-1
hazreti muhammed biyografi

HAZRETİ MUHAMMED

Soyu :

•Hz.Muhammed, Mekke'nin büyük ailelerinden, Kureyş kabilesinin kollarından biri olan "Haşimoğulları"ndandır.

•Babası Abdullah, annesi Amine'dir. Dedesi Abdülmuttalip, Mekke'nin ileri gelenlerindendir.

Doğumu ve Çocukluğu:

•571 yılında Mekke'de dünyaya gelmiştir.

•Doğumundan önce babası Abdullah'ı, Altı yaşında Annesini kaybetmiştir.

•Annesinin ölümüyle sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib'in, sonra da amcası "Ebu Talip" in yanında yaşamını sürdürmüştür.

•Amcası Ebu Talip'in yanında ticareti öğrenmiş, Arabistan dışında Suriye, Yemen bölgelerini tanımıştır.

Gençliği :

•Hz.Muhammed, putlara tapmaz, doğruluktan ayrılmaz, yalan söylemez, kimseyi kırmaz özellikleriyle, akıllı ve olgun davranışlarıyla, doğru sözlülüğü ve güvenilirliğiyle Kureyşliler arasında saygınlık kazanmıştır. Bundan dolayı "Muhammedül Emin" (Güvenilir Muhammed) denilmiştir.

•Ticaret işleriyle uğraşan, Kureyş'in saygın ve zengin hanımlarından olan Hz.Hatice'nin yanında çalışmaya başlamış, bir dönem sonra onunla evlenmiştir.

•Kabe'nin onarımından sonra kutsal sayılan "Hacer ül Esved" in yerine konulması sırasında, Kabilelerin anlaşamamaları üzerine çözüm için Hz.Muhammed'e başvurmaları, onun saygı duyulan, sorunları çözebilecek güce sahip, uzlaştırıcı , kişilik özelliklerini gösterir.

Peygamberliğin bildirilişi:

•Tek bir tanrı, yaratıcı olduğunu düşünen Hz.Muhammed, zaman zaman Mekke yakınlarındaki Hira Mağarasına giderek, burada düşünceleriyle başbaşa kalmıştır.

•610 yılının Ramazan ayının 27. gecesi Cebrail aracılığıyla ilk vahiy kendisine ulaştırılmıştır.

İlk Müslümanlar :

•Hz. Muhammed'in İslamiyet'e çağrısı ile ona ilk inananlara ilk Müslümanlar denilir.

•Bunlar:Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Zeyd'dir.

Mekke Döneminde Meydana Gelen Olaylar :

•İslamiyet'in giderek yayılmaya başlaması üzerine Mekkeliler, Müslümanlar üzerindeki baskı ve işkencelerini artırdılar. Bunun üzerine Hz. Muhammed, Müslümanlardan isteyenlerin Habeşistan'a göç etmesine izin verdi. Hıristiyan Habeş hükümdarının kendileri gibi tek Tanrı inancını benimsemesi ve Müslümanlara iyi davranacağım düşünmesi Hz. Muhammed'in bu kararı almasında etkili olmuştur.

•Mekkeliler, Müslümanlarla her türlü ilişkilerini kesmişler. Bu durum üç yıl sürmüştür. Ticarî ilişki ve akrabalık bağları gibi nedenlerle boykot kaldırıldı.

•Hz.Muhammed'in eşi Hatice ve amcası Ebu Talip'in aynı yıl içinde ölmelerinden sonra Mekkelilerin Müslümanlar üzerindeki baskıları artmış, bunun üzerine Hz. Muhammed, hem İslamiyet'i yaymak hem de güvenilir bir yer bulmak amacıyla Taif kentine gitmiştir. Ancak Taif'liler Hz.Muhammed'e iyi davranmamışlardır.

Akabe Biatları (Bağlılık):

•Medine'deki Hazreç kabilesinden altı kişi, Hac için Mekke'ye geldiklerinde Hz. Muhammed'le görüşmeleri sonucu,islamiyeti kabul etmişler, dönüşlerinde Medine'de İslamiyet'i yaymaya başlamışlardır. Bunun sonucunda 621 'de bir gurup Medine'li, Akabe'de Hz.Muhammed'le görüşmüş, ona bağlı kalacaklarına ve sözlerini tutacaklarına söz vermişlerdir. Bu olaya " I.Akabe Biatı denilir."

•622'de bir gurup Medine'li daha, Hz.Muhammed'le Akabe'de yeniden görüşmüş, İslamiyet'in buyruklarını yerine getireceklerine , Hz.Muhammed'i koruyacaklarına söz vermişler ve onu Medine'ye davet etmişlerdir. Bu olaya da II.Akabe Biatları denilir.

•Akabe Biatları, Müslümanların Mekke'den Medine'ye göçüne, Hicret'e yol açmıştır.

•Hicret(622-Eylül):

•Hz. Muhammed'in, Müslümanlarla birlikte Mekke'den Medine'ye göç olayına "Hicret" denilir.

•Mekke'den Medineye göç edenlere "Muhacir" , Medine'de onları karşılayıp yardım edenlere "Ensar" denilir.

Sonuçları :

•Hicret olayı ile İslamiyet'in yayılışı hızlandı

•Hz.Muhammed ve Müslümanlar , Mekkelilerin baskısından kurtuldu.

•Medine Emirnamesi (Anayasası) hazırlanarak uygulamaya koyuldu

•Hz.Muhammed, Medine'deki Arap ve Yahudi kabileleriyle görüşerek toplumsal barışı sağladı.

•İslam Devletinin temelleri atıldı.

•Hicri takvime başlangıç olmuştur.

Hz.Muhammed'in Siyasi ve Askeri Etkinlikleri:

a. BEDİR SAVAŞI (624):

Nedeni :

•Mekkelilerin, Medinelilere ekonomik baskı yapması üzerine, Hz.Muhammed'in Suriye'den Mekke'ye dönen bir Kureyş kervanını ele geçirmek istemesi.

Gelişme:Mekkeli'ler yenilgiye uğratıldılar. Bazı Mekkeliler tutsak alındılar. Zengin olanlar fidye karşılığı, okuma yazma bilenler on kişiye okuma-yazma öğretmeleri karşılığı, bazıları da karşılıksız serbest bırakıldılar.

Sonuçları:

•Müslümanların ilk büyük savaşı ve başarısıdır.

•Hz.Muhammed'in dini ve siyasi gücü artmıştır.

•Putperest kalan Medineliler de İslamiyet'i kabul etmişlerdir.

•Hz.Muhammed'in esirler, yaralı düşman askerlerinin durumu ve ganimet'le ilgili uygulamaları, İslam Savaş Hukukuna temel oluşturmuştur.

b.UHUT SAVAŞI (625):

Nedeni:

•Mekkelilerin, Bedir savaşı yenilgisinin öcünü almak ve kervan yolları güvenliğini sağlamak istemesi.

Gelişme:Medine yakınlarındaki Uhud dağı eteğinde yapılan savaşta, okçuların yerlerini terk etmeleri üzerine Müslümanlar yenilgiye uğradılar. Hz.Muhammed yaralanmış, amcası Hz.Hamza şehit olmuştur.

Sonuç:

•Müslümanların yenilmesinin temel sebebi, askerlerden bir bölümünün ganimet paylaşımına yönelerek, yerlerini terk etmeleridir.

•Mekkeliler, yenilgiye uğratmalarına rağmen, Müslümanları yok edememişlerdir.

c.HENDEK SAVAŞI (627):

Nedeni:

•Hayber'de bulunan Yahudilerin, Mekkeliler ve çevre kabilelerle ittifak oluşturarak, Müslümanları yok etmek istemeleri.

Gelişme: Uhud savaşından ders alan Müslümanlar, savunma savaşı yapmaya karar verdiler. İran'lı bir müslüman olan Selman-i Farisi'nin önerisiyle, Medine'nin saldırıya açık olan yerlerine, insanların geçemeyeceği genişlikte Hendek kazıldı.

Sonuç:

•Aralarında tam bir anlaşma ve birlik bulunmayan Mekke ordusu istediğini elde edemeyeceğini anlamış ve geri çekilmiştir.

•Mekkelilerin saldırı gücü tükenmiş ve savunmaya çekilmişlerdir.

•Müslümanların son savunma savaşıdır.Saldırı sırası Müslümanlara geçmiştir.

ç.HUDEYBİYE ANTLAŞMASI (628):

Hz. Muhammed, Müslümanlarla birlikte Kabe'yi ziyaret etmek üzere yola çıkmış, ancak Kureyşliler kuvvet göndererek, Müslümanların Mekke'ye girişine engel olmuşlardır. Bunun üzerine Hudeybiye denilen yerde, taraflar arasındaki görüşmelerden sonra antlaşma imzalanmıştır.

Maddeleri:

•Müslümanlar Kabe'yi ertesi yıl ziyaret edebilecekler ve üç günden fazla kalmayacaklar.

•Mekke'li bir kimse İslamiyet'i kabul edip, Hz.Muhammed'in yanına sığınırsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek, fakat bir Müslüman Mekke'ye sığınırsa geri verilmeyecek.

•Taraflardan her ikisi de istedikleri kabilelerle anlaşma yapabilecekler, fakat askeri yardım yapmayacaklar.

•İki taraf birbirleriyle on yıl savaşmayacaklardı.

Önemi :

•Mekkeliler, Müslümanların siyasî varlığını resmen kabul ettiler.

•Barış ortamının oluşması İslamiyet'e geçişi hızlandırdı.

•Mekke'nin fethi kolaylaştı.

d.HAYBER'İN FETHİ ( 629):

Nedeni : Medine'nin kuzeyinde, Şam ticaret yolu üzerinde bulunan Hayber, Yahudilerin elindeydi. Yahudiler Müslümanlar için tehlike oluşturuyorlardı. Buranın alınması aynı zamanda, Şam ticaret yolu'nun ele geçirilmesini ve güvenliğini sağlayacaktı.

Gelişme:Hz. Muhammed, Hayberlilerin savunma yapmasına fırsat vermeden hızlı hareket etmiş, Hayber'i kuşatarak almıştır.

Önemi:

•Yahudi sorunu çözümlenmiş

•Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanmıştır.

Not : Yahudilere, ödeyecekleri vergi karşılığı ((Tarımdan elde ettikleri ürünün yarısı) topraklarında oturma hakkı tanındı.

e.MUTE SAVAŞI ( 629 ):

Nedeni:Bir Müslüman elçisinin, Bizans'a bağlı Gassaniler tarafından şehit edilmesi.

Gelişme ve Sonuç:Hz.Muhammed Zeyd bin Harise(azatlısı) komutasındaki bir orduyu, Gassaniler üzerine göndermiş, Mute yakınlarında; Bizans -Gassani-Arap kuvvetlerinden oluşan orduyla yapılan savaşı Müslümanlar kaybederek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. (Zeyd ve ondan sonraki iki ordu komutanı şehit olmuş, bunun üzerine yönetimi eline alan Halid Bin Velid,Müslümanları daha fazla kayba uğratmamak için geri çekmiştir.)

Önemi:Müslümanların Bizans'la yaptıkları ilk savaştır.

f.MEKKE'NİN FETHİ(630):

Nedeni:

•Kureyşliler, Hudeybiye antlaşması koşullarını, kendi taraflarında olan bir kabileyi destekleyerek bozdular.

•Kureyşlilerin Müslümanlar aleyhindeki etkinliklerinin sona erdirilmek istenmesi.

•Kabe'nin putlardan temizlenmek istenmesi.

Gelişme:Hz.Muhammed kalabalık bir orduyla, Mekke' yi her yönden kuşatmış, direnemeyeceklerini anlayan Mekkeliler teslim olmuşlardır.

Önemi:

•İslamiyet'in yayılmasını hızlandırmıştır.

•Arap yarımadasının fethine ortam hazırlamıştır.

•Kabe, putlardan temizlenmiştir.

g.HUNEYN SAVAŞI (630):

Nedeni: Mekke'nin fethi üzerine , İslamiyeti kabul etmeyen Arap kabilelerinin, Taiflilerin de desteğiyle bir ordu hazırlayıp, müslümanlara saldırmak istemesi.

Gelişme ve Sonuç : Mekke yakınlarındaki Huneyn vadisinde yapılan savaşı, Hz.Muhammed komutasındaki Müslümanlar kazandılar. Kaçanlar Taif'e sığındı.

h.TAİF'İN KUŞATILMASI (630):

Huneyn savaşından sonra, Hz. Muhammed, Taif'i kuşatmış, ancak burasının savunmaya elverişli konumundan dolayı başarılı olamamış, kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır.

Taifliler bir yıl sonra kendileri İslamiyet'i kabul etmişlerdir.

ı.TEBÜK SEFERİ (631):

Nedeni:

•Bizans İmparatoru Herakleios' un, İslamiyetin yayılmasını engellemek amacıyla, büyük bir orduyla Arap Yarımadası üzerine sefere çıktığı haberlerinin ( söylenti ) alınması.

•Bunun üzerine Hz.Muhammed' in , Mute yenilgisinin olumsuz etkilerini silmek ve Bizanslıların Arabistan'a girmesine engel olmak istemesi.

Önemi:

•Hz. Muhammed'in son seferidir.

•Hz.Muhammed döneminde Müslümanlar en geniş sınırlara ulaşmışlardır.

Hz.Muhammed'in Son Zamanları ve Ölümü:

a.VEDA HACCI VE VEDA HUTBESİ:

Hicret'in onuncu yılında Hz. Muhammed Mekke' ye Hacca gitmiştir. Bu onun son ziyareti olduğu için Veda Haccı ( Haccü'l Veda ) olarak , burada Müslümanlara yaptığı konuşma da "Veda Hutbesi" olarak adlandırılmıştır.

Veda Hutbesi'nde Hz. Muhammed; bütün insanların eşit olduğunu, Müslümanların kardeş olduğunu, birbirlerinin canlarına ve mallarına kastetmemelerini, kötü alışkanlıklardan vazgeçilmesini, kadınlara iyi davranılmasını, istemiştir.

b.HZ.MUHAMMED'İN VEFATI (632)

Hz.Muhammed, Veda Haccı'ndan sonra Medine'ye dönmüş, Bizans'a karşı yeni bir sefer hazırlığındayken hastalanarak, 8 Haziran 632 tarihinde altmış üç yaşında vefat etmiştir.

HABER

Peygamberimiz'in kabrinin olduğu cami yıkılacak!

ntv 31 Ekim 2012

Araştırmaya göre, son 20 yılda Mekke ve Medine'deki tarihi eserlerin yüzde 95'i yıkılarak, yerine modern binalar yapıldı. Suudiler, şimdi de Hz. Muhammed'in kabrinin bulunduğu Mescid-i Nebevi'yi yıkıyor.

Hz. Muhammed'in kabrinin bulunduğu Mescid-i Nebevi'nin yıkılarak yerine daha büyük bir cami inşa edileceği iddia edildi. Uzmanlar, Mescid-i Nebevi'yi genişletme çalışmaları sırasında Hz. Muhammed'in kabrine zarar verilmesinden endişe ediliyor.

Suudi Arabistan'ın, kutsal kent Medine'de Hz. Muhammed'in kabrinin de içinde bulunduğu Mescid-i Nebevi'yi yıkarak, yeniden inşa edeceği ileri sürüldü.

Rus televizyonu Russia Today'in internet sayfasındaki habere göre, Mescid-i Nebevi'yi genişletme çalışmalarına Hac ziyaretlerinin bittiği kasım sonunda başlanacak.

Hz. Muhammed'in kabrinin de bulunduğu Mescid-i Nebevi'nin yerine yapılacak dev cami için 6 milyar dolar harcanacak. İnşası tamamlandıktan sonra 1.6 milyon kişiyi alma kapasitesine sahip dev cami beraberinde bir tartışma da getirdi.

İKİ HALİFE'NİN KABRİ DE VAR

Hz. Muhammed'in kabri de Mescid-i Nebevi içerisinde yer alıyor. Uzmanlar genişletme çalışmaları sırasında, kabre zarar verilmesinden endişe ediyor. Hz. Muhammed'in kabrinin bulunduğu Mescid-i Nebevi'in içinde aynı zamanda Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer'in de kabirleri yer alıyor.

17 MİLYON HACI

Suudi yetkililer ise, Mescid-i Nebevi'yi genişletme çalışmalarına gerekçe olarak, her geçen gün artan hacı sayısını gösteriyor. Şu anda kutsal kentler Mekke ve Medine'yi her yıl 12 milyon hacı ziyaret ediyor. 2025 yılında hacı sayısının 17 milyona çıkacağı, İslam dininin kutsal mekanlarının bugünkü şekliyle ihtiyaca cevap veremeyeceği belirtiliyor.

KUTSAL DEĞERLER YOK EDİLİYOR

Washington merkezli düşünce kuruluşu Gulf Institute ise, Mekke ve Medine ile ilgili ilginç bir veri ortaya koydu. Gulf Institute araştırmasına göre, son 20 yıl içerisinde Mekke ve Medine'deki tarihi eserlerin yüzde 95'i yıkılarak, yerine yeni binalar yapıldı.

ECYAD KALESİ DE YIKILMIŞTI

Suudi Arabistan, 2002 yılında Osmanlı döneminde Kabe'yi korumak amacıyla inşa edilen Ecyad Kalesi'ni yıkarak, yerine lüks oteller inşa etti. Mekke'de inşa edilen "Jabal Ömer Kompleksi"nde 520 restorant ve 4 bin 360 dükkan bulunuyor. Kabe manzaralı odaların geceliği ise 500 dolardan başlıyor.

HABER

Sempozyum: İslam Edebiyatında Efendimiz

Zaman 26 Nisan 2014

‘İslamî Türk Edebiyatı Sempozyumu’nda konuşan Süleyman Şah Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sezai Çoşkun, Peygamber Efendimiz’in, bütün varlığın sebebi olduğu gibi Türk edebiyatının da en büyük kaynağı olduğunu belirtti. Coşkun, 1950 yılından bugüne kadar Efendimiz ile ilgili 2 bine yakın şiir kaleme alındığını söyledi.

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen ‘İslami Türk Edebiyatı Sempozyumu’ dün Retaj Royal Hotels’de başladı. Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi Yağmur tarafından gerçekleştirilen ve iki gün sürecek olan ‘Edebiyatımızda Hz. Peygamber’ konulu sempozyumda 39 panelistin sunumları olacak. Programın ilk gününde 15 akademisyen tebliğlerini gerçekleştirdi. Programın açış konuşmalarını, sempozyum koordinatörü Hasan Ahmet Gökçe, İpek Üniversitesi Rektörü Ali Fuat Bilkan ve Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Kaplan yaptı. Efendimiz’in edebiyata muhteva ve dil olarak katkılarını paylaşmak için sempozyumu bu başlık altında düzenlediklerini söyleyen Koordinatör Ahmet Gökçe, sözlerinin devamında ise “İçinde bulunduğumuz ve yaşadığımız günler itibarıyla böyle bir sempozyum düzenlemek gerçekten güç oldu. İnşallah programın bereketinden hepimiz faydalanırız.” dedi.

Efendimiz, Modern insanın

meseleleri için istikamet kaynağı

Süleyman Şah Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sezai Coşkun ise Peygamber Efendimiz’in bütün varlığın sebebi olduğu gibi Türk edebiyatının da en büyük kaynağı olduğunu belirtti. Coşkun, “Klasik edebiyatımızda bütün divanların tertibinde tevhit ve münacatın hemen ardından Peygamber Efendimiz’e naat kaleme alınırdı. Efendimiz’in klasik edebiyattaki en dikkat çekici özelliği şefaatidir. Bütün şairler Peygamber Efendimiz’in yüce sıfatlarını anlattıktan sonra O’nun şefaatini dilerler.” diye konuştu. Daha sonra oluşan yeni Türk edebiyatında ise, Peygamber Efendimiz’in aynı şekilde edebiyatın çok önemli bir kaynağı olduğunu belirtti. Coşkun ayrıca 1950’den bugüne Efendimiz ile ilgili 2 bine yakın şiir kaleme alındığının bilgisini verdi. “Bu şiirlerde ise Peygamber Efendimiz’e bakış biraz değişmiştir.” diyen Coşkun sözlerine şöyle devam etti: “Şairler, Peygamber Efendimiz’in yüce sıfatlarından bahsettikten sonra modern hayatın, günümüz meselelerinin problemleri karşısında eserler kaleme almıştır. Klasik edebiyattan farklı olarak yeni dönemde Efendimiz’e yazılan şiirlerde ‘çağrılma’ ‘gel’ ifadeleri çok fazla kullanılmıştır. Çünkü modern insanın meseleleri için Efendimiz istikamet kaynağı olarak düşünülür. Türk edebiyatı, Yusuf Has Hacib’den itibaren Efendimiz’e en mutena yeri vermiştir. Bunun etrafında birçok edebî tür sadece Efendimiz’i anlatmak için teşekkül etmiştir. Hemen hemen her şair de onun için şiir yazmayı şeref saymıştır.”

Prof. Dr. Ali Fuat Birkan, derginin ilk toplantısını 1998’in Mart-Nisan aylarında Kudret Ünal’ın evinde yaptıklarını, Ekim-Kasım gibi de ilk sayısının yayımlandığını söyledi. Bu sayının ‘Beyan’ başlıklı başyazıyla başladığına işaret eden Birkan, “Bir yönüyle de derginin manifestosu hükmündeydi bu yazı. Yağmur Dergisi yılları içinde söz konusu yazının içeriğinde çizilen çerçeveden hiç sapmadan edebiyatın çeşitli sahalarında tanınmış kişileri konuk etti sayfalarına.” diyerek derginin tarihî gelişimini anlattı. Prof. Dr. Mahmut Kaplan da, “Eğer kaînattan Risalet-i Muhammediye’nin (sallallahu aleyhi vesellem) nuru çıksa, gitse kainat vefat edecektir! Bu beyandan hareketle düzenlenen sempozyum için gönderilen tebliğlerin seçilmesi tatlı tartışmalar eşliğinde yapıldı. Aslında hepsi çok değerli çalışmalardı ve umuyorum ki bundan sonra daha da geniş kapsamlı yapılır bu tür programlar ve bu kutlu yolda hizmetlerine devam eder.” diyerek gelecek yıllarda da bu gibi organizasyonların yapılmasını umut ettiğini belirtti.

Hiçbir beşer için asırlar boyu devam eden zengin bir edebî gelenek yoktur

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Emine Yeniterzi, Peygamber Efendimiz’e (sas) kutsal kitaplarda verilen isimleri (esma-i nebi) anlattı. Yeniterzi, O’nun diğer peygamberlere indirilen suhuftaki isimlerinden, Esmâ-i Hüsnâ, Kuran-ı Kerim ve hadislerdeki isimlerinden bahsettikten sonra dinî ve edebî kültürdeki isimlere değindi. Efendimiz’in Ay’a, Güneş’e, cevhere benzetildiği edebi isimlerinin en meşhurunun kâinatın en kıymetli incisi anlamına gelen Dürr-i Yetim olduğunu söyledi. Yeniterzi’ye göre Peygamberimiz’in hem edebî kaynaklarda hem günlük dilde bu kadar çok isimle anılması, isim sahibinin şerefine delalet ediyor. Hz. Peygamber’in isimleri; O’nun Cenab-ı Hakk’ın huzurundaki özel yerini, ezelî ve ebedî üstünlüğünü, merhametini, şefaatini, her yönden seçkinliğini, ümmetinin gözündeki değerini, O’na duyulan sevgi ve hürmeti dile getiriyor. Peygamberimiz’in özelliklerinin övüldüğü naat-ı şerifleri de aktaran Yeniterzi, Fuzuli’nin Su Kasidesi, Şey Galib’in Müseddes Na’t-ı Şerif’ini, Nabi’nin, Fehim-i Kadim’in ve Zati’nin naatlarından bahsetti ve konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Dünyada en çok na’t-ı şerif yazılır. Dünyada gelmiş geçmiş bütün zamanlarda günümüze kadar Hz. Peygamber dışında başka hiçbir beşer için asırlar boyu devam eden zengin bir edebî gelenek yoktur. O’na inanlar samimi sevgilerini bağlılıklarını Hz. Peygamber henüz dünyayı şereflendirmeden önce başlamıştır. İlk na’t-ı şerif, Efendimiz’in doğumdan yedi asır önce Esad Ebu’l Kerim tarafından yazılmıştır.”

HABER

'Hz.Muhammed'in doğduğu ev yıkılıyor'

ntv 13 Kasım 2014

Suudi yönetiminin yıl sonuna kadar Mekke'de Hazreti Muhammed'in doğduğu binayı yıkacağı iddia edildi.

İngiliz Independent gazetesi, Suudi yönetiminin yıl sonuna kadar Mekke'de Hazreti Muhammed'in doğduğu binayı yıkarak, yerine dev bir kraliyet sarayını inşa edeceğini iddia etti. Habere göre, 500 yıllık Osmanlı sütunları da geçen hafta yıkıldı.

İngiliz Independent gazetesi, Müslümanlar için en kutsal yer olan Mekke'nin yıkım tehdidi altında olduğunu yazdı.

Gazete, Suudi yönetiminin dev bir kraliyet sarayını, Kabe'nin içinde bulunduğu Mescid-i Harem'i genişletme projesi kapsamında inşa edeceğini belirtti.

Genişletme projesi çerçevesinde şimdiye kadar yüzlerce tarihi eser yok edildi.

ABD merkezli Gulf Enstitüsü, lüks oteller, apartmanlar ve alışveriş merkezleri inşa edilebilmesi için Mekke'deki bin yıllık tarihi eserlerin yüzde 95'i'nin yok edildiğine dikkat çekti.

Geçen hafta Hazreti Muhammed'ın Mirac'a çıkışını simgeleyen 500 yıllık Osmanlı Sütunları'nın da yıkıldığı belirtiliyor.

Suudi Arabistan'da yıkıma tepkili olanların ise, cezalandırılacakları korkusuyla konuşmadıkları ifade ediliyor.

Suudi yönetimi, Mescid-i Harem'in kapasitesinin artırılması için yıkımın gerekli olduğunu savunuyor.


  • -6
    nirvana 9 ay önce
    Dedesi yaşındayken 6 yaşında ki Ayşeyle evlenip, 9 yaşında gerdeğe girdiğini de yazsaydın keşke..
    1
    ribbon 9 ay önce
    ulan orospu çocuğu,adam bakmış onlara.
    -6
    nirvana 9 ay önce
    madem o kadar eminsin bu dediğine niye sinirlenip küfrediyorsun, amk gavatı..
    0
    ribbon 9 ay önce
    senin küfreden ağzını sikeyim ben.Adam gibi bir şey paylaştık attığı entrye bak hele orospu cocugu
    -3
    nirvana 9 ay önce
    bak aişe anan ne diyor burada:

    KİTABU MENAKIBİ'L-ENSAR

    43- Peygamberdin Âişe İle Evlenmesi, "Âişe'nin (Hicret'ten Sonra) Medine'ye Gelmesi Ve Peygamberin Âişe İle Güvey Odasına Girmesi Babı

    114-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Ben altı yaşımda bir kız iken Peygamber (S) beni nikâh akdiyle zevceliğe almıştı. (Üç sene sonra) biz Medine'ye hicret ettik. Haris ibn Hazrec oğulları'nın menziline indik. Müteakiben ben sıtmaya tutuldum. Bu hastalıktan dolayı sa­çım döküldü. (İyileştikten sonra) saçım yine gürleşti ve omuzlarıma kadar uzadı. Bir defasında ben arkadaşlarımla beraber salıncakta oy­narken annem Ümmü Rûmân bana doğru geldi de, beni çağırdı. Ben de annemin yanına geldim. Bana ne yapmak istediğini bilmiyordum. Annem elimi tuttu. Tâ evin kapısı önünde beni durdurdu. Ben de yor­gunluktan kaba kaba soluyordum. Nihayet soluğum biraz yatıştı. Son­ra annem biraz su aldı..Onunla yüzümü, başımı sıvazladı. Sonra beni eve koydu. Evde Ensâr'dan birtakım kadınlar hazır bulunuyorlardı. Bunlar bana:

    — Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmete geldin, dediler.

    Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar da benim kılığımı kıyafetimi düzelttiler ve Rasûlullah'a teslim ettiler. Beni hiçbirşey sık­madı, ancak Rasûlullah'ı habersiz görünce sıkıldım. Ensâr kadınları beni Rasûlullah'a teslîm ettiklerinde, ben dokuz yaşında bir kız­dım
    1
    ribbon 9 ay önce
    olmayan şeylere inananların da kabullenemediği durum. gerçek midir bilinmez ama yalan olan o kadar çok şey var ki... bilmem anlatabildim mi?
    -3
    nirvana 9 ay önce
    amk salağı bilmeden küfretme bir daha o zaman, bak bu da sapık bir hocanın onayı var bu olaya: https://www.youtube.com/watch?v=lwvQarF2vKY

    neymiş o zamanlar çok normalmiş diye geçiştirmeye çalışıyor,

    1
    ribbon 9 ay önce
    bu topraklarda daha düne kadar beşik kertmesi denen bir adetleri vardı kundakta ki bebeği nikahlıyorlardı kimse buna bişey demezken onlar kim oluyorda YÜCE ALLAH Resulune dil uzatıyorlar
    -3
    nirvana 9 ay önce
    heh tamam öyle de işte, kabulleniyorum de, koca koca adamların torunları yaşında ki kızlarla evlendirildiği arap kültürü bana sapık gelmiyor de, yalan deme..

    not: yüce allah'ı büyük harfle yazdığın için 40 sevap point kastın..
    nirvana tarafından 9 ay önce düzenlenmiştir.
  • 2
    noauthorityforoldmen 9 ay önce
    hay maşallah iyi azim.
  • -6
    umutcakmak 9 ay önce
    Ayrıca Hz. Muhammed, Türktür.
    -4
    noauthorityforoldmen 9 ay önce
    kardeş ben de öyle biliyorum hatta bulgar göçmeni galiba değil mi?
    -3
    umutcakmak 9 ay önce
    HZ. MUHAMMET TÜRK'TÜR!
    Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nun 1932 yılındaki kurultayında heyet üyelerine “İyice araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz.” diyordu.
    Araştırmacı yazar Muharrem Kılıç, Atatürk’ün bu sözünün izine düşmüş ve Toplumsal Çözüm Yayınları arasından çıkan “Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed” adlı kitabında konuyu etraflıca incelemiştir.
    Sözde dindarlık adına Türk düşmanlığı yapan yobazların bunları iyice öğrenmesinde yarar vardır.
    HZ. MUHAMMET’İN SOYU
    Hz. Muhammet Mekke’nin Haşimioğulları sülalesinden gelmektedir. Haşimiler İslamiyetten önce Kabe’nin muhafızlığını yapan sülaledir. Hz. Muhammet’in dedesi Abdülmuttalip’in babası Haşim bin Abdimenaf da bir Kabe muhafızıdır.
    SÜMER TÜRK’Ü HZ. İBRAHİM
    Tarih öncesi çağlardan beri kutsal sayılan Kabe bir Sümer din adamı olan Hz. İbrahim tarafından onarılmış hatta bazı kaynaklara göre inşa edilmiştir. Hz. İbrahim sonrası Kabe’yi koruma görevi de hep İbrahim soylu sülalelere verilmiştir.
    KABE MUHAFIZLIĞI ÇEKİŞMESİ
    Cahiliye döneminin Arap dünyasında Kabe, hem dini hem de ticari açıdan fevkalade önem taşıyordu. Mekke’nin iki büyük sülalesi de bu fevkalade önem arz eden yapıya muhafız olmak ve onun nimetlerinden nasiplenmek için kıyasıya mücadele ediyordu. Haşimiler ve Umeyye oğulları yani Emeviler... Ancak iki grup arasında önemli bir fark vardı. Haşimiler Kabe’nin ilahi yönüyle ilgiliyken Emeviler Kabe’nin getirilerinden faydalanmanın peşindeydi. Emevilerin Kabe’nin muhafızlığına talip olması üzerine bir hakem heyeti tayin edilerek Haşim bin Abdimenaf ile Emevilerin reisi Ümeyye bin Abdişems arasında bir “şeref müsabakası” tertip edilir. Seçilen hakem heyeti bu müsabakada Haşim’i üstün ilan ederek Umeyye bin Abdişems’in tazminat ödeyip Mekke’den uzaklaştırılmasına karar verir. Umeyye bin Abdişems de bunun üzerine Mekke’yi terk eder ve daha sonraki yıllarda Emevi hanedanının temellerinin atılacağı Şam’a yerleşir.
    Bir hakem olayıyla başlayan Haşimi-Emevi yani Türk-Arap düşmanlığı yaklaşık 150 yıl sonra bir başka hakem olayıyla iyice alevlenecektir. Hakem kararıyla şeref müsabakasını kaybeden Umeyye bin Abdişems’in intikamını, Haşimioğlu Hz. Ali’den halifeliği hakem kararıyla ele geçiren Muaviye alacaktır. Hz. Muhammet’in torunu Hüseyin’in Kerbela olayından önce Türk yurtlarına gitme isteği de Yezit tarafından reddedilmiştir. Bugünkü Suud sülalesi de Muaviye soyundan gelmektedir.
    ARAP-I MÜSTAĞRİBE
    Arap kaynaklarında Hz. Muhammet ve ailesine “Arap-ı Müstağribe” yani sonradan Araplaşmış denilmektedir. Yine Hz. Muhammet bir başka hadisinde “Arap benden ama ben Arap’tan değilim.” demektedir.
    Başka bir nakilde de şu anlatılmaktadır: “Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken bilinmeyen bir dille “Ne güzel üzüm.” dedi. Sahabe anlamayarak “Ya Muhammed, Arapça konuş.” dediler. Yüce Peygamber “Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in diliyle konuşuyorum.” diye yanıt verdi.
    KAŞGARLI MAHMUT
    Kaşgarlı Mahmut, Divanu Lügattit Türk adlı eserinde Hz. Muhammet'in şu hadisini aktarmaktadır:
    "Ey Araplar! Türk Dili'ni öğreniniz çünkü Türklerin Araplar üzerinde çok uzun sürecek bir hakimiyetleri vardır."
    HZ. MUHAMMET’İN AMCASI EBU TALİP’İN KASİDESİ
    Kureyş ileri gelenleri Ebu Talip’in yanına gelmişler ve ona ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini tavsiye etmişlerdi. Hz. Muhammet’in amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe 94 beyitten oluşan “Kaside-i Lamiyye” ile cevap verdi. İşte o şiirden bazı bölümler:
    “Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor
    Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler
    Allah’ın evine ant olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz
    İşleri karmakarış etmeden ne Mekke’yi terk edeceğiz
    Ne de buralardan Türk yurtlarına gideceğiz.”
    Ebu Talip’in bu şiirinde Türk sözcüğünün yanında “Aftalitler” yani “Akhunlar” boyundan söz etmesi oldukça önemlidir. Araplar Hz. Muhammet’in yalnızca milliyetini değil soyunu sopunu da çok iyi bilmektedir.
    HZ. MUHAMMET’İ MEDİNE’YE DAVET EDEN TÜRKLER
    Hz. Muhammet’i Medine’ye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri de Sümer asıllı idiler. Sümerler’in dağılışı sırasında Yemen’e göçmüşlerdi. Medine’ye gelişleri daha sonraydı. Akabe biatında “Muhammed bizdendir.” demişlerdi ve Hz. Muhammet’ten “Kanınız kanımdır.” yanıtını almışlardı.
    HAŞİMİLERİN YARDIMCISI SUREYCİLER
    Haşimilerin bu muhafızlık görevinde en önemli yardımcıları, yine kendileri gibi Hz. İbrahim’in soyundan gelen bir başka kabile olan Sureyc oğulları idi. Savaş sanatlarında, demircilikte ve özellikle de kılıç yapımında usta olan bu insanlar, Emeviler’in en fazla çekindiği, diş geçiremediği gruptu. Sureyciler, Hz. İbrahim’in yine Türk olan Kantura adlı karısından türemişlerdir. Hz. Muhammet’in de Kantura oğulları ile ilgili şöyle bir hadisi de mevcuttur: “Kantura oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacaktır.”
    OSMAN BİN TALHA’NIN KILICINDAKİ TÜRK DAMGASI
    11 Ocak 630’da Hz. Muhammet Mekke’yi fethetmiş, sıra Kabe’nin putlardan temizlenmesine gelmiştir. Müslümanlar ve sahabe Kabe’nin önünde bu tarihi ana şahit olmak üzere toplanmışlardır. Ancak Kabe’nin kapısı kilitlidir ve anahtarı Osman bin Talha’dadır. Kabe muhafızlığı yapan Osman bin Talha da Süreyc kabilesindendir. Osman bin Talha’nın kılıcı bugün Topkapı Müzesi’nde Kutsal Emanetler Dairesi’nde Hz. Osman’ın kılıcı olarak sergilenmektedir. Kılıcın üzerindeki Türk damgası ise gayet açık biçimde görülebilmektedir. Kılıç, Kabe muhafızı Osman bin Talha’dan halife Osman’a geçip Emevileri takiben Abbasi iktidarında Hoca Ahmet Yesevî’ye emanet edilmiştir. Daha sonra da Şeyh Edebali’ye gelmiş ve Osman Gazi’ye teslim edilmiştir.
    MEVALİ-HÜR MÜSLÜMAN AYRIMI
    Emeviler, Arap Müslümanları “hür” Arap olmayan Müslümanları ise “mevali” yani kast sisteminde köleden de aşağı olan parya olarak nitelendirmiştir. Emeviler, kendi kontrollerindeki İslam devletinde mevali olarak niteledikleri Arap olmayan Müslümanların görev almalarını engellemiş ve hatta imamlık dahi yapmalarına yasak getirmişlerdir.
    ARAP EMEVİLERİN KATLETTİĞİ TÜRK SAHABELER
    Hz. Muhammet’in dört gözde sahabesi Hz. Ali, Selman, Mikdat ve Ebu Zer’dir. Bunların hiçbiri Arap değildir ve hepsi Emevilerce katledilmiştir.
    ANITKABİR’DE AĞLAYAN ÜRDÜN KRALI
    Türk soyundan geldiğinin bilincinde olan Haşimoğulları sülalesinden Ürdün Kralı II. Abdullah, Anıtkabir ziyareti sırasında gözyaşlarını tutamayarak ağlamıştı.
    İzlemek için tıklayınız: http://www.youtube.com/watch?v=9MkMaxqMjsk
    Y-DNA ÜZERİNDEN GEN ANALİZİ
    Peygamber soyuna dayanan yazılı soyağacı bulunan Haşimoğulları sülalesinden Ürdün kraliyet ailesinden adı saklı tutulan fakat II. Abdullah olduğunu tahmin ettiğimiz kişinin DNA'ları incelenerek test sonucu J1c3d haplogrubu (L147.1 pozitif) olarak belirlenmiştir. J1 haplogrubu Sümer Türklerine ait bir genetik özelliktir.
    HZ. MUHAMMET’İN CENAZE TÖRENİNE 17 KİŞİ KATILDI
    Hz. Muhammet öldüğünde cenazesi gömülmeden üç gün bekletilmiş ve cenaze henüz ortadayken Halifelik çekişmesi başlamıştır. Arap Emevilerin desteklediği Ebubekir’in halife seçilmesiyle yalnızca 17 kişinin katılımıyla cenaze namazı kılınan Hz. Muhammet, öldüğü odaya ölümünden üç gün sonraki geceyarısında gömülmüştür.
    KURAN-I KERİM’DE HALİFELİK KURUMU YOKTUR
    Halifelik devlet başkanlığıdır ve Kuran’da dini anlamda böyle bir kurum yoktur. Osmanlı’nın askeri açıdan en güçlü olduğu dönemlerde bile yeryüzünde bütün Müslümanların lideri olduğunu iddia eden birden çok Halife olmuştur.
    HALİFELİK EMEVİLERDE
    Umeyye oğullarının akrabası Ebubekir’den sonra devlet başkanlığı (Halifelik) yine Arap Emevilerden Ömer ve Osman bin Affan’a geçmiştir. Hz. Muhammet gibi Türk soylu Haşimoğullarından Ali’nin Halifeliğe gelmesi Arapları hiç mutlu etmemiş ve neticede Muaviye ile egemenlik yeniden Türk olan Haşimi oğullarından Arap olan Umeyye oğullarına (Emevilere) geçmiştir.
    MESELE SÜNNİ-ALEVİ MESELESİ DEĞİL TÜRK-ARAP ÇEKİŞMESİDİR
    Gerek Hz. Muhammet gerekse Hz. Ali döneminde Sünnilik-Alevilik gibi kavramlar yoktur. Müslümanlık bölünmemiştir. Tarihsel olaylar ve özellikle de Yavuz Sultan Selim’in Arap Emevi zihniyetiyle tavır alması bugünkü Sünni-Alevi ayrışmasını doğurmuştur. İşin kökündeki asıl mesele ise Türk-Arap çekişmesidir.
    ARAPLARIN TÜRK DÜŞMANLIĞININ TARİHİ KÖKLERİ
    Yukarıda anlattığımız üzere Haşimi-Emevi çekişmesi Arapların Türk düşmanlığının kökünü oluştururken bir başka neden ise Cengiz Han ve Hülagü Han dönemlerinde Türklerin Araplardan aldığı intikamdır. Arapların Orta Asya istilası Türklerin kendi aralarındaki egemenlik çekişmesi dönemine denk gelmiş ve Araplar tarafından Orta Asya’da büyük bir Türk katliamı yapılmıştır. Daha sonra Göktürk soyundan gelen Cengiz Han’ın Moğolları da egemenliği altına alarak kurduğu Cengiz İmparatorluğu döneminde ve onun devamı olan Hülagü Han’ın liderliğinde Araplara iki kez büyük saldırı düzenlenmiş ve çeşitli kaynaklara göre 1-1,5 milyon Arap kılıçtan geçirilmiştir.
    ATATÜRK’ÜN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NI KURMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİ
    Bu tarihsel süreç içinde Alevi-Hanefi olarak mezhepleşen Müslüman Türklerin İslam algılarının tek potada birleştirilmesini sağlamak Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurmasındaki en önemli amacı olmuştur.
    ***
    ATASEN
    Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası
    -2
    noauthorityforoldmen 9 ay önce
    reha oğuz'u bilen bilir. her şeyin üstünde türk ırkı diye kitapları bulunan bir adam. böyle zihniyetteki adamlara güven olmaz çünkü verileri objektif bir şekilde kendi doğrularına göre yorumlamaya başlar. kaşgarlı mahmut'un hadisi ise sahih hadis değildir. anlıyorum sen yanıp tutuşuyorsun biz türkler şöyleyiz böyleyiz falan demeye ama o iş öyle değil. anlıyorum sen okuduklarını çok iyi ezberleyen sonrasında bunları analiz edemeyen, etmeyen etme ihtiyacı duymayan insansın. tamam. bu yüzden benim dediklerimi de hemen yalayıp yutacağına eminim. hadis mevzusuna döndüğümüzde sahih olmadığı için bu hadisi baz alamazsın. sahih hadis kütübi sitte denilen kitapların arasında bulunur. bu hadis de kütübi sittede bulunmaz. hatta kütübi sittenn doğruluğu, güvenilirliği hakkında da bazı şüpheler vardır. verdiği diğer bir gen örneği ise yahudiler tarafından da kullanılıyor ve bu genlerin yahudi genleri olduğunu söylüyorlar. yamyam gibi hemen atlamayın biraz araştırın. sümerler türk konusu olabilir mi? olabilir. evet geleneklerde benzerlikler var ancak bu direk aynı olduğumuz konusuna gelmez. türklerin o coğrafyalardan göç etmiş ve yeni bir ırk oluşturmuş ama geleneğine de bağlı kaldığını söyleyebiliriz. zaten bu açıdan bakıldığında herkes hem türk, hem yunan, hem yahudi, hem anglo sakson olur. sonuçta bu insanlar bir arada yaşıyorlardı tarihin bir döneminde ve buradan sonra yayılmaya başladılar. türkler sümerlerden eski mi? hayır türkler mö 1700 lerde ortaya çıkarken, sümerler mö 7000lere kadar gidiyor. (eğer doğruysa sümerler ve türklerin ortak olduğu) sümerler türk değil, türkler sümerdir. tamam mı kardeşim. başka bir teori ise ibrahimin çocuklarından ırkların türediğidir ve bu durumda bakarsan sümerler ile türkler illaki birbiri ile bağlantılı olacaksa yine sümerler türk değil, türkler sümerdir. bırakın bu ırkçı, faşist hepimiz en iyiyiz en güzeliz, herkes sikimize kurban kafasını. her gördüğün bilgiye zaaaa bilgiiii diye atlama. biraz tart kafanda. ne diyor peygamber? "faydasız ilimden sana sığınırım."
    -1
    umutcakmak 9 ay önce
    Sümerler Altay dağlarından göçmüşlerdir mezopotamya topraklarına. Brakisfaldirler. Trüklerin aslı Sümerlerden gelir, atalar ortaktır. Reha Oğuz Türkkanın ilim seviyesinden yukarı çıkmadan onu tenkit etmen senin cehaletindir. Akademik seviye olarak o adamın %1 i bile değilsin. Bütün tezi de, uydurma hadise dayanarak çürütemezsin, ayrıca yazı bana ait değil, sadece makale olarak dayanak olsun diye attım. Ayrıca Hz. İbrahimden değil, Hz. Nuhtan türemiştir ırklar. Daha neyin ne olduğunu bilmiyorsun gelip beni eleştiriyorsun.
    0
    noauthorityforoldmen 9 ay önce
    ibrahim'in oğlu ishak ve ismailden soylar türer araştır. rivayete göre ismailden araplar, ishaktan yahudiler gelir. dayanak olarak gösteriyorsan bir makaleyi bundan emin olacaksın. sen sanırsam akademik olarak yazıları pek takip etmiyorsun. çünkü akademik olarak bir makaleyi yazıyor ve yayımlıyorsan bunun içinde hatalı hiçbir veri olmamalı. bloglardan okumakla yapılmıyor ilim. sonuçta çok güzel bir söz vardır. jokey olmak için at olmana gerek yok diye. akademik olarak yüksek seviyeye çıkmayan, sadece papaz olan mendel'in genetik bilimini kurduğu bir gerçek var. bir şeyi değerlendirip analiz edebilmen için çok fazla bilgi bilmene değil düşünmene ihtiyaç var. bu yüzden birine öğrenme, birine analiz yapma diyoruz. haaa dediğim sümer olayına gelmişin bunu sevdim. senin mantığınla türk yok sümer vardır.
    0
    umutcakmak 9 ay önce
    Nuh'un oğlu Sam' dan sami ırkı, Ham' dan Hami ırkı, Yafes'ten ise Türk ırkı gelir. Dediğin Sümer olayına gelmem gibi bir olay yok. Ataları ortaktır dedim. Türk ırkını yok saymak tarihi açıdan yapılacak en gülünç olay olur.
    0
    noauthorityforoldmen 9 ay önce
    ben senin verdiğin bilgilerden yola çıkarak gidiyorum. ortak ataya dayanıyor diye sümer medeniyetini bitirip türk yapan sensin. türk kavramı orta asyadan çıkmadır. ancak bu insanların ataları da önceden mecburen varolacakları için sümerden gelmiş olabilir. sonuçları ırklar topraktan çiçek çıkar gibi çıkmıyor. sen en tepesine kadar gidersen bu işin dünyada ırk ayrımı kalmaz, yunanı anglo saksonu, britonu, kelti hepsi aynı ırk olur doğal olarak.
    -2
    umutcakmak 9 ay önce
    ve aynı görüşü California üniversitesi eski öğretim görevlisi Ordinaryus Profesör Doktor Reha Oğuz Türkkan da savunuyor. Tarihten fani olan zekalara bilgiden bahsetmek cidden zor iş. Allah hidayet versin
    -2
    frostie 9 ay önce
    dinden cikacaksiniz dikkat edin.
    0
    umutcakmak 9 ay önce
    Neden? Araplık kutsal bir ırk mı? Yada Hz. Muhammed araptan gayrı bir ırk olamaz mı? Neyi savunuyorsun anlamadım
    0
    frostie 9 ay önce
    Hiçbir ırk kutsal değilir, ben Hz. Muhammed hakkında götten uydurma saçma sapan şeyler söylememen gerektiğinden bahsediyorum.
    frostie tarafından 9 ay önce düzenlenmiştir.
    0
    ahmetturanozturk 9 ay önce
    O Türk olamaz.
    0
    umutcakmak 9 ay önce
    sebep?
    0
    umutcakmak 9 ay önce
    Hz. Muhammed'in kabilesine “Arab-ı Müstağribe" denirdi. Yani sonradan araplaştırılmış arap.
    -1
    umutcakmak 9 ay önce
    Kardeşim az siktirgit aq. Ne tarih bilirsin ne bi halt bilirsin, kuran kursunda duyduklarınla geliyorsun buraya.
  • 0
    ahmetturanozturk 9 ay önce
    Bu bilgilerin çoğu ispatlanmamış varsayımlardır. Şimdi birkaç kişi bana bunu yazdığım için söver.
    Ayrıca muhammed türk olmayacak kadar araptı, bedeviydi.
    0
    umutcakmak 9 ay önce
    Kureyş kabilesi Arab-ı Müstağribe dir.


  • karışık

    Karışık

    23 takipçi

  • abone ol

  • moderatörler

    gaddarus

    oxygen
    tombalaci
    kaygusuzyazar
    ilteris
  • bölüm kuralları

    - bölümü takip etmeyi unutmayınız..

    aklınıza bölüm ismi gelmediyse bu bölüme ekleyebilirsiniz..

    ekleyeceğiniz bölümü bulamadıysanız bu bölüme ekleyebilirsiniz..

    bölüm seçmek istemeden koymak istiyorsanız bu bölüme ekleyebilirsiniz..

    başlık fark etmez istediğiniz başlıkta açabilirsiniz..

    - reklam yapmak yasaktır..

popi yükleniyor...

popi yükleniyor...

pupu yükleniyor...

pupu yükleniyor...

tepe yükleniyor...

tepe yükleniyor...