-1
büyük uygur türk imparatorluğu
Büyük Uygur İmparatorluğu, Güneş İmparatorluğu Mu’ya ait en büyük ve en önemli koloni imparatorluğuydu. Uygur İmparatorluğu. Uygur İmparatorluğu Mu’dan sonra, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğu olma özelliğini de taşır.

Uygur İmparatorluğu’nun doğu sınırı Pasifik Okyanusuydu. Batı sınırı yaklaşık olarak bugün Rusya’da Moskova’nın bulunduğu noktaya yakındı. İleri karakollar ise Avrupa’nın iç kısımları boyunca Atlantik Okyanusu’na dek uzanıyordu. Kuzey sınırları belirleyen kayıtlar mevcut olmamakla birlikte muhtemelen Asya’da Arktik Okyanusa (Kuzey Buz Denizi) dek uzandığı söylenebilir. Güney sınırı, Koçin Çini, Burma, Hindistan ve Pers ülkesinin bir bölümüydu

Uygurların tarihî, Arî ırkların tarihidir, çünkü gerçek Arî ırklarının tümü, Uygur Atalardan gelmektedir. Uygurlar, ta Tertiyer dönemlerden itibaren Avrupa’nın iç kısımları boyunca yerleşim zincirleri oluşturdular. İmparatorluk büyük manyetik felâket ve dağların yükselmesi sonucu yok olduktan sonra insanlığın sağ kalmayı başaran gurupları ya da onların soyundan gelenler Avrupa’da yeniden yerleşimler meydana getirdiler. Bu, Pleyistosenik döneme rastgelir. Slavlar, Tötonlar, Keltler, İrlandalılar, Brötonlar ve Baskların hepsi Uygur kökenlidir. Brötonlar, Basklar ve hakikî İrlandalılar, Avrupa’ya Tertiyer dönemlerde gelenlerin torunlarıdır. Manyetik felâket ve dağların yükselmesinden kurtulanların torunlarıdır.

Uygur İmparatorluğu’nun zirvesini yaşadığı günlerde, dağlar henüz yükselmemişti ve bugün Gobi Çölü olan yer, zengin, sulak bir bölgeydi. Uygurların başkenti işte buradaydı; aşağı yukarı Baykal Gölü’nün biraz güneyinde. 1896 yılında bir gurup kâşif, Tibet’te aldıkları bilgiler ışığında, eski Khara Khota kentinin alanını ziyaret ettiler. Onlara Uygur başkentinin Khara Khota harabelerinin altında bulunduğu söylenmişti. Bu harabeleri kazmaya başladılar. Sonra bir kaya, çakıl ve kum katmanına ulaştılar ki kalınlığı on beş metreyi aşıyordu ve nihayet başkentin kalıntılarına ulaşmayı başardılar. Birçok kalıntılar çıkardılar, ancak paralarının bitmesi üzerine bu çalışmadan vazgeçmek zorunda kaldılar. Rus arkeologu Kosloff’a rastlayınca kendisine bulduklarını anlattılar. Daha sonra Kosloff bir keşif gezisi tertipledi ve Khara Khota’daki çalışmayı yeniden başlattı. Kosloff, bulduklarını, Kayıp Kıta Mu’da vermiş olduğum bir raporla aktardı.

Bütün Doğu ülkelerinde karşımıza çıkan efsaneler şöyle der: “Himalaya Dağları da dahil olmak üzere, Orta Asya’nın tamamı, bir zamanlar düzlüktü ve verimli, tarıma elverişli alanlar, ormanlar, göl ve nehirlerle kaplıydı. Mükemmelen inşa edilmiş caddeler ve Kervan yolları çeşitli kent ve kasabaları birbirine bağlardı. Çok iyi inşa edilmiş kentler, muazzam tapınak ve kamu binaları, çok güzel özel evler ve yöneticilere ait saraylar vardı.” Bugün ise, Gobi Çölü’nde, tufanın tüm toprağı söküp yerine çıplak kayalar bırakmadığı kısımlarda, nehir, kanal ve göllerin kurumuş yatakları bariz biçimde seçilebilmektedir. Gobi Çölü’nde bu suların söküp götürdüğü alanlardan çok sayıda mevcuttur.

Uygurların güçlü dönemlerinin hangi tarihlerde olduğu konusunda efsanevî tarih birçok çelişik rakamlar vermektedir. Ne mutlu ki efsanelere bağlı kalmak mecburiyetinde değiliz. Çünkü bir Tibet manastırında bazı Naakal (Ermiş Bilginler’in) yazmaları mevcuttur. İşte bunlardan birinden şu alıntıyı yapmak istiyorum: “Naakaller, 70.000 yıl önce, Anakara’nın Kutsal Metinlerinin kopyalarını Uygur başkentine götürdüler.” Efsanevî tarih, Anakara’dan gelmiş Uygurların Asya’daki ilk yerleşimlerini, bugün Sarı Deniz kıyısında kalan yerde kurduklarını söyler. “Buradan hareketle içerilere doğru yayıldılar. İlk göçleri son derece sulak ve düzlük bir ovaya doğru oldu (Gobi).” Bundan sonra tüm Orta Asya’dan Hazar Denizi’ne dek onlarla ilgili kayıtlara rastlanılmaya başlandı. Sonra, bu kayıtlar, Orta Avrupa’dan Atlantik Okyanusu’na dek uzandı.

Yazılı kaynaklar bize Uygurların pek çok büyük kentlerin bulunduğunu bildiriyor. Bunlar ya dalgalar tarafından alınıp götürülmüşler ya da Gobi Çölü’nün kumları ve çevre bölgelerin altında yatıyorlar.

M.Ö. 500’lerden kalma bazı Çin kaynakları, Uygurları “açık renk saçlı, mavi gözlü” şeklinde tanımlıyor: “Uygurların hepsinin parlak simaları, süt beyaz tenleri, farklı renkte gözler ve saçları vardı. Kuzeyde, mavi göz ve açık renk saç baskındı. Güneyde koyu renk saç ve göz rengine rastlanıyordu.”

Şimdi de şu konuları ele almak istiyorum: Uygur başkentinin yıkılmasının sebebi ve tarihî; zengin, verimli Gobi’nin çöle dönüşme sebebi ve bunun dünya tarihinde hangi periyoda denk geldiği.

Bir manastırdaki eski bir kayıt şöyle der: “Uygurların başkenti tüm insanlarıyla birlikte, İmparatorluğun doğu yakasını boydan boya etkileyen ve her şeyi yok eden bir tufan tarafından yok edildi.” Bu eski kayıt, kesin jeolojik kanıtlarına sahiptir:

Başkentin çatılarından eski Khara Khota’nın temellerine dek, tüm bir katman kayalar, çakıllar ve kumla kaplı. Su basmasının meydana getirdiği bu durumu dünyanın her yerindeki tüm jeologlar kabul ediyorlar. Bu tufan hiç kuşu yok ki, Kutsal Kitaptaki “Tufan”ın, Son Manyetik Felâket’in kuzey dalga akışıydı. 1880’lerde, Baykal Gölü’nün güneyindeki bir noktadan Dena Nehri’nin ağzına ve Arktik Okyanusun ötesindeki adalara dek uzanan jeolojik bir araştırma ekibiyle birlikteydim. Bu güzergâh boyunca yaptığımız gözlemler binlerce yıl evvel, içinde buz bulunmayan dev bir felâket dalgasının, güneyden kuzeye doğru bu bölge üzerinden geçmiş olduğunu ortaya çıkardı. Greenwich’in 1100 doğusundan ötede bu tufanın izlerine rastlayamadık, ama bu dalganın ardında bıraktıkları doğu yönünde yaptığımız seyahatlerin sınırına dek ulaşıyordu. Sibirya’da yaptığımız çalışmalarda hiçbir yerde bu dalgayla âlâkalı olabilecek tek bir buz izine dahi rastlamadık. Her yerde bu dalganın güneyden kuzeye doğru yol aldığı konusunda kanıtlar mevcuttu. Anlaşıldığı kadarıyla Lena Vadisi suyun esas güzergâhını oluşturmuştur.

Lena Nehri ağzının açıklarında Llakoff Adası bulunur. Bu ada mamut ve diğer orman hayvanlarının kemiklerinden oluşmuştur. Tufan onları Moğolistan ve Sibirya düzlüklerinden alıp sürüklemiş ve bu nihaî istirahatgâha bırakmıştı. Bu kemikler de dalgalarda buz bulunmadığını doğrularlar; çünkü buzun olduğu hâllerde beden ve kemikler, Kuzey Amerika’nın doğusunda görüldüğü üzere bir bulamaca çevrilmiş olurlar. Bu durumda böyle kalıntılara rastlanması mümkün olmaz ve Llakoff Adası gibi bir ada da asla meydana gelemez.

Bu tufan, jeolojinin öne sürdüğüne göre Kuzey yarıkürede yaşanmış bir buz çağında meydana gelmiştir. Oysa, kayıtlar, Uygur İmparatorluğu’nun doğu kesiminin başkent de dahil tamamı, üzerinde yaşayan tüm canlılarla birlikte yok olur ve süpürülüp götürülürken, batı ve güneybatı bölgelere hiçbir şey olmadığını söylemektedir.

Dağlar, Orta Asya’yı tüm yönlerde keser ve özellikle de Uygur İmparatorluğu sınırları içinde kalmış bölgeler çevresinde ve içinde dağlık araziler bir hayli çoktur. Tufanı izleyen dönem zarfında dağlarının ortaya çıkışının ne kadar zaman aldığı konusunda hiçbir kaynağa ulaşabilmiş değilim. Dağlar meydana çıkarken, toprak kelimenin tam anlamıyla zangır zangır sallanmıştı ve dünyanın bağırsaklarından kayalar fışkırırken, depremler ortalığı paramparça bir hâle getiriyordu. Bu genel yıkıma bir de volkanların püskürttüğü kızgın lâvlar ilâve olmuştu. Tufan sonrasında sağ kalan Uygurlardan kaçının dağların yükselmesi sonucunda meydana gelen yıkımdan kurtulabildiğini tahmin etmek güçtür, ancak çok az sayıda oldukları kesindir. Dünyanın her bölgesinde dağlar yükseldiğinde durum aynı olmuştur. Tüm bu felâketlerden canlarını kurtarmayı başaran bir avuç Uygurludan birkaçının öyküsü bir başka bölümde anlatılıyor. Gobi boyunca ve Gobi çevresindeki çeşitli dağlar, bölgenin su yollarını değiştirdiler, altlarında yer alan kayaların çatlaması suyu yüzeyden çekti ve yeraltı nehirleri oluşturdu. Yüzeyindeki tüm sular çekilince, Gobi bugünkü hâline döndü: Kumlu, kayalık, yaşanılması güç, kayıp bir arazi. Kuşkusuz, kumluk bölgelerin yüzeyden birkaç metre derininde, su bulunabilmektedir. Biz yüzeyden 2-3 metre derinde su bulmayı başardık.

Efsanevî tarih, Uyguların, Avrupa’nın tüm iç bölgelerine yayıldıklarını anlatır. Kadim bir Hindu kitabı olanManu’nun kitabı’nda şöyle der: “Uygurların Hazar Denizi’nin kuzey ve güney kıyılarında yerleşimleri bulunuyordu.” Bu, muhtemelen, Max Müller’in Pleyistosenik dönemde olduğunu ileri sürdüğü göçtür; Uygurların Avrupa’ya ikinci göçüdür. Bana öyle gözüküyor ki, bilim adamlarının verdiği isimle, Doğu Avrupa’nın ilk yerleşimcilerinin, artık yaşanılmaz hâle gelmiş dağlardan kaçan Uygurların kurtulanları oldukları kesindir. Max Müller de bunu doğrular gibidir, şöyle yazar: “İlk Kafkasyalılar Orta Asya dağlarından gelmiş küçük bir guruptular.” Ayrıca Kafkas ovalarına Pleyistosenik dönem sırasında, yâni dağların yükselmesinden önce de Avrupa’daydılar. Günümüzün Orta Asya kabilelerinden birçoğu zamanı, dağların yükselmesinden itibaren hesaplamaktadır.

Kayıp Kıta Mu’da, Kosloff’un Khara Khoto’da fotoğraflarını çektiği bazı sembolik resimlere yer vermiştim. Bunların deşifrelerini de aktarmıştım.
  • 0
    kaygusuzyazar 8 ay önce
    Kardesim bu yazilari hangi kaynaktan aliyorsun bilmiyorum ama icerisinde goze carpan bircok yanlis bilgi var. Uygur tarihini cin kaynaklarindan takio edilebilir ki uygurlarda maniheizm etkisiyle yazida cok ilerlemis topluluktur. Kaynak belirtir ve bahsedilen olaylari diger kaynaklarla karsilastirdiktan sonra burda yayinlarsan sevinirim
    1
    dunyayikurtaranadam 8 ay önce
    Bunu kayıp kıta mu yazımda söylemiştim puvo bu Uygur o Uygur degil
    1
    80kiloysa79udassak 8 ay önce
    Puro göktürklerden sonraki uygur imparatorluğundan bahsedilmiyor yine uygur soyunun kurduğu var olduğu iddia edilen başka bir Türk imparatorluğu ama tabi özellikle mu kıtası mevzuu pek inandırıcı değil


  • karışık

    Karışık

    23 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    gaddarus

    oxygen
    tombalaci
    kaygusuzyazar
    ilteris
  • bölüm kuralları

    - bölümü takip etmeyi unutmayınız..

    aklınıza bölüm ismi gelmediyse bu bölüme ekleyebilirsiniz..

    ekleyeceğiniz bölümü bulamadıysanız bu bölüme ekleyebilirsiniz..

    bölüm seçmek istemeden koymak istiyorsanız bu bölüme ekleyebilirsiniz..

    başlık fark etmez istediğiniz başlıkta açabilirsiniz..

    - reklam yapmak yasaktır..

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...