4
365 günde depresyonun derinliklerinden, zirvelerin zirvesine
üşenmeyin okuyun arkadaşlar

tamam 365 günden biraz daha kısa, ama dikkatinizi çeksin diye süreyi yuvarladım. bende misiniz? harika! çünkü bugün sizlerle, ilham alabileceğiniz çok kişisel bir şey paylaşacağım. bu yazı depresyonun derinliklerinden, zirvenin zirvesine, bir ıronman 5i50 yarışına olan yolculuğumu anlatıyor. ben ıronman’i tamamladım, ama daha önemlisi, depresyonu alt ettim. işte hikayem.

ideal bir hayat

mütevazi bir şekilde büyüdüm ama başarılı olmak için ihtiyaç duyacağım her şeyim oldu. başımı derde sokmadım ve normal hayat yolunu takip ettim. bana, sıkı çalışmam ve iyi bir iş bulmam öğütlendi. her şey de bu plana göre ilerledi.

üniversite — tamam.
kariyer — tamam.
evlilik — tamam.
ev — tamam.
çocuklar —tamam.
sağlık — tamam.
arkadaş ve aile çevresi —tamam.

sosyal standartlara göre, çok başarılıydım. ideal bir hayat sürüyordum. her şeyim vardı.

sonra kayboldum

her şeyimin olduğu an, kaybolduğum andı. hayatımda ilk defa, planım kalmadı. benden beklenen her şeyi yerine getirmiştim. o ana kadar başarılı olmuştum, ama uğruna çalışacağım belli bir sonraki hedef yoktu.

önümdeki yol net olmayınca, diğer insanların devam etmek için tavsiye ettikleri şeyleri yapmayı sürdürdüm. şirket basamaklarını tırmanıyor, mümkün olan fırsatları ve projeleri alıyordum. ama profesyonel başarılarım bana değersiz geliyordu. fare yarışına kapılmıştım, bir robot gibi devinimler içerisindeydim. aile hayatım sıkıntıya düştü (iş hayatımın gerisinde kalmıştı)ama her seferinde bir sonraki terfi için çalıştığımı söyleyerek rasyonelize etmenin bir yolunu buluyordum. sonra tökezledim ve bu olduğunda tahammül gücümü yitirdim.

baş aşağı sarmalı

sosyal hayatımda bazı taahhütlerimi yerine getirmeyi başaramadım. bu da çevremle takılmaktan uzak durmama yol açtı. sonra iş hayatımda bazı taahhütlerimi yerine getirmeyi başaramadım. haftalık durum raporlarımı vermem gereken pazartesilerden ödüm kopmaya başladı.

her şeyden el çekmeye başladım. arkadaşlarımla takılmak istemiyordum. işe gitmek istemiyordum. yemek yiyerek rahatlıyor ve kilo alıyordum.

kıyafetlerim olmamaya başladı. kendi bedenimde kendimi rahat hissetmiyordum. her zamankinden daha çok, arkadaşlarımla takılmak istemiyordum. işe gitmek istemiyordum. yine yemek yiyerek rahatlamaya ve yine daha çok kilo almaya başladım.

insanlardan uzak kalamadığımda yüzüme mutluluk maskesi takıp neşeli görünebiliyordum ama hayattan zevk alamıyordum. tek arzum yatağıma sığınmaktı. belki bu kasvetli hayatımdan kaçabileceğim bir rüya görecektim orada. her günüm aynıydı. yatağa sığınana kadar dayan. rüya hayal et. dayan ve yatağa sığın.

birisi fark etti

bütün bu olanları gizlemekte oldukça başarılıydım, normal görünmekte gayet iyiydim. iş yerinde, yapamadığım işlerim hallediliyordu ve yalnız çalışmanın yollarını bulmak konusunda çok iyiydim. iş dışında, eve iş getirerek veya takılamayacak kadar yorgun olduğumu söyleyerek çoğu sosyal etkileşimden kaçınmanın bir yolunu buluyordum. saklaması kolaydı, ama iyi görünmeye çalışma aynı zamanda da yorucuydu.

birisi durumu fark etti, arkadaşım, ona ec diyelim. bazen internet üzerinden sohbet ediyorduk ve onunla düşüncelerimi paylaşıyordum. çok defa psikolojik destek almamı, yardım almamı tavsiye etti. hiç yapmadım, ama sohbet etmeyi sürdürdük. yüz yüze geldiğimizde bunları hiç konuşmuyor, sadece internette konuşuyorduk.

ilk adımlar

bu böyle bir kaç ay devam etti, ta ki ec beni koşuya çıkmaya ikna edene kadar. her defasında reddederken, buna “evet” demeye beni ne ikna etti bilmiyorum. ama yaptım ve daima minnettar olacağım.

koşuya başladım. haziran 2015’te. adanın çevresinde koştum. gece, kimse görmesin diye. canım yandı, ciğerlerim kavruldu, bacaklarımı taşıyamadım. ama adanın çevresini koşmayı tamamladım.

tekrar koştum. sonra tekrar. her defasında mesafeyi arttırdım, her defasında daha iyi hissettim. her koşu, kişisel bir başarıydı, beklediğim bir şey haline gelmişti.

sonunda, ec ile koşabilecek kadar iyi hissetmeye başladım. birlikte bir 3 kilometre koşusu yaptık. sonra 5 kilometre koşusu yaptık. gündüz gözüyle, insanların gözleri önünde. formum gelişiyordu. daha iyi hissediyordum. alışıyordum, özgüvenim artıyordu. haftalık koşularımızı bekler olmuştum.

yeni bir hedef

ec, bir yarı maratona (21,1 km) kayıt olmamı tavsite etti. bana birlikte gideceğimizi söyledi (yalancı, asla kayıt olmadı). yine beni buna motive eden ne oldu bilmiyorum, ama o akşam internete girdim ve kayıt oldum. yarış ekim’deydi, hazırlanacak 3 ayım vardı.

koşucu olan arkadaşım kt’ye söyledim. birlikte bir kaç koşu yaptık. birinde 12 km’lik bir rotaya çıkardı beni. berbattı. bir kaç kere durmam ve yürümem gerekti. bu mesafe, yaya olarak gittiğim en uzun mesafeydi. ama tamamladım. bir hafta sonra tekrar yaptık. bu sefer aynı mesafeyi durmadan koştum.

hayatım için koşu

koşu tutkum haline geldi. sürekli geliştiğim bir şeydi. bedenimin iyi hissetmesine sebep oluyordu. kalkmak istememe sebep oluyordu.

yarı maraton hedefiyle, düzenli ve sürekli çalıştım. koşu ile ilgili youtube videoları seyrettim. koşumu geliştirebilmek için bulabildiğim her şeyi okudum. beslenme, koşu şekli ve ayakkabılarla ilgili araştırma yaptım. artık tamamen güvendiğim bir çift minimalist ayakkabı aldım. tutarlı ve rahat olmanın yoğunluktan daha önemli olduğunu anladım. doğru uyaran, beslenme ve dinlenme ile, bedenimin adapte olabildiğini öğrendim. oldu da. daha iyi, hızlı, güçlü oldum.

yeni başarılar, yeni hedefler

ekim geldi ve ilk yarı maratonumu koştum. bitirme hedefiyle başladığım yarışı, oldukça iyi bir sürede, 1 saat 49 dakikada tamamladım. çok mutlu oldum, harika hissettim. asla yapabileceğimi düşünmediğim bir şeyi başarmıştım. hemen sonrasında bir tam maratona, 42,2 km’lik koşuya kayıt oldum.

maraton mayıs ayında yapılacaktı, hazırlanacak 6 ayım vardı ama kış mevsimi de geliyordu. koşmaya devam ettim. artık fittim ve koşu taytı giyebilir hale gelmem harika hissettiriyordu. üstünde şort olmadan. rahat!

ayrıca yeni bir spor daha buldum, bouldering (küçük kaya tırmanışı). baştan itibaren bağımlılık yaptı ve haftada bir kaç kere yapmaya başladım. koşu ve tırmanma derken çok fit bir hale geldim. bu aktiviteler hedef belirleme, ilerleme ve gelişme konularında çok önemli hayat dersleri öğrettiler. kendim için, kendimi geliştirme mücadelesi vermek konusunda da.

kendime öncelik vermeyi tercih ettim… mutlu olmayı tercih ettim

hayat görüşüm gelişti. kendimi, sağlığımı ve ailemi işten daha öne almayı tercih ettim. kendi hedeflerimi belirlemeyi tercih ettim. hoşuma gideni yapmayı tercih ettim. diğerlerinin ne düşündüklerini daha az düşünmeyi tercih ettim. mutlu olmayı tercih ettim ve bir daha arkama bakmadım.

mayıs geldi ve maratonu tamamladım. zorluydu, kendimi tükettim ve zar zor tamamlayabildim. esasında, 21 km koşmuşken, yarı maraton koşumun 20 dk gerisinde kalmıştım bile. çok hızlı koşmak, yeterince sıvı almamak gibi bütün acemi hatalarını yaptım. yorgun düştüm, bacaklarım ağırlaştı ve kramplar girmeye başladı. masaj için 2 medikal istasyona uğramam gerekti (harika gönüllülere ve seyircilere teşekkürler). hoş değildi. bırakmak istediğim anlar oldu. fiziksel olarak hareket edemez hale geldiğim anlar oldu. ama eşim ve çocuklarım bitiş çizgisinde beni bekliyorlardı, bu yüzden devam etmekten başka çarem yoktu. neredeyse 5 saat sürmüş olsa bile, bitiş çizgisine ulaştım. adanın çevresinde koşarken zorlanan ben, bir yıl olmadan yarı maraton ve maraton koşmuştum. muhteşem hissediyordum.

ıronman 5i50’yi tamamlamam

ortada hiç bir sebep yokken, ıronman 5i50 triathlon’una kayıt oldum. bu sefer daha fazla hedef vardı— 1.5km yüzme, 40km bisiklet sürme, 10km koşu.

koşu kısmını yapabileceğimi biliyordum. bisiklet sürmesini de biliyordum. ama yüzmeyi bilmiyordum. çocukken yüzme dersleri almıştım ama asla bir yere varamamıştı ve hiç havuz mesafesinde yüzmemiştim. derslere kayıt oldum ve çalıştım. temelden başladım: baş suyun altında nasıl tutulur, gözler nasıl açılır. boğulmayacağım rahatlığında olmayı öğrendim.

haftada bir kaç kere düzenli olarak havuzda yüzdüm. sonunda, kesintisiz 130 metre yüzebilir hale gelmiştim. yarışın yüzme kısmını tamamlamak için, sadece bu mesafenin 11 katını yüzmem gerekiyordu. açık denizde… yapılabilir!

yarış günü. yüzme pratiklerim, açık denize beni hazırlayabilecek kadar yeterli değildi. daha önce bunu yapanlardan çok sayıda tavsiye aldığımdan, sakin kalmam gerektiğini biliyordum. ama yine de yüzme korkutucuydu. okyanusun büyüklüğü, daha önce tecrübe ettiğim hiç bir şeye benzemiyordu. üzerimde bir dalgıç kıyafeti vardı, bu yüzden batmazdım ama sadece nefes almak ve sahile geri dönmemek bile bütün motivasyonumu harcıyordu. yüzme dersleri uçtu gitti, doğru dürüst kulaç atamadım. yüzümü suya her soktuğumda, hemen geri çıkarmak zorunda kaldım. yüz üstü durmayı beceremiyordum. bu yüzden yüzmenin büyük bölümünü, sırt üstü pozisyonda, paniğimi yenmeye çalışarak geçirdim. herkes yanımdan geçti gitti. her ne kadar uzak durmaya çalışsam da, yanımdan geçenlerin kulaçlarından oluşan dalgalar bedenime çarptı durdu. alıştım ve bir kaç kulaç atıp sırt üstü dönme şeklinde bir yol buldum. son bir kaç yüz metrede, her iki taraftan nefes alarak bir kaç güzel kulaç atmayı başardım.

yüzmeyi bitirdim. ayağa kalkarken biraz yardım almam gerekti ama kıyafetlerimi değiştirmek için geçiş alanına yürümek harika hissetmeme yol açtı. sanırım sudan çıkan son kişiydim. yarış sürelerime baktığımda, 19 saniye kala tamamladığımı gördüm. başardığım için çok mutlu oldum!

bisiklet bölümü problemsiz geçti. final koşu bölümü de iyiydi, daha önceki yarışlarımdan hareketi sürekli sürdürmem gerektiğini öğrenmiştim. kendimi çok zorlamamaya ve laktat sınırımı aşmamaya dikkat ettim. bu yüzden hiç duvara toslamadım ve sonuna kadar rahat bir şekilde devam ettim.

bitiş çizgisini geçtim. ailem tebrik etmek için oradaydı. harika bir histi. başarmıştım! adanın çevresinde ilk adımlarımı attıktan neredeyse bir sene sonra, bir triathlon’un bitiş çizgisini geçmiştim. vay be!

hayat dersleri

kendimle gurur duyuyorum ve meydan okunduğunda insan vücudunun neler yapabildiğine hayranlık duyuyorum. arkama yaslanıp yolculuğuma baktığımda, dönüşümüme saygı duyuyorum. depresyonun derinliklerinden, zirvelerin zirvesine. güçlükleri aştım ben. korkuları geçtim. amaç buldum. huzur buldum. en önemlisi, sonunda kendimi sevmeyi, bütün başarısızlıklarımla ve kusurlarımla yüzleşmeyi öğrendim.

en beğendiğim filozofun şu sözleri, yolculuğumu oldukça özlü bir şekilde anlatıyor:

talihliyim ki, kendimi tanımam bunu aştı ve hayatın kavramsallaştırılacak değil, yaşanacak bir şey olduğunu anlayacak hale geldim. mutluyum, çünkü her gün gelişiyorum ve dürüstçe söylemek gerekirse, sınır neresi bilmiyorum.

— bruce lee

hayat güzel. her anını seviyorum. her uğraşısını seviyorum. her gelişme fırsatını seviyorum. ben bir felaketzedeyim. depresyonu yendim. limitsizim. siz de öylesiniz.


kaynak

bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.



  • hayata dair

    Bu bölümde ibretlik hikayeler ve komik paylaşımları bulabilirsiniz..

    123 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    gaddarus

  • bölüm kuralları

    • bölümü takip etmeyi unutmayınız..!
    • konu dışında paylaşım yapmak yasaktır..
    • reklam amaçlı paylaşım yapmak yasaktır..
    • bölüm ile alakasız paylaşım yapmayınız..başlıklarınızı her zaman ilgili bölüme açınız..
    • küfür ve +18 başlıklar yasaktır..
    • +18 başlıkları +18 içeriği işaretleyerek paylaşınız..

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...