselesi ilk kez 1951 tarihinde demokrat parti, tekirdağ milletvekili şevket mocan tarafından gündeme getirilmiştir.

    meclisteki konuşma şöyledir;

    “t. b. m. m. başkanlığı yüksek katına
    aşağıdaki suallerimin sözlü olarak başbakan tarafından cevaplandırılmasını rica ederim:
    1. muhtelif tarihlerde memleketimizde siyasi mültecilik haklarına dayanarak iltica etmiş (156) mülteci 1947 senesinde, milletlerarası hukuk kaidelerine tamamen aykırı olarak sovyet rusya'ya teslim edildikleri doğru mudur?
    2. facia kurbanlarının sevk şekli de kurban gönderilen mabudun usullerine uygun olmasındanve akıbetlerini görmesinden, teslim işinde vazifeli yedek subay posta müfettişi reşat’ın asabi rahatsızlığa uğradığı ve sinir hastanelerinde elyevm tedavi olduğu doğru mudur?
    3. 1945’te almanya’daki öğrencilerimizi getiren isveç bandıralı vaporla (enver anar ve âdem) isminde iki münevver askerî türk mülteci gencin senelerden beri memleketimizde tavattun etmiş amca ve teyzesinin yanından alınarak (ankara'ya gönderiyoruz) diye komiser muavini ali rıza nezaretinde kars’ta aynı mabuda kurban sundukları vâkı midir?”
    dönemin adalet bakanı ve edirne milletvekili olan nasuhioğlu, soru önergesine dışişleri, içişleri ve milli savunma bakanlıklarından aldığı bilgiler doğrultusunda yanıt verdi:
    “muhterem arkadaşlar, sorulan hususlar hakkında dışişleri, içişleri ve millî savunma bakanlıklarından alınan bilgilere göre:
    ikinci cihan harbinin başından itibaren memleketimize muhtelif devletler tabiiyetini haiz askerî şahıslar iltica etmiş ve bunlar bitaraf bir devlet olmamız itibariyle harbin sonuna intizaren yozgad’da kurulan kampta enterne edilmişlerdir.
    23 şubat 1945 tarihinde almanya ve japonya'ya karşı harb ilân etmemiz üzerine, müttefiklerimiz arasında yer almış bulunan sovyet rusya kendi tebaasından olan askerî mültecilerin iadesini istemiştir. bunun üzerine dışişleri bakanlığınca başbakanlığa yazılan 22.v.1945 tarihli tezkerede, almanya ve japonya ile harb hâline geçmemizden sonra memleketimize iltica etmiş olan müttefiklerimiz tebaasından asker olanların mütekabiliyet şartiyle iadelerinin uygun olacağı teklif edilmiştir. keyfiyet bakanlar kurulunca incelenerek neticede ittihaz olunan mayıs 1945 gün ve 3/2563 sayılı kararla; ‘almanya veya japonya veya her ikisi ile harb halinde olan devletler uyruğundan memleketimizde bulunan mültecilerin yalnız askerlik hizmetine mensup olanlarının mütekabiliyet esası çerçevesinde iade edilmeleri’ tasvip edilmiştir. bu karar mucibince ve ankara’daki sovyet sefareti ile mütekabiliyet esasını tesbit eden bir nota teatisi suretiyle (237) sovyet askerî mültecisinden (195) i ilk parti olarak 6.vııı.1945 tarihinde tıhmıs kapısından sovyetlere iade edilmiştir. fakat sovyetlerin, rusya'ya iltica etmiş olan bir subayımızla iki erimizi, izlerinin bulunamadığını beyanla geri vermedikleri ve bu suretle mütekabiliyet esasını ihlâl ettikleri cihetle, mütebakisinin ve ilk partisinin sevkı esnasında yolda kaçan birkaç kişinin iadesinden vaz geçilmiştir. bundan sonra başbakanlığın tensibiyle dışişleri, içişleri ve millî savunma bakanlıklarının temsilcilerinden kurulan komisyonca tanzim olunan rapor bakanlar kurulunun 1.ıx.1947 tarihli toplantısında incelenerek, komisyon raporuna göre işlem yapılması uygun görülmüş ve böylece yozgad kampının dağıtılarak yurdumuzda kalmayı arzu edenlerden türk ırkından olanların vatandaşlığımıza alınması esası kabul edilmiştir.
    enver anar (enver kaziyef) ile kadri başaran (adem kardeşbeyli) adındaki kızılordu eski subaylarından iki kişinin de sovyet rusya’ya iade edilen yukarda yazılı (195) kişilik listeye dâhil bulundukları anlaşılmıştır.
    teslim işinde vazifeli yedek subay posta müfettişi reşad'm asabi rahatsızlığa uğradığı ve elyevm sinir hastanesinde tedavi edilmekte olduğu hakkında bilgi mevcut değildir”.
    adalet bakanı nasuhioğlu’nun verdiği yanıt, mocan’ı tatmin etmedi. kürsüye gelerek bakanı da eleştirdi:
    “muhterem arkadaşlarım, huzurunuza getirdiğim vakıalar geçmiş zamanda olmuş bitmişi basit hâdiseler değildir. tahribatı bugün de devam etmekte olan tarihî mesuliyetlerdir ki, onları 9 ncu büyük millet meclisinin huzuruna getirmemek, tarihe karşı bir suç olurdu; onun için getirdim. (doğru sesleri) ancak hâdiseler, adalet bakanının izahları gibi cereyan etmemiştir. beni en çok müteessir eden nokta da budur.
    arkadaşlar, bakanlık mesuliyetini verdiğimiz bir arkadaş, eski devir mesullerinin cürümlerini kapatmak için hazırlanmış dokümanları toplıyarak, sanki kendisi de o devrin bakanı imiş gibi, o zamanın cürüm avukatlığını yapıyorlar. çok ehemmiyetli suallerin mücrimlerinin adeta beraetine talip oluyorlar. netice itibariyle bu tarihî mesuliyetler kayboluyor. ıstırabım bundandır.
    hayatı tesmiyemizde çok ehemmiyetli suallerimiz oldu. fakat ne yapalım ki, buna cevap veren arkadaşlar tamamiyle o devrin avukatı gibi konuşarak bunların beraeti cihetine gittiler.
    hiçbir zaman, izah ettikleri gibi, enterne edilmiş askerler değildir. bir lahza bunun üzerinde durmanızı rica ediyorum: bunlar askerî, enterne edilmiş, insanlar mıdır, yoksa siyasi mülteci midirler? askerî mülteci diye, bizim bildiğimize göre, ya tayyaresi bozulup düşen yahut bir müsademede bizim hudutların içerisine girmeye mecbur olan askerî idarece enterne edilmiş insanlara denir. fakat bir âkideden canını kurtarıp da hudutlarımıza iltica eden insanlara ancak siyasi mülteci denir. bunların içerisinde bizim memleketimizle hiç alâkası olmadığı halde fransa’daki kamplardan alınıp götürülürken arnavutköy açıklarında gemilerden canları pahasına denize atlayıp balıkçılarımız tarafından kurtarılarak bize iltica edenlerde vardır. bunlar siyasi mülteci değil midirler?
    muhterem arkadaşım, enver ve adem isminde iki azeri münevverden bahsettiler. bunlar çok yakından tanıdığımız konya milletvekili ziyat beyin kayın biraderleridir. çok evvel rus ordusunda subaylık etmişler, fakat milliyetlerini unutmamışlar, o akideleri kabul etmiyerek almanya’ya kaçmışlar, orada uzun müddet bulunmuşlardır.
    sonra memleketimize gelerek hemşirelerinin yanına, ziyat beyin hareminin yanına sığınmışlardır. fakat yüz kızartacak bir hal olarak bunlar bir gün evden alınarak, ankara'ya göndereceğiz diye, komiser ali rıza refakatinde hududa götürülmüşler, ayni mabuda kurban sunulmuşlardır. bu milletin tarihinde bir tek mülteci isveç kralı şarl için harb etmiş şerefli hâdiseler çoktur; fakat siyasi mültecileri bir mabuda kurban sunar gibi sunmaya götüren yüz kızartıcı, gönül parçalayıcı, hicabaver bir hâdise daha yoktur. (bravo sesleri).
    ibnisuud mutavaat etmedi, mültecileri vermedi, fakat bizdeki bir devrin adamları bizim tarihimize bu lekeyi yazdılar, mültecileri iade ettiler arkadaşlar (doğru sesleri).
    arkadaşım konya milletvekili ziyat [7], hâdiseyi ikmal ederek bu tarihî lekeyi, o devrin plâğı gibi tekrarlıyan bakanlığın izahatı çerçevesinden çıkaracak, 9 ncu büyük millet meclisinin tarihine mufassalan geçirmek üzere, benden sonra kendi sualiyle huzurunuza gelecektir”.
    mocan’ın eleştirileri üzerine nasuhioğlu tekrar kürsüye gelerek şu cevabı verdi:
    “muhterem arkadaşlarım, tekirdağ milletvekilinin konuşma tarzındaki hususiyeti bilirim. bendenizin burada vâki olan suale cevap verirken istinad etmiş olduğum dokümanlar şüphesiz ki bizim zamanımızdan evvel cereyan eden bir devrin mevcut dosyalarıdır. burada eğer yüksek huzurunuzda yapmış olduğumuz tahkikatın neticesi böyle olmuştur, diye bir hüküm verecek vaziyette konuşmuş olsaydım o vakit sabık idarenin bir avukatı gibi konuşmuş olurdum. fakat mesele sual müessesesinin mânası dâhilinde elimizdeki resmî dokümanların resmî ifadesi içinde kalarak bunu söylemektir. nitekim mâruzâtımın başında şu şu şu vekâletten almış olduğum malûmata istinaden arz ediyorum, diye elimizdeki dosyaların yerini de göstermiş bulunuyorum. bu itibarla sual soran zatın bu inceliğe dikkat etmesini bizzat kendilerinden rica ederim. burada sabık idarenin ne avukatı vardır, ne de onun propagandasını yapan insan vardır.
    arkadaşlar, yüksek meclise hiçbir hakikat örtülerek gösterilemez. hiçbir vaka ve bir hakikat örtbas edilerek buraya getirilemez. niçin örtbas edeceğiz, ne var ki örtbas edeceğiz? bizim icraatımız olsaydı belki onun avukatlığını yapmak ve örtbas etmek ithamı olabilirdi. (bravo sesleri) fakat kendi içinde bulunmadığımız bir devrin avukatlığını yapmaya ne lüzum ve ne de sebep vardır ki, şevket mocan mütemadiyen bize ihtar ediyor? arz ediyorum bununla iyi bir harekette bulunmadı arkadaşlar. burada yapılan müzakereler umumi efkâr üzerinde açılmış müzakerelerdir. eğer bu müzakereler neticesinde yeniden bir tahkikata lüzum görülürse böyle bir tahkikat yapılabilir. fakat hiçbir vakit sual müessesesi kendi hudut ve resmiyetini aşarak başka bir şekilde ifadede bulunamaz. hakikat budur. yine tekrar ediyorum, eğer mevzu bir tahkikat mevzuu ise o da ileride belki düşünülebilir.
    maruzatım bundan ibarettir”

    tutanaklar


    yaşanan olay zamanın koşulları bahene edilerek kapanmak istenmiştir.
  • -1
    ibrahimisbilir 2 ay önce
    ord.prof.dr. reha oğuz türkkan iade edilen kişilerin sayısının 407 olduğunu idda eder. 407


  • savaş tarihi

    savaşlar hakkında istediğinizi paylaşabilirsiniz

    0 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    pcghost

  • küfür ve hakaret yasaktır

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...