6
19 haziran 1999 sabah.com.tr - "fethullah gülen'in devleti ele geçirmek için nasıl takiyye yapılacağını anlattığı kaseti ortaya çıktı."
fethullah gülen'in devleti ele geçirmek için nasıl takiyye yapılacağını anlattığı kaseti ortaya çıktı.
dün akşam atv'de yayınlanan video kasette, her zaman cumhuriyet'e bağlı olduğunu söyleyen fethullah gülen'in adamlarına yaptığı bir konuşma yer alıyor. işte kasetteki gerçek gülen:
adliyede, mülkiyede veya bir başka hayati müessesedeki bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. bunlar bizim varlığımızın teminatıdır.
mevcut muhafaza edilmeli. daha bir takviye edilmeli. fakat mevcuttan bir ölçüde taviz verilmemeli derken, katiyen zayiata gidilmemeli, zayiata meydan verilmemelidir.
müslümanlar'ın belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar bu şekilde hizmete devam etmeleri şarttır. huruç diyeceğim çıkışlar yaparlarsa, dünya cezayir'deki gibi başlarını ezer.

haberin detayı;


erken huruç yapmayın
fethullah gülen yandaşlarını uyarıyor: belirli bir noktaya gelinceye kadar hizmete devam edin. erken huruç diyeceğim çıkışlar yaparsanız, dünya cezayir'deki gibi başınızı ezer...
arkadaşlarımızın mevcudiyeti bizim islami geleceğimiz adına işin garantisidir. bu açıdan adliyede, mülkiyede veya bir başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti böyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. bunlar, gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. bunlar bir ölçüde bizim varlığımızın teminatıdır. şimdiden mevcut olanlar burada mevcudiyetini korumasa da, arkadan gelenlerin mevcudiyetini mutlaka korumalıyız. yoksa korumada şimdi onları korumaya çalıştığımız gibi zorlanırız ve geleceğe de o müessese olarak yürüyemeyiz.

mevcut muhafaza edilmeli... acaba daha bunun neye ihtiyacı var, nasıl takviye edilmeli, bu denmeli. daha bir takviye edilmeli fakat mevcuttan bir ölçüde taviz verilmemeli derken, katiyyen zayiata gidilmemeli. bu açıdan bizim ister bu dairede ister diğer dairede arkadaşlarımızın korunması çok önemlidir.

çekişmeden ilerleme
şimdi bir taraftan onu yaparken, diğer taraftan o kurallara, kaidelere, yine hukuki prensiplere, ne kadar esnekliğe müsaade ediyorsa, işte onun için de biraz kural kanun adamı olmalarıyla istikbale yürüyebilirler. yoksa siz burada adliyede karar verirseniz, orada mülkiyede bir kısım icraatta bulunursunuz. fakat yukarı hep bunu bozarsa... yargıtay, danıştay sizin karşınıza çıkarsa, yüksek mahkeme bizim verdiğimiz kararların hilafına kararlar verirse... öbür tarafta tetkik amirleniz hep böyle aleyehinizde kararlar isnat ederlerse, siz istikbale yürüyemezsiniz yani. takılır yollarda, kalırsınız. ve sizin ileride daha önemli, daha hayati yerlere gelmenizin arkasında da bu vardır. sezilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitme, işte bu iki müesssede olduğu gibi hayati, dinamik bir kısım müesseselerde de söz konusudur. ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma. ve sonra eğer dönülüp gelenilecekse, yara alınmadan hissedilmeden dönüp, geri gelmeli.

bir taktik: geri çekilme
dönüp geriye gelme meselesi, geleceğimiz adına çok önemli. bu işin bir yanı. diğer taraftan ben diyorum ki, bunlar gelip geçici şeyler, beşeri olan şeyler ancak tıpkı beşer gibi fanidir. bu arkadaşlarımız o sahada kabiliyetlerini geliştirmeli. bizim cepheyi öğrenmeleri lazım arkadaşların. yani bizim hukuk sistemimizi didik didik etmeliler. biz bir taraftan çalışıp onların istifade edebilecekleri şekle getirmeliyiz onları. bu açıdan da ben, bu arkadaşların halihazırdaki durumlarını çok iyi değerlendirmelerini arzu ederim. makul olmak lazım zaten. yapılan şeyler makul olursa istikbal vaad eder.

siyasi partilerle ilişki
hala bu sistem devam ediyor ve bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir. öyleyse bu sistemin püf noktalarını keşfetmeleri lazım, aşmaları lazım... arkadaşlarımızın gittikleri yerlerde daha rahat iş yapmaları, tutunmaları, büyümeleri, kaymakam ise vali olmaları, sıradan bir hakim iseler takdir toplayan bir hakim olmaları gerekir. siyasi güçlerle belli ölçüde, bize yüzde yüz ters olan insanlarla açık bir diyalog olmasa bile onlarla da çatışmamalı. bu siyasi yelpaze, refah'tan dyp'ye kadar uzanan bir şeydir. bu insanlarla çatışmadan, onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence.


mesela diyelim ki, bir kaymakam bir yere gittiğinde bir yerde kumar oynanıyor. yani eğer orası kumar oynamak için açılmamış ise, öyle bir mekan ne kadar şart istiyorsa, o şartları en azından gerçekleştirdikten sonra oraya ruhsat vermek bir esassa, o mevzuda kılı kırk yararcasına hassasiyet göstermeli, öyle mekanın açılmasına fırsat ve imkan vermemeliler. ama nasılsa açılmış, kendilerinden önce birileri açmış orayı, hemen gider gitmez "ün görmüşüm, gün görmüşüm ben bunun canını okurum" dememeliler. nabız tutmalılar. oradaki siyasiler ne diyor. çok temkinli yürümelidirki o mevzuda bir falso yaşamasın. o kapar, arkadan iktidardaki bir partinin teşkilat başkanı gelir karşısına dikilir, valiyi de ikna eder, "alın bu yaramaz kaymakamı burdan" derler. bu defa siz orada çok hayırlı güzel işler yapacaksanız, sizi alır atarlar oradan oraya da şer bir adam getirirler. oysa ki onlara sorularak ve onları arkanıza alarak, yapabilirdik onu ve yürürdük orada.

zıpla, yürür gibi yap
bu adliye için de aynen söz konusudur. yani siz hakim değilseniz, başka kuvvetler var bu ülkede. değişik kuvvetleri hesap ederek öyle dengeli dikkatli tedbirli temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım. zıplayacaksın yerinde yürüyor gibi yapacaksın. çünkü durmak sende durgunluk, paslanma meydana getirir. bu açıdan hiç durmamalı, işler en kötü duruma göre hesap edilmeli. iyi çıkarsa hızlı yürürüz. iyi bir maratoncu gibi koşarız. bakarız ki tıkanmalar var bu defa da zıplarız, yerimizde zıplarız öyle durma yok bizde.


şimdi her işe tamim edebiliriz bu meseleyi. yani hiç durmama ve devamlı yürüme... geriye adım atmama mehter gibi. falso fiyasko yaşamama, mutlaka bu mülkiyede de adliyede de her zaman söz konusudur. eğer bir kısım şeylere nabız tuttuk, baktık ki geriye adım attıracaklar, ben o adımı hiç atmam, beklerim fırsat kollarım.

aslolan manevradır
her şey bir oyundur. kung fu gibi bir oyun, tekvando gibi bir oyun judo gibi bir oyun. her zaman insanın hasmını yenmesi öyle yumruk vurup yere yatırması şeklinde değildir. bazen hasımdan kaçmak bile çok önemli bir manevradır. çok iyi planlayacak, ona göre yürüyeceksiniz. kuvvet dengesi olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız. teknik, taktik yerinde sizin kalbiniz önemlidir... dıştan bazıları sizi korkaklıkla itham edecekler. allah sizin iç aleminize bakacak. var olduğunuz, bu cepheye girdiğiniz, bu yola girdiğiniz günden itibaren hiç döneklik yapmış mısınız, islam'a vefasızlık yapmış mısınız. allahın ve resülünün karşısına çıkmış mısınız ona bakacaksınız. yok, fırsat bulup hep yolunuza devam ediyorsanız, geriye çekiliyor gibi yapacak fakat adımlarınızı daha açıp ileriye gideceksiniz.

fuzuli kahramanlık yok
şahsen ben yine kuvvet dengesi olmadığı için, kendi düşüncemi yayma, her tarafı fethetme, ele geçirme yolunu tercih ederim. tenkit edilebilir yanları olabilir bu meselenin fakat bu mesele bu mülkiyede ve adileyede çalışan arkadaşlarımız için çok önemlidir bence. hususi öyle devlet memuru olan arkadaşlarımız öyle kahramanlık yapamazlar, fuzuli kahramanlık olur. o sahada daha verimli nasıl olacaklarsa, dinimiz adına, islami düşüncemiz adına... bence bu toplum çapındaki restorasyonu gerçekleştirmelidirler. ve bunun adına bir kısım radikal gibi görünen kimseler, bizim cephemize münafık diyeceklerdir, dönek diyeceklerdir.

ışık evleri, cezayir örneği
biz bu imana ve kurana hizmet düşüncesini evlerimizde gerçekleştirmeye çalışıyoruz. sizin de aşina olduğunuz ışık evlerinde, ışık komplekslerinde gerçekleştirmeye çalışıyoruz. buralarda gerçekleştirilmeye çalışılan bu hizmetin kendine göre, bir sistemi var bir uslübü var.


diyoruz ki müslümanlar, maddi güçleri, kendi ülkelerindeki güç kaynakları, toplumun büyük kesimlerine bu duygu ve düşünce ile ulaşmaları açısından, kıvama gelecekleri ana kadar hizmete devam etmeleri şarttır. yanlış bir şey yapar erken huruç diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa, dünya başlarını ezer. ve müslümanlar'a cezayir'deki hadise gibi yeni bir hadise yaşatırlar. suriye'deki '82 vakası gibi bir fecaat yaşatırlar. her sene mısır'da yaşananlar gibi

diplomatik davranın
dünya islami gelişmeden çok korkuyor. çok dikkatli, çok tedbirli ve temkinli hareket etme mecburiyeti var. bu hizmetin içinde bulunanlar, bu hizmete göre hizmet vermek istiyenler her birisi dünyayı idare edebilecek birer diplomat gibi hareket etmeli. bir yanlışlık bize falso yaşatır. ve bu falsoyla yediğimiz mağlubiyeti sonra telafi edemeyiz. bu defada onlar sizi kıskıvrak derdest ederler bir dahada belinizi doğrultamanıza fırsat vermezler.


dünya firavunlar çağını yaşıyor. toprak firavun bitirmek için pek mümbit. böyle bir dönemde tam özünüzü bulacağınız kıvama ereceğiniz ana kadar dünyayı sırtınıza alıp taşıyabileceğiniz güce ulaşacağınızı ana kadar, o kuvvete temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar, türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır. her adım 20 gününü doldurmadan yumurtayı kırmak gibi bir şeydir.

mahremiyet
böylesine feleğin çemberinden geçenler, inşallah geleceğin fikir işçileri olarak kendi dünyalarını kuracaklar. fakat feleğin çemberinden geçmeyen insanlar kendi acemiliklerine, toyluklarına takılacaklar ve tabi kendi ülkeleri de kendilerinden zarar görecektir. bunca kalabalık içinde ben bu duygu ve düşüncemi mahremce anlattım. ama sizin mahremiyete sadık, mahremiyet mevzunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım.

şarj evleri
isterseniz frenkçe ifadesiyle bu evlere şarj evleri denebilir. bu evlerde dolunur, bu evlerde metafizik gerilime geçilir. bu evlerde planlar projeler üretilir. ve bu evlerde yetişen yüreği pek, imanı pek veya onun sözüyle diyelim, hakiki imanı elde etmiş, kainata meydan okuyan adamlar bu evlerde yetişitrelr. ve bunlar dünyanın fethine açılırlar. bu evler bir doldurma ve boşatma yerleridir. insanlar burada dolar ve sonra gider boşluklara boşalırlar. adeta tezgah gibi işler bu evler.

tekkenin yerine ev
geçmişte bu evlerin yaptığı vazifelerin bazılarını medrese yapar, bazıların mektep yapar, bazılarını tekke yapar, bazılarını zaviye yapar. gel gör ki bu evlerin temeline harç atıldığı zaman, dünyanın o dönem itibarıyla en şereflilerinden birisinin kutlu eliyle harç atıldığı zaman artık medrese yoktu. tekkenin kapısına kilit vurulmuştu. zaviyenin kapısının arkasına sürgü sürülmüştü. o kapıları açmak, o kapılardan içeriye girmek mümkün değildi. bütün bu çok ağır misyonları, bu ağır vazife ve mükellifiyetleri bu evler götürecekti. bütün bu işler ona düşüyordu. ev mektep olacaktı, ev medrese olacaktı ve ulumi islamiyeyi öğretecekti. ev tekke olacaktı, zaviye olacaktı.

meçhul evler
bu evler sizin bildiğiniz gibi minaresi olan öyle ezan okundağu zaman herkesin içine gittiği malum evler değildir. meçhul evlerdir, belirsiz evlerdir. bunlar belirli olamazlar. çünkü o evlere girip çıkanlar yakın takiptedir. elden geldiğince o evler kamufle edilmelidir.

kaynak:arsiv.sabah.com.tr/.../1999/06/19/g01.ht

bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.



  • fetö

    0 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    juhenna

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...